Yağmurdan Sonra...
20 Ağustos 2018 Sinema

Yağmurdan Sonra...


Twitter'da Paylaş
0

Görme engelli bir müzisyen, şahit olduğu bir ölüm vakası, acısı ruhlardan hiç silinmeyecek yaralar ve kapanmayan eski hesaplar... Karanlıkta, arkaplanını Bosna Savaşı’nda yaşanmış bir trajediye dayayan ama inandırıcılığını ve çekiciliğini kimi noktalarda kaybeden bir gerilim...

Eski hesapların görüldüğü Batı merkezleri... Yugoslavya’daki iç savaş sürerken bir yandan da meselenin yakıcı yanlarını perdeye taşıyan filmler izleniyordu. Bu toplam içinde en derin iz bırakanlarından biri de kuşkusuz Yağmurdan Önce’ydi (Before The Rain). Milcho Manchevski’nin yapıtının yolu bir şekilde Londra’ya uğruyordu.

Bugün artık söz konusu coğrafyada Tito gibi bir birleştirici unsurla tutulduktan sonra dağılan ve kendi kaderlerini tayin etme hakkına kavuşan ülkeler var. Ama eski hesaplar ve kapanmayan yaraların büyük bir kısmı yerinde duruyor. Haftanın yenilerinden Karanlıkta (In Darkness) eski bir formülü politik sulara çeken ve böylesi bir yolla gerilim yaratmaya çalışan bir film. Yönetmenliğini Anthony Byrne’ün üstlendiği yapımda görme engelli bir müzisyenin (piyanist kendisi), oturduğu dairenin üst katındaki genç bir kadının ölmesiyle başlayan ve kendisinin de içine dahil edildiği bir süreç anlatılıyor. Olaya el koyan dedektif, müzisyeni (ismi Sofia) sorgularken hayatını kaybeden kızın (Veronique) babasının geçmişi bulanık bir Sırp işadamı (Radic) olduğu anlaşılıyor. Dedektif, ölümün bir intihar mı yoksa bir cinayet mi olduğu üzerine araştırmaya koyulurken Marc adlı bir genç de Sophia problem yaşamaya başladığı her anda devreye giriyor. Biz seyirciler de bütün bu akışta olayın gizemini bir anlamda dedektifle birlikte çözmeye çalışıyoruz...

Uğur Vardan Karanlıkta

Amaç Hitchcock’vari bir gerilim ama...

Karanlıkta fena başlamıyor; görüntüyle olmasa da sesle tanık olunan bir ölüm, peşi sıra maktulün geçmişi dolayısıyla çözülmesi gereken bir gizem, kökleri Bosna Savaşı’na uzanan eski meseleler vs. vs... Acısı ruhlarda hissedilen yaraların kaşındığı ve eski hesapların görülmeye çalışıldığı Londra esprisiyle Yağmurdan Önce’yle hafiften akrabalık kursa da Karanlıkta’nın asıl derdi Hitchcock’vari bir gerilim. Lakin yönetmen Byrne’ün ana karakter Sofia’yı canlandıran Natalie Dormer’la birlikte kaleme aldığı senaryo, seyirciyi terse yatırma konusuna fazla bel bağlamış ve bir noktadan sonra sürekli şaşırtmaca hali inandırıcılık sorunu yaşanmasına ve dikkatinizin dağılmasına neden oluyor. Oysa Hitchcock’un gerilim türüne ve asıl olarak sinemaya bıraktığı miras ‘sadelik’ti. Eğer çıtayı kafaları bulandırma adına yükseğe koymaya çalışırsanız bir hayli maharetli bir sinemacı (yaratıcı) olmanız lazım; ne yazık Karanlıkta ekibinde böylesi bir ışıltı, ortaya çıkan ürün itibariyle pek görülmüyor! 

Sonuç? Kadrosu gayet iyi isimlerden (Natalie Dormer, Ed Skerein, Noely Richardson ve Batılı bir eleştirmenin ifadesiyle ‘Paparazzilerin gözdesi’ Emily Ratajkowski vs.) müteşekkil Karanlıkta, belli bölümleriyle ilginç ve çekici ama genel bir çerçevede vasatı aşamayan bir gerilim olmuş.

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR