Paul Auster 17 yaşındayken Isaac Babel’in hikâyeleri “aklımda bir kapı açtı ve kapının arkasında hayatımı geçirmek istediğim odayı buldum” diyor.Şu anda başucu kitaplarınız neler? Şu anda sadece iki tane var The Library of America basımlarıyla James Baldwin’in Collected Essays ve Early Novels and Stories kitapları. Liseden beri yakın zamana kadar Baldwin okumamıştım (1965’te mezun olduğum göz önüne alındığında çok uzun zaman önce) ve üzerinde çalıştığım roman daha çok ellilerde, altmışlarda geçtiğinden görev aşkıyla, başka bir bakış açısıyla okumaya başladım. Görev çabucak zevk, şaşkınlık ve hayranlığa dönüştü. Baldwin her iki cephede de, hem kurmaca metinler de hem de kurmaca olmayan metinlerde olağanüstü bir yazardır ve benim için 20. yüzyılın büyükleri arasındadır. Sadece cesareti ve cüretkârlığı için değil, sadece muhteşem duygusal aralığı (aşırı öfkesinden üstün hassasiyetine) değil, aynı zamanda yazısının kalitesi ve cümlelerinin zarif biçimi için. Çok ilginç, kitapların ikisini de iki sene önce bitirdim ama hâlâ başucumdalar. Nedenini söyleyemem, sadece orada olmalarını seviyorum. Beni rahatlatıyorlar.
En son okuduğunuz en güzel kitap neydi?
Siri Hustvedt’ın yazdığı denemelerin geniş, çarpıcı bir koleksiyonu olan A Woman Looking at Men Looking a Woman ancak Siri ile evlendiğim için başka bir seçenek sunmama izin ver: 1974’te küçük bir yayınevi tarafından ilk kez yayınlanan Fran Ross’un romanı Oreo, neredeyse hiç ilgi görmedi 2015 yılında New Directions Yayınevi tarafından yeniden basılana kadar adından hiç söz edilmedi. Maalesef, Ross’un yazdığı tek romandı ve daha da üzücüsü 1985’de elli yaşında öldü. Ancak son yıllarda karşılaştığım en güzel, eğlenceli, zekice, komik kitap akademik düzyazı, argo ve Yidiş’i mükemmel bir şekilde harmanlayan yazılmış tamamen özgün bir eser. Yaklaşık 200 sayfadan oluşan bu kısa kitabın her sayfasında yüzlerce kez yüksek sesle güldüm.
Yakın zamanlarda ilk kez okuduğunuz en iyi klasik roman nedir?
Virginia Woolf’un Deniz Feneri romanı. On sekiz yaşındayken Woolf’un birkaç kitabını okudum (Dalgalar ve Orlando: Bir yaşam öyküsü), onlardan pek hoşlanmadım ve önümüzdeki 51 yıl boyunca adını listeden sildim. Ne aptalca bir hata. Deniz Feneri okuduğum en güzel romanlardan biri. Beni delik deşik etti ve sarstı, okurken sürekli ağlamanın eşiğindeydim. Uzun, döngüsel cümlelerinin müziği, duygusunun sade derinliği, yapısının ince ritimleri beni öylesine içine çekiyordu ki elimden geldiğince yavaş okudum, bir sonraki paragrafa geçmeden önce paragrafları üçer dörder kez okudum.
Kimsenin bilmediği en sevdiğiniz kitap nedir?
Weeds of the West, 408 kişilik yabani otlar üzerine uzman bir ekip tarafından yazılan Western Society of Weed Science’ın yayınladığı 628 sayfalık bol resimli bir el kitabı. Renkli fotoğraflara bakması gerçekten çok güzel ancak kitapla ilgili en çok sevdiğim şey kır çiçeklerinin adları. Bu isimlerden yüzlerce var ve bu kelimeleri yüksek sesle okumaktan duyduğum mutluluk ruh halimi her zaman değiştiriyor. Amerikan dünyasının şiiri.
Bize en sevdiğiniz New York hikayelerini anlatır mısınız?
Onlarca yıl boyunca toplanmış, o kadar çok hikâye var ki, ama son başkanlık seçim kampanyasında adaylardan birinin göçmenlere olan nefreti ortaya çıktı, bunu size anlatacağım çünkü başrolünde bir göçmen var. Brooklyn’deki kırtasiyemin sahibi Çinli bir adam. Onun yardımcısı Meksikalı ve kasacı kadın Jamaikalı. Birkaç ay önce serin bir akşamüstü kasanın önünde aldıklarımı ödemek için beklerken Jamaikalı kasiyer burnumun (soğuk hava nedeniyle) aktığını fark etmiş, bunu bana söylemek ya da görmezden gelmek yerine mendil kutusundan temiz bir mendil alıp tezgahın arkasından uzanıp burnumu sildi. Kibarca, ve özellikle eklemeliyim, hiçbir şey söylemeden. İznim olmadan bana dokunması yanlış mıydı? Hiç şüphesiz bazıları öyle düşünürdü. Fakat benim açımdan olağandışı bir iyilik hareketiydi ve bana yardım ettiği için teşekkür ettim. Brooklyn insanından başa bir hayat örneği.
