Türk Sinemasında Dracula
5 Haziran 2019 Kültür Sanat Sinema

Türk Sinemasında Dracula


Twitter'da Paylaş
0

Drakula İstanbul’da 1950’lerde Türk sinema salonlarında boy gösteren sayısız fantastik filmden yalnızca biriydi. Altmışların sonunda Dracula, Türk sinemasında kel kafalı kötü adam olarak defalarca karşımıza çıktı.

Türkiye’de 1950’lere kadar film endüstrisine dair pek bir gelişme yoktu. Savaşın ardından Türk sineması genişlemeye, yeni fikirler ve yeni temalar oluşmaya başladı. 1952’de Turgut Demirağ Dracula’nın Türk uyarlamasını çekmeye karar verdi. Filmin adıysa doğal olarak Drakula İstanbul'da oldu.

Bu yapımın senaryosu Ali Rıza Seyfioğlu’nun Kazıklı Voyvoda adlı romanı temel alınarak yazıldı. Bram Stoker’ın Dracula’sının serbest bir uyarlamasına benzeyen filmdeki en büyük değişiklik Mina karakteriydi. Jonathan Harker’ın ağırbaşlı sevgilisi bu uyarlamada bir dansöz olarak karşımıza çıkıyordu. Ayrıca Bram Stoker’ın romanında sadece üstü kapalı olarak ima edilen bir ayrıntı, yani tarihi figür Kazıklı Voyvoda ile Dracula arasında bağlantı kurulması filmin en ilginç yanıdır. Başrolde oynayan Türk beyazperdesinin ustalarından Atıf Kaptan’ın Voyvoda yorumu özgün olmakla beraber Dracula’yı ilk sergileyen film olarak bilinen Christopher Lee’nin oynadığı Hammer’ın Dracula’sından beş yıl önce gösterime girdi. 

O günlerde Drakula İstanbul’da, endüstri için öncü bir girişimdi. 1950'lerde özel efektler hakkında pek bir şey bilinmiyordu ve sette doğaçlama bir şekilde ortaya çıkıyordu. Bu nedenle bazen şaşırtıcı sonuçlar elde ediliyordu. Sanat yönetmeni Sohban Koloğlu’nun belirttiği üzere “Bütün efektler, en basiti bile, bir sürü sorun yaratıyordu. Örneğin bir mezarlık sahnesinde sise ihtiyacımız vardı. Zemine çökmüş ve arkadan ışıklandırılmış duman bulutu yapmak zorundaydık. Ama bunu sağlayacak donanımdan yoksunduk. Peki bu bulutu nasıl sağladık? Ekipten otuz kırk kişi, her birinin ağzında üçer dörder sigara, görüntüye girmeyecek biçimde yere uzandılar ve çekim boyunca durmaksızın sigara dumanı üflediler!”

Uzun yıllar boyunca fantastik Türk sineması üç yol izledi. Önce cinleri, dansözleri ve gösterişli kahramanlarıyla Binbir Gece Masalları tarzında kostümlü maceralar geldi. İkinci olarak Dracula ve Tarzan gibi başarılı Amerikan filmlerinin çeşitli taklitleri ortaya çıktı. Son olarak da maskeli süper kahramanların süper kötülere karşı olduğu filmler yapıldı. Drakula İstanbul’da 1950’lerde Türk sinema salonlarında boy gösteren sayısız fantastik filmden yalnızca biriydi. Boğaziçi kıyılarında dolaşan ilk efsanevi karakter Kazıklı Voyvoda değildi. Kendisinden önce Tarzan İstanbul’da (1952) ile Tarzan ve hemen ardından Görünmeyen Adam İstanbul’da (1955) ile Görünmeyen Adam buraları ziyaret etmişlerdi. Daha fazla Doğu etkileri taşıyan Balıkçı Güzeli’nde (1953) dev bir örümcek, Üç Baba Torik’teyse (1953) uçan bir halı vardı. Daha sonra Uçan Daireler İstanbul’da (1955) ile UFO’lar geldi.

Drakula İstanbul’da gösterime girdiğinde kayda değer bir başarı elde etti, ama bu Kazıkçı vampirin Türk perdelerinde yeniden boy göstermesinden neredeyse yirmi yıl önceydi. Altmışların sonunda Dracula kel kafalı kötü adam olarak defalarca karşımıza çıkıyor. Bunların ilki Malkoçoğlu’nun başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı Malkoçoğlu Krallara Karşı’dır (1967). Popüler çizgi roman kahramanı Malkoçoğlu 15. yüzyıl Osmanlı Sarayı’nın yiğit savaşçılarından biriydi ve sayısız maceralarından birinde Kazıklı Voyvoda ile karşı karşıya geliyordu.

Voyvoda yine çizgi roman kökenli başka bir serinin ilk bölümü olan Kara Murat’ta daha büyük bir role sahipti. Burada Kazıklı Voyvoda, 15. yüzyıl Dracula öykülerinden alınmış bir dizi kanlı olaylar zincirinde yer alır. Huzuruna çıkan sultanın elçileri sarıklarını çıkarmayı reddedince Voyvoda onların kafalarına çaktırır. En sonunda Kara Murat bu zorbanın eylemlerine son vermekle görevlendirilir. Yetmişlerin başında yapılan Türk kostümlü macera filmlerinin çoğunda olduğu gibi Kara Murat’ta da karşımıza her an kırbaçlama, dövüş ya da göbek dansı sahnesi çıkabiliyor. Maceranın ayrıntılı kan dökme sahneleri ve cinsel istismarın bu “maço” birleşimi söz konusu filmlerin hitap etmek istediği yaş, beğeni ve beklenti grubunun genişliğine dikkat çekiyordu.

Yönetmenliğini Yavuz Figenli’nin yaptığı Kara Boğa’da (1974) sınırları Drakula İstanbul’da tarafından çizilen bölgeye dönüş yapıldı. Filmin başında Voyvoda’nın bir törenle hayata döndürülüşünü izleriz. Yağma, talan ve masum köylüleri yakma gibi zevkleri olan kötü adamlardan oluşmuş acımasız bir çetenin lideri olan Voyvoda sonunda cesur bir kahraman tarafından, vampirler için geleneksel olarak uygulanan kalbe kazık çakıp kafasını uçurma yöntemiyle öldürülür. O günden beri Voyvoda ölüdür, en azından Türk sineması için. 

Kaynak: Pete Tombs, Uzakdoğu'dan Güney Amerika'ya Fantastik Filmler, Nilgün Birgül, Kabalcı Yayınevi, 2004

Hazırlayan: Aslı İdil Kaynar


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR