Küçük Çocuk’un göstermek istediği ya da duyumsatmak istediği şey, kaybolan yüzyıla bir nazire adeta.
Lawrence Ferlinghetti bir “sürrealist” değil, kendi deyimiyle bir “süperrealist”di. Hem modern hem mistik hem aylak hem anti-militarist. Tavrına ve yazdıklarına bakılınca, karanlığına eğilen en karşı gizemcilerden biri. Belki de Whitman’dan sonra Amerika’nın ikinci kara İsa’sı. 1919 doğumlu ve yüz bir yaşında. Ama hâlâ genç. San Fransisco Okulu’nun müdavimlerinden biri. Beat Kuşağı’nın ev sahibi de denilebilir onun için.
20. yüzyılın başları Kuzey Amerika şiiri için önemli çıkışlara gebeydi. Amerikan şiirinin kurucusu addedilen Whitman şiiri hâlâ fırtına gibi esiyordu, ancak 1916’da Ezra Pound imaginism’i dillendirmeye başlamış, Wallace Stevens ve William Carlos Williams gibi birçok Amerikalı şairi derinden sarsmıştı. Poundvari devinimsel ve devrimci etkiye, imgeciler içinde en çok yaklaşan Mr. Patterson şiirleriyle W.C. Williams’tan başkası değildi. Böylesi bir yüzyılın ilk yarısından sonra, New York şairleri grubu daha Avrupai yani sanat disiplinleriyle yataylaşmış bir şiirle yol alırlarken, Ferlinghetti’nin de içinde bulunduğu, San Fransisco Okulu daha yerli, daha Amerikanvari, daha smash bir şiire doğru pupa yelken ilerliyordu. Batı Amerika şiirinin bu nedenle daha asi ama gizemci, daha sokağa yatkın ve söylevci özelliği belirdi sonunda.
İşte Ferlinghetti bu anti-Amerika’nın en önde gelen şairlerinden biri oldu zaman içinde. Allen Ginsberg ona göre sonraki kuşaktandı. William Blake’in gizemciliğiyle, Walt Whitman’ın uzun dizeleriyle karışık söylev şiiri gündemi belirlemişti. Bir yandan da üçüncü dünyacılık, 68’lerde Birleşik Devletler’de bu kuşakla anlam kazandı. Yeni bir dandicilikti aynı zamanda. Henüz ellili yıllarda Allen Ginsberg’in Howl (Uluma) şiirleri, Amerika’nın savaş artığı refah toplumunu ve onun iki yüzlülüğünü yerden yere vurmaya başlamıştı. Hippi dönemi bir yandan da okulları bertaraf etmiyor değildi.
Küçük Çocuk
Şairin Küçük Çocuk adlı romanı sonunda yayımlandı, ancak Ferlinghetti antolojisi için Türkçede hâlâ eksik noktalar var. Bilindiği gibi, Cevat Çapan’ın Şiirin O İnce Küllerini Toplayanlar (Önce YKY’deydi, şimdi baskısı Sözcükler Yayınevi’nde) adlı derlemesi olmasa okurlar, şiirlerine de aşina olamayacaktı. Küçük Çocuk bence şairin Poetry as Insurgent Art’ından (Bir Başkaldırı Sanatı Olarak Şiir) bağımsız okunacak bir kitap değil. Aynı kesişim kümesinde solunan bir atmosferi var iki kitabın da. Aynı protest dil, aynı zıtlıklar, aynı kapitalizm eleştirileri, Hıristiyan retoriğinin sorgulanması, metalaşmaya karşı duyulan öfke, aynı Amerika hicvi kol geziyor kurguda. Poetry as Insurgent Art şöyle başlıyor: “Şairler. Kapatın dolapları ve dışarı çıkın. Açın pencereleri ve odaları / Epeydir etrafınızı saran ve sizi kımıldatmayan şeylerden kurtulun!” Aynı atmosferi Küçük Çocuk’da da görmek mümkün.
Küçük Çocuk’un diğer bir şifresi, cut-up tekniğinin eklemlenebilir dizgiselliğinin, Lacan’ın deyimiyle “dolayımlı hazzın” kâğıt üstündeki izdüşümü gibidir. Noktalamaları tamamen atmış, ardı ardına eklemlenen şiirsellikler, araya giren anılar, belgelikler, başka anlatılara yapılan yorumlarla zenginleşen bir karnaval söylemine varıyor anlatı. Bu bölüm elbette Jack Kerouac’ın Yolda’sından (On the Road) ayrı okunamaz. Bir tür göz kırpma gibidir. Neşeli isyanın giz dökümüdür adeta.
Anlatı 1919 yılını, yani şairin doğduğu yılı, bir yüzyıl dökümü yaparak anlattığı ilk bölümle açılır. Adeta doğduğu yılı, bir tür yüzyıl kerterizi olarak almak, anlatının otobiyografik olduğu kadar, netameli bir gerçekliğe ya da diğer bir deyimle bir tür karşı anlatıya varmasına da olanak sağlar. Öyle ki anlatı 1919’da yüzyıl ortasına bırakılmış yetim bir çocuğun yüzüne ve gerçekliğine varmak için yazılmış gibidir. 1919’da dünyanın mevcut halini aktaran yazar, bir yandan da Dos Passos’un Amerika’sına göz kırpmayı ihmal etmez. Asıl deneysel atılım ve anlatım ikinci bölümde cut-up tekniğinin dolayımında gerçekleşir.
Küçük Çocuk aslında her deneysel anlatı gibi, bir yandan da aranışçılığı gereği eleştirmen rolüne de soyunuyor. Ne demek istiyorum? Çoğunlukla post-modern ya da modern gibi kalıpsal anıştırmalar ve ayrıştırmalarla düşünüldüğünden olsa gerek, sanatçının veya yazarın özellikle geçen yüzyıl başından beri yaşadığı evrim görmezden geliniyor. 50’lerden sonra daha büyük eğilim kazandı, yazarın aynı zamanda “eleştirmen” oluşu. Daha çok yargılama ve yadsıma biçimiydi bu. Benzer bir şeyi Ferlinghetti de yapıyor romanında. Dizge dışı anlatısında, birçok yapıtla ilgili fikrini konu ediyor. Bir yerden sonra bir labirentte dolaşıyor hissi uyanıyor romanı okuyanda. Kendi meselesini başka modern şair ve yazarların yapıtlarıyla buluşturuyor. Bir tür karşı masal inşa ediyor. Kimi zaman anıyor, kimi zaman bilgi veriyor, kimi zaman yadsıyor.

Küçük Çocuk’un soluksuz ve virgülsüz anlatısı