Yazarken ne okuyorsunuz? Ve yazarken ne tarz kitapları okumaktan kaçıyorsunuz?
Bir roman üzerinde çalışırken kurmaca metinler okumuyorum, sadece bittikten sonra ya da yeni bir şeylere başlamadan önce okurum, ancak şiir, tarih ve biyografiler kabul edilebilir, yazdığım şeyle ilgili çeşitli şeyleri araştırmama yardımcı olan kitaplar da kabul edilebilir. Gerçek şu ki, gençken okuduğumdan çok daha az okuyorum ve kendi kitaplarımı yazma mücadelesi (hem fiziksel hem zihinsel olarak) çok yorucu olabildiğinden, akşam yemeğinden sonra kanepeye çöküp, televizyonu açıp (beyzbol sezonunda) Mets’i ya da Siri ile beraber TCM’deki eski filmleri izliyorum. Benim alçakgönüllü görüşüm, son 20 yılda Amerikan hayatında kaydedilen en büyük iki gelişme, TCM’nin (herkesin oturma odasına kaliteli sinema!) icadı ve kendinden yapışkanlı posta puludur.
Hangi kitabı sizin kütüphanenizde bulmak insanları şaşırtabilir?
Pedro Caralino’nun English as She Is Spoke: The New Guide of the Conversation in Portuguese and English kitabı, 1883’te Amerika’da ilk kez yayımlandı ve Mark Twain tarafından tanıtıldı. Twain’in söylediği gibi, “Hiç kimse bu kitabın saçmalığına katkıda bulunamaz” ve aslında gülünç, dilin en ufak bir kavrayışına sahip olmayan biri tarafından yazılan bir İngilizce kılavuz.
Şimdiye kadar size hediye edilen en iyi kitap neydi?
17. doğum günümde hediye edilen The Collected Stories of Isaac Babel. Aklımda bir kapı açtı ve o kapının arkasında hayatımı geçirmek istediğim odayı buldum.
En sevdiğiniz kurmaca kahramanı ve en sevdiğiniz kötü adam kimdi?
Don Kişot ve Raskolnikov.
Çocukken nasıl bir okurdunuz? Hangi çocuk kitapları ve yazarları sizi etkiledi?
Annemin bana defalarca okuduğu Peter Rabbit hakkında canlı anılarım var. Ayrıca Hans Cristian Andersen’in üç ciltlik hikâyeleri. Dokuz ya da on yaşımdayken, büyükannem bana Robert Louis Stevenson’ın altı ciltlik bir kitabını verdi, bu da şunun gibi parlayan cümleler yazmamı sağladı “Lordumuzun dönemlerinde 1751’de, öfkeli bir kar fırtınası içinde göz gözü görmeden oradan oraya tökezliyordum; atalarıma dönmeye çalışıyordum.” 10 ya da 11 yaşında kendi paramla ilk satın aldığım kitap Edgar Allan Poe’nun Bütün Şiirleri ve Öyküleri. İlk büyük edebi tutkum Conan Doyle’un Sherlock Holmes’u. En büyük gençlik hatam satın aldığım ikinci kitaptı. Boris Pasternak Nobel Ödülünü kazandı ve birden dünyada en çok konuşulan yazar oldu. Bütün o yaygaranın ne hakkında olduğunu öğrenmek istiyordum, “Doktor Jivago”nun bir kopyasını aldım. Yaklaşık 11 yaşındaydım. Bir sayfa okuduktan sonra hiçbir şey anlayamayacağımı fark ettim. Vazgeçmek zorunda kaldığımda kapasitemin çok daha ötesindeydim. Bugün hâlâ Doktor Jivago'u okumadım. O zamandan beri Pasternak’ın sayısız şiirini okudum ancak bir tek romanına geri dönmedim.
Akşam yemeğinde bir edebiyat partisi düzenliyorsun. Ölmüş ya da yaşayan hangi üç yazarı davet ederdin?
Charles Dickens, Dostoyevski ve Hawthorne.
Hayal kırıklığı yaratan, abartılmış, yeteri kadar iyi olmayan, seveceğinizi düşündüğünüz ve sevmediğiniz kitap hangisi?
Huckleberry Finn’in Maceraları'nı sevmedim değil. Aslında, romanın ilk üç bölümü şimdiye kadar bir Amerikalı yazar tarafından okuduğum en iyi şeyler arasındadır ve bu muhteşem ilk üç bölüm hakkında neredeyse herkes benimle aynı fikirde. Ancak böyle heyecanlı bir başlangıç yaptıktan sonra Twain el yazmasını bıraktı ve yıllarca geri dönmedi. Kitabın ikinci üç bölümü hala iyi, genellikle mükemmel (Huck ve Jim’in nehirde renkli karakterlerle dolu sahneleri) ama yine de ilk üç bölümün derinliği ve özgünlüğü yok. Daha sonra son üç bölümde Tom Sawyer hikayeye girdiğinde kitap ayrılıyor. Çok genç bir ruh ve ses tonuyla Jim’e yaptıkları acımasız şaka daha önce olan her şeye aykırı görünüyor.
Çeviren: Yaprak Sayın
(New York Times)






