Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Ağustos 2018

Edebiyat

Yaratım Bir Delilik, Delilik Bir Sanat Olabilir mi?

Kardelen Ayhan

Paylaş

7

0


Delilik dehanın bir bedeli olarak değerlendirilir. Mutlak olanı arzulayan şair ile bayağı bir toplumun karşı karşıya kalmasından doğan kaçınılmaz bir sonuçtur.

Yaratmaya niçin ihtiyaç duyulur? Kendinde yaşayan şeyi duymak, gün yüzüne çıkarmak için mi? Varoluşuna bir anlam, değer vermek, insanlığa dair duyulan hissi ya da bilinci derleyip toplamak, aktarmak, yaymak için mi? Yaratmak büyük olasılıkla insan türünün gerçekleştirdiği en nafi tutum – kimileri nafile bulsa da. Dahası yaratmak bir var olma durumu, kimilerine göre hayatına devam edebilmenin koşulu. Kendini ya da bir şeyi bulmak, dünyayı yeniden ortaya koymak, dalgalanıp durulan düş ve düşüncelere belli bir biçim vermeyi denemek, bundan ötürü yaratma riski almak.

Peki yaratmak delirmeyi zaruri kılar mı – veya tam tersi? Villon, Hölderlin, Lautréamont, Maupassant, Nerval, Dali, Artaud, Van Gogh, Giacometti, Camille Claudel... Nasıl aşırıya kaçmadan, yine de yaratmaya yetecek kadar deli olunur? Ortaçağın lanetli lirik şairi Villon darağacından yazdığı bir ağıtla kurtulur. Maupassant’ın duru satırlarının ardında geçirdiği nöbetlerin deneyimi vardır. Nerval’in cesedi Paris’te bir sokakta asılı halde bulunur. Claudel histeriler ve yıkıp yok ettiği heykeller içinde yitip gitmiş olsa da arkada bıraktıklarıyla hayrete düşürür... Hepsi kendince bir yanıt verir bu meseleye. Dali sayıklama ve coşkunluklarından kendine dair bir yaratma deneyimi elde eder. Artaud dünyayla ilgili bir açıklık, bir durugörü çıkarır. Beckett yaşamının sonuna kadar yazmaktan vazgeçemez ama ona göre her sözcük sessizlik ve hiçliğin üstünde gereksiz bir leke gibidir. Sait Faik yazmasa çıldıracaktır. Ballard’a sorarsanız bütünüyle aklıselim dünyada delilik tek özgürlüktür; belki bundandır delinin özgürlüğünün sanatçının özgürlüğüne yaklaşması. 

Chatterton yaratıcılıkThomas Chatterton. Resim: Henry Wallis

Sanatsal yaratım ile ruhsal bozukluklar arasındaki ilişkiye dair düşünceler Aristoteles’in ortaya koyduğu problemlere kadar uzanır. Hem yaratma olgusuna eğildiği hem de tıbbi bir kitap niteliğindeki Problemler’in otuzuncu bölümünde, o dönemde bütün ruhsal ve zihinsel rahatsızlıkları nitelemeye yeten melankoli kavramını ikiye ayırır: geçici melankoli ve kalıcı melankoli. Bu ikincisi bütün yaratıcı faaliyetlerin temelini oluşturur. Yine de kestirme bir düşünce ortaya koymaktan kaçınarak yaratıcılık ile melankoli arasında zorunlu bir ilişki olmayacağını da belirtir. Kendisinden önce antik döneme hâkim olan sanatçı imgesi zanaatkârla eşdeğerdir: Sanatçıdan ziyade ortaya koyduğu ve gerçekleştirdikleri önemlidir. Dolayısıyla Aristoteles’le birlikte sanatçının ruhsal fonksiyonlarına ilk kez eğilinir. 

Öte yandan delilik, tıpkı düş ve sanrı gibi, durugörüye ulaşmak için bir yol olarak değerlendirilir.

Ortaçağda sanatçı yeniden anonim hale gelir. Rönesans’ta Vasari’nin biyografileri bir başka dönüm noktasıdır. On yedinci yüzyılda sanatçı kültür yaşamı içinde yer alır, zihinsel ya da duygusal durumuyla öne çıkan bir karakter değildir. Bunun için “ben” diyen özneyi, on dokuzuncu yüzyılı beklemek gerekir; üstelik bu dönemde delilik, yaratım sürecinin sine qua non koşulu gibi belirir. Yirminci yüzyıla gelindiğinde André Breton ve gerçeküstücü hareket, Jean Dubuffet ve art brut bu fikri iyiden iyiye kucaklar. Breton’un sıklıkla ziyaret ettiği, Antonin Artaud’ya defalarca elektroşok uygulayan Dr. Gaston Ferdière’in de aralarında bulunduğu bir grup hekim, 1946’da Sainte-Anne Hastanesi’nde düzenledikleri sergide akıl hastalarının eserlerini bir araya getirir. Bu ruh sağlığı merkezi daha sonra bir tür sanat merkezi görevi üstlenecektir. Özellikle özne üstüne düşünen psikoloji alanındaki ilerlemeler de patolojik vakalar ile yaratım süreci arasında giderek daha çok bağ ortaya çıkarır. Freud’un ilk örneklerini verdiği, hem metnin anlamını analitik bir düzlemde incelemek hem de yaratıcısına dair bulgular elde etmek isteyen psikokritikle birlikte bu alanda çalışmalar çeşitlilik kazanır: Kişinin ortaya koyduğu yapıt onun bilinçaltına uzanmamıza yardım edebilir.

Peki delilik yaratıcılığa dönüşebilir mi? Sanatta nasıl temsil bulur? Bunu yapıtta nasıl imleriz? 

Salvador Dali delilik yaratıcılıkSalvador Dali, Kali olarak, 1950. Fotoğraf: Charles Hewitt

Sözgelimi, Romantikler deliliğe büyük önem atfeder. Belki bunda Hölderlin ve Robert Schumann’ın trajik hayat hikâyelerinin etkisi vardır. Delilik dehanın bir bedeli olarak değerlendirilir. Mutlak olanı arzulayan şair ile bayağı bir toplumun karşı karşıya kalmasından doğan kaçınılmaz bir sonuçtur. Henry Wallis’in erken İngiliz Romantiklerinden Thomas Chatterton’ı resmettiği tabloyu hatırlamak yerinde olur: Yatağında ölü bulunan Romantik şairin arkasında, fabrika bacaları ve binalarıyla henüz yeni modernleşen şehre açılan bir pencere görülür. Şairin ölüm nedeni sanki bu yeni dünyayla arasındaki uyumsuz ilişkidedir. Alfred de Vigny buradan hareketle Stello’da lanetli şairler (les poètes maudits) kavramını ortaya atar. Aynı isimde bir kitap yayımlayan Verlaine de daha sonra melankoli ve sanatsal yaratım arasında kurduğu bağı Poèmes saturniens (Satürn Şiirleri) derlemesiyle örneklendirir. Satürn: karanlığın, lanetin, hastalığın, ölümün gezegeni.

Öte yandan delilik, tıpkı düş ve sanrı gibi, durugörüye ulaşmak için bir yol olarak değerlendirilir. Gerçeküstücüler de bu romantik düşünceye sıkıca tutunur. André Breton apaçık söyler Manifesto’da: “Delilik korkusunun bizi hayal gücünün bayrağını dürülmüş şekilde tutmak zorunda bırakmasına izin vermeyeceğiz.” Benzer şekilde 15 Nisan 1925’te akıl hastaneleri hekimlerine yazdıkları mektupta, “Deliler toplumsal diktatörlüğün öncelikli kurbanlarıdır” derler ve özgürleşmelerini isterler. 

Delilik estetiği 1960’lı ve 1970’li yıllarda, antipsikiyatrinin kurucusu Thomas Szasz gibi isimlerle doruk noktasına yaklaşır: Akıl hastalığı bir mit, psikiyatri de tıbbi bir ideolojidir. Szasz’a göre psikiyatri toplumsal olanı denetlemeye yarayan bir uygulamadır, sapkınların hesabını kesen engizisyonla bir tutulabilir. 

Günümüzde Anne-Marie Dubois sanat, terapi, psikiyatri, patoloji ve yaratma potansiyeli arasındaki ilişkiye eğilen isimlerden. Bu alanda birçok kitaba imza atan, düzenlediği konferans ve söyleşilerle son derece aktif olan psikiyatr aynı zamanda Sainte-Anne Koleksiyonu’nun sorumlusu. 2017 yılında yayımladığı Entre art des fous et art brut (Delilerin Sanatıyla Art Brut Arasında) bu koleksiyondan bir panorama sunması açısından değerli. Sanat terapisi konusunu ele aldığı ve aynı ismi verdiği 2013 tarihli Art-thérapie’deyse alana dair esaslara ve uygulama yöntemlerine eğiliyor. 

Klinik psikiyatri, sosyal koşullar ve sanatsal yaratım süreci alanlarında çalışmalar yapan bir diğer araştırmacı Thierry Delcourt ise sanat, psikiyatri ve psikanalizi aynı kavşakta buluşturuyor. Delcourt 2013’te Créer pour vivre, vivre pour créer (Yaşamak İçin Yaratmak, Yaratmak İçin Yaşamak) adlı bir kitap yayımlamıştı. 2015’te koreograf ve dansçı Carolyn Carlson’a sanatçının yaratıcı evrenini ele alan biyografik bir kitap adadı: De l’intime à l’universel (Kişiselden Evrensele). Çok yakın bir tarihte, Mayıs 2018’de ise La folie de l’artiste: créer au bord de l’abîme (Sanatçının Deliliği: Uçurumun Kıyısında Yaratmak) adlı çalışması yayımlandı. Bu kez yazar, yaratma ediminin dorukları ile sanatçının uçurumları arasındaki yerleşik geçişleri anlamaya çalışıyor. Francis Bacon, Alberto Giacometti, Antonin Artaud, Camille Claudel, Gérard Garouste, Vaslav Nijinski, Niki de Saint-Phalle ve daha pek çok isme yer ayırdığı kitapta sanatçıların saplantıya varan yaratma gereksinimlerinin nedenlerine iniyor.

Belki daha önce edilmiş birkaç kelam ufak da olsa bu meseleye dair bir anlayışa ulaştırır bizi: Nietzsche’nin önerdiği, “Gerçeğin elinden ölmemizi önleyecek bir şey varsa o da sanattır”, Rilke’nin “Her dize bir deneyimdir” sözleri ya da Malraux’nun “Sanat bir karşı-yazgıdır” tespiti. Belki tam da bu yüzden Camus sanatçıyı kişilerin en uyumsuzu seçer. Hele de Robert Bresson’un dediği gibi “sanatçı, bir şeyleri herkesin yaptığı şekilde yapamayan kişi” ise bu konunun özüne dair bir iki şey sezmek işten değil.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Penguin yeni teknolojiler peşindeZ. H. Ateş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bora Ercan

8 Ocak 2026

Limos’un Laneti Üstünüzde

Demeter de Limos da Dryad da yok olmadılar ve sizi görüyorlar. Yunan mitolojisinde ilk tanrılar kuşağından Nyx’in (Gece) çocuklarından biri olan çekişme, uyumsuzluk, haset tanrıçası Eris’in başka bir çocuğu da açlık, yokluk ve kıtlık tanrıçası Limos’tur. Limos, Hesiodos’ta d..

Devamı..

Banyoda Estetik Ve Konforu Yeniden Tan..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024