Yaratıcılığın Sınırlarını Genişleten Bir Roman
26 Şubat 2018 Edebiyat

Yaratıcılığın Sınırlarını Genişleten Bir Roman


Twitter'da Paylaş
0

Neyin kurmaca, neyin gerçek; neyin roman içinde roman, neyin romanın içindeki yazarın gerçek hikâyesi, neyin onun da yazdığı roman olduğu... bunlar hep iç içe geçer.
Semih Gümüş
Alejandro Zambra’nın yazdıklarını okudukça, edebiyatın ne olduğuna ilişkin bilgimizin hep sınırlı kaldığını görüyorum. Latin Amerika edebiyatında genç kuşakların büyülü gerçekçiliğin sınırlarının dışına çıktığını görüyoruz. Orada da kendilerini geleneksel akımın dışına savuran genç yazarların arayışları tartışılıyor. Bizim yeni tanımaya başladığımız Mario Bellatin, Juan Pablo Villalobos, Alejandro Zambra gibi yazarlar, sahip oldukları büyük edebiyat geleneğini yenilemeye başladı. Kendini önce anlatı tekniklerinde ve dilinde gösteren bu yeni arayışların yakından izlenmesi, genç kuşak yazarların önüne yeni ufuklar açabilir. Alejandro Zambra, Pinochet dönemini anlatan yazarların ilk akla gelenlerinden. Eve Dönmenin Yolları da kendine özgü sorgulama biçimiyle bu kaygının parlak örneklerinden. Askeri darbelerden sonraki acı yılların romanları Şili’de de her şey soğuduktan sonra gelmiş olmalı. Bunu içeriden izlemedim elbette, bu arada Isabelle Allende’nin yazdıkları epeyce okundu ama genç yazarların kendi edebiyat geleneklerinin dışına çıkarak buldukları yeni biçimler içinde yazdığı romanlar sanırım yenilerde ortaya çıkıyor. Eve Dönmenin Yolları’nın hikâyesi şöyle başlıyor: “Bir keresinde kayboldum. Altı ya da yedi yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti, birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum ve eve onlardan önce vardım – ümitsizlik içinde beni arıyorlardı. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu.” Bu hemen olağanın dışına çıkaran çok çağrışımlı başlangıç, hem ilk bölümdeki hikâyenin kahramanı olan çocuğun bakış açısını taşıyor, hem de Eve Dönmenin Yolları’nın yazarının. İlk paragraflardaki, “Bazen bu kitabı sadece ve sadece o konuşmaları hatırlamak için yazdığımı düşünüyorum,” sözleri de aynı çocuğun hayatından çıktığına göre, çocuk ile romandaki yazarın aynı kişi olduğu hemen anlaşılır. Çocuğun hikâyesi büyük Şili depreminin olduğu gece, 3 Mart 1985’te başlıyor. Oturdukları yerde tanıştığı Claudia ile tanıştığı gecedir de o gece. “Claudia on iki yaşındaydı, bense dokuz, bu yüzden arkadaşlık etmemiz imkânsızdı,” diye düşünür çocuk ama uzun sürecek bir arkadaşlığın başlangıcıdır bu ve okuduğumuz romanı yazma nedeni olan konuşmalar da Claudia ile sürekli konuşmalarıdır. Romanın Hikâyesi ile Romanda Yazılan Hikâye Eve Dönmenin Yolları iki düzeyde sürüyor. Birinci ve üçüncü bölümlerde, anlatıcının yazdığı romanın hikâyesi –Claudia ile kendisinin yaşadığı hikâye– var: anlatıcının gerçek hikâyesi ama aynı zamanda romana dönüşen hikâye. İkinci ve dördüncü bölümlerde, romanın anlatıcı-yazar kahramanı birinci ve üçüncü bölümlerde yaşananların romanını yazıyor. Ama bu arada sonradan romanı yazılacak hikâyenin bir yerinde, “Claudia gitti, ben de bu kitabı yazmaya başladım,” der anlatıcı. Neyin kurmaca, neyin gerçek; neyin roman içinde roman, neyin romanın içindeki yazarın gerçek hikâyesi, neyin onun da yazdığı roman olduğu... bunlar hep iç içe geçer. İlk bakıştaki bu karmaşanın yakın bir okuma içinde hemen anlaşılır oluşu da okur ile roman arasındaki köprüyü oluşturur. Claudia, romanın kahramanı çocuğa, amcası olarak tanıttığı babası Raul’u izleme görevi verir. Çocuk (bir adı yoktur), Pinochet rejiminin karanlık günlerinin fakında değildir. Raul gizli görevler almıştır, yeraltında yaşamaktadır. Bu arada depremin yıkıcı etkisi Pinochet rejiminin baskıcı atmosferiyle birleşmiştir. Çocuk depremi de tam anlamıyla hissetmez; “İyi haber, okulun hemen açılmayacak olmasıydı,” diye düşünür. İnsanların üstüne çökmüş iki karanlık gölge olağan biçimde yaşanmaktadır işte; böyle anlatır Zambra ve roman bu olağanlıkta okunurken güçlü bir iz bırakmayı başarır. Anlatıcı-yazarın babası, Allende yanlısı ya da karşıtı ya da Pinochet yanlısı ya da karşıtı olmamıştır ama, “Pinochet bir diktatördü, biliyoruz, birilerini öldürdü, ama en azından o zamanlar memlekette bir düzen vardı,” diye düşünmektedir. Eve Dönmenin Yolları’nın II. Bölümü, “Roman yavaş yavaş ilerliyor. Sanki varmış ya da bir zamanlar var olmuş gibi Claudia’yı düşünüyorum,” diye başlıyor. Neden sonra yeniden karşılaştığı çocukluk aşkından kurmaca bir roman kahramanı gibi söz etmeye başlayan yazar kahramanımız, roman kahramanlarının soyadlarının olmamasının hoşuna gittiğini belirtir arada. Özel Bir Anlatım Biçimi Zambra uzun betimlemeler yapmak yerine, hep zorunlu, en vazgeçilmez olanı anlatıp geçmeyi, böylece anlatıyı olabildiğince yoğunlaştırmayı seçtiği bir anlatım biçimi kuruyor. Bonzai’de de böyle bu, Eve Dönmenin Yolları’nda da. Romanın yazar kahramanı, okul yıllarında evde bulduğu birkaç romandan biri olan Madam Bovary’yi okurken, betimlemelere katlanamadığını söyler kendi kendine. Bu dolaylı göndermeler Zambra’nın gerçek duyguları ya da düşünceleriyle örtüşür. Ayrıntılar önemlidir ama onların çevresini örmeye çalışırken dallandırıp budaklandırmak yersizdir onda. Üç romanı da kısadır Zambra’nın, gene ayrıntılardan çıkar üçü de ama betimlemeleri çoğaltmayan, asıl kişilerden çıkıp ikincil kişilere yoğunlaşmayan, odak noktasındaki sorunu neyse onun çevresinde sıkıca dolanmaya çalışan bir anlatım biçimiyle. Eve Dönmenin Yolları’nın “Ana Baba Edebiyatı” adı ikinci bölümünde, hikâyesi birinci ve üçüncü bölümde anlatılan romanın, romanın yazar kahramanınca yazılma sürecinden de söz ediliyor. Roman içindeki romanın yazar kahramanı (romanın kahramanıyla aynı kişi), Claudia ile yirmi yıl sonra yeniden karşılaşma sahnesini yazdığını anlatırken, “Sonuç hoşuma gitti,” der, “ama bazen karakterlerin tekrar görüşmemesi gerektiğine inanırım. Birçok kez birbirlerinin yanından geçip gitmeleri, aynı sokaklardan yürümeleri, hatta tezgâhın iki yanında birbirlerini tanmadan konuşmaları gerektiğine.” Öte yandan, romandaki hikâyeyi yaşayan çocuk – onun hikâyesini yazan roman kahramanı – romanın gerçek yazarı arasındaki iç içelik, bir kurmaca oyunu olarak bizi düşündürür. Yazınsal bakımdan değerli bir ilişkidir bu: Zambra, oynadığı kurmaca oyunun yalnızca bir oyun olduğunu düşündürtmez. Klinikte karşılaştığı doktor, yazara, “senin yazdıkların gibi kısa da olsa kitap okumaya vaktim yok,” der. Kısa romanlar yazan hem romanın kahramanıdır, hem de romandaki kişilerin dünyasında olmayan Alejandro Zambra’nın kendisi. Bu arada yazar kahramanımız, Eme ile, ayrıldığı kadınla karşılaşır, konuşurlar ve Eme de roman içinde yazılan roman için, “Bu bir aşk hikâyesi mi?” diye sorar. Bu soruyu biz de sorabiliriz: Eve Dönmenin Yolları aynı zamanda bir aşk hikâyesi mi? Ben, aynı zamanda bir aşk hikâyesi olarak okudum. Buruk, acı, bu satırları yazarken belleğimde hem canlı biçimde yaşayan hem de başka hangi saklı yanlarını bulabileceğimi düşündüğüm için beni yeniden okumaya zorlayan bir aşk hikâyesi. Bir aşk hikâyesi: yavan bir söz aslında. Bizi şaşırtanlarını pek okuyamıyoruz. Oysa Bonzai’de de, Eve Dönmenin Yolları’nda da iki benzersiz aşk hikâyesi yazmış Zambra. Bu arada dünün ve yarının ölülerini, yaşanan acıları, o acılar içinde kaybolan küçük hayatları... Alejandro Zambra, Latin Amerika’da Roberto Bolaño’dan bu yana en önemli Şilili yazar olarak görülüyor. Eve Dönmenin Yolları’nı –bu arada Bonzai’yi– okumak için bu da yeterli bir neden olmalı. Alejandro Zambra, Eve Dönmenin Yolları, İspanyolcadan çeviren: Çiğdem Öztürk, Notos Kitap, Nisan 2013, 146 s.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR