İnsan hiç almadığı sevgiyi vermeyi de o sevginin değeri görülmediğinde oradan gitmeyi de öğreniyor.
“Bir çocuğu kaybettiğinizi nasıl anlarsınız? Tek bir anıdan müteşekkil olamaz, bu küçük aşamalarla gerçekleşen bir şey. Tuhaf, küçük değişiklikler, farkına bile varılmayan detaylar. Fakat mutlaka bir başlangıç noktası olmalı, aniden sıçrayan bir mesafe. Aile ve çocuk arasında bir uçurum. Bu uçurum bir kez oluştu mu kopuş sadece devam eder. Çünkü en başından yoktur, değil mi? Yoksa var mıdır?” (s. 89)
Elimin altında yine nereden tutup yazmaya başlayacağımı bilmediğim bir roman var. Alex Schulman’ın Timaş Yayınları tarafından İsveççe aslından Zeynep Tamer’in çevirdiği Malma İstasyonu. Roman bir yanıyla kocaman bir klişe bir diğer yanıyla anlattığı klişe konunun evrenselliği ise insan hayatı var olduğu müddetçe sürecek bir mesele. Anneler, babalar ve çocukları! Klişeler hayat kurtarır klişesi misali yeryüzünün bir yerlerinde tek istenmeyen çocuğun siz olmadığınıza dair evrensel hikayeler dinlemek, birkaç seans bile olsa terapiye gitmeyi azaltır mı?
“Çocukluk, adeta modern bir sanat eseri gibi açıklanamaz bir yerleştirmeden ibaret. Anlaşılmaz ve lüzumsuz.” (s. 186)
Yazıya uygun bir fon müziği olsun diye Vazgeç Gönül şarkısını açtım. İnsan önce ailesinden, evinden vazgeçer çünkü kendi yolunu bulmanın yollarından biridir anneyi ve babayı arkada bırakmak, öldürmek. Peki ya anne ve baba boşanınca neler olur? Birinden birinde kalmak zorunda kalan çocuklara adalet nasıl dağıtılır? Kendinin bir kez bile istenmeyen olduğunu duyan bir çocuk, geri kalan hayatını istenmek için ne kadar çaba sarfederek sürdürmeye çalışır? Hayat kocaman bir telafiden örülüyse, hep vermeniz ve hiç almamanız gerekiyorsa, yeryüzünde var olmadığınızı düşünüyorsanız ne yaparsınız? Bütün bunları düşünen pek çok insan vardır, kimi insan aile problemlerini aşmayı ya da halı altına süpürmeyi öğrenir ve kendine yeni bir hayat inşa eder, buna da iyileşmek der. Ki bu iyileşmenin de pek çok tetikleyici noktası olur. Bir anda biri bir cümle kurar, iyileştiğini düşündüğünüz kalbiniz olur olmadık bir yerde patlar. Kimi ise hayatını beni neden sevmediler cümlesiyle geçirir gider. Oysa çocuklar olarak hepimiz için geçerli bir tek şey var, bizim suçumuz değil.
Romanın kahramanları Anne ve Baba, bir fotoğrafçı olan Baba’nın gerçek adını ilerleyen zamanda öğreniyoruz. Bir akşam otururken hangi çocuğun kimin yanında kalacağını konuşmaya başlıyorlar ve çocuklar odalarından bu konuşmayı duyuyor. İki kızları var Amelia ve Harriet. Sürekli birbirleriyle kıyaslanıyorlar. Anne Amelia’yı, baba ise geçinmesi daha zor olan Harriet’ı alıyor. Harriet bu ayrılıktan sonra kardeşi Amelia’yı iki kez, annesini ise sadece bir kez görüyor.
“Hayatta sadece bir kez,” dedi gecenin kararlığında yürürlerken, “sadece bir kez kendini göreceksin ve bu hayatının en mutlu ya da en acı anı olacak.” (s. 35)
Harriet ve Oskar bir tren yolculuğunda karşılaşıyorlar, birkaç saat sonra ise kendilerini aynı evin içinde buluyorlar, sonrasında hayatları çok hızlı bir şekilde birleşiyor ve kızları Yana doğuyor. Harriet kütüphaneci, Oskar ise yaşamak istediği evleri başkalarına gösteren bir emlakçı.
Malma İstasyonu ise hikayenin üç kadının da geçtiği bir tren istasyonu. Anne, Harriet ve Yana o tren istasyonunda farklı zamanlarda bulunuyor. Romanın mekânsal olarak temelinde trenler ve istasyonlar var. Rayların sesleri metnin içinden kulağınıza geliyor. Metin geçmişle bugün arasında gelip gidiyor, kişiler tek tek olayların diğer tarafını anlatarak sizi temel hikâyeye taşıyorlar.
Yana, annesi Harriet’ın onu 11 yaşındayken terk ettiğini düşünüyor. Sonrasında babasıyla uzun sessiz yıllar geçiriyor. 18 yaşına gelir gelmez de evden ayrılıyor. Hayatını bir tren garında bilet keserek geçiriyor. Babasının ölüm haberini aldığında aile geçmişine dair bir yolculuğa çıkıyor. Baba evinde bulduğu fotoğraflar onun da yolunu Malma İstasyonu’na uzatıyor. Yana’nın geçmişe yolculuğunda okur Harriet’in ve Oskar’ın geçmişlerine gidiyor, ilişkilerini ve çocukluklarını gözlemleme fırsatı oluyor.

Bir başka tanımla annenin kaderi kızının çeyizidir atasözü bu romanın içinde hayat buluyor. Romana klişe demem ya da bu deyimle anlatmam romanın kötü olduğu anlamına gelmiyor. Hele de canı yanmış bir kız çocuğuysanız eğer kendinize ait pek çok şey bulabileceğiniz ve derdinizi evrenselleştiren bir roman elinizdeki. Zaten bir solukta okuyacağınıza da adım gibi eminim. Çünkü özellikle Harriet ve Yana’nın başına neler geldiğini öğrenmek isteyecekseniz. İnsan bir kavuşmanın peşine birkaç saat aralıksız kitap okuyabilir. Kavuşmanın olup olmadığını okuyunca keşfederseniz.
Yazar Alex Schulman, 1976 yılında İsveç’te doğmuş. Gazeteci, blog yazarı, televizyon ve radyo sunucusu olarak oldukça başarılı bir kariyere sahip. Yazdığı kitaplar hızlıca çok satanlar listelerinde yer alıyor. Daha önce yayımlanan Hayatta Kalanlar romanını okuma fırsatım olmadı, Zeynep Tamer’in başarılı çevirisiyle okuduğum Malma İstasyonu ise yine bir çok satar roman elbette.
“Dünyanın yerinden oynadığını hissettiğin her an, korktuğunu ya da endişelendiğini hissettiğinde yapman gereken şey bu,” diyor. “Hadi tekrarla. Yalnız değilsin.” (s. 253)
Dilinin basitliği, hikâyenin evrenselliği ve hepimizin canını bir yerden yakan yalnızlıkla baş etmeye çalışan çocukların dünyası bir istasyon. Harriet geçmiş anılarına hep saplanıp kaldığında kendine “yalnız değilsin” diye fısıldıyor romanın içinde. Ben ise bunun tam tersini yapıyorum, terkedilmiş bir çocuk olarak kendime sürekli yalnız olduğumu ve arkamı kollamam gerektiğini söyleyip duruyorum. Çünkü bu çağ kendi içinde kaybolup gitme lüksü vermiyor insana. Gelecek önümüzde yazılı, geçmiş ise zihnimizin içinde ve çoğu zaman anlatılarak değiştirilebilir, gerçeği bir tek siz bilirsiniz. Babamız ya da annemiz bizi sevmemiş ve hatta seçmemiş olabilir, olanlar bizim suçumuz değil.
İnsan hiç almadığı sevgiyi vermeyi de o sevginin değeri görülmediğinde oradan gitmeyi de öğreniyor. Sevilmeyi öğrenmek ise bütün bunlardan çok daha uzun sürüyor. İncinen yerlerinize bakın, yalnız olduğunuzu tekrarlayın, sizin suçunuz değildi ama artık kendi tercihlerinizi kabullenmenin de zamanı geldi.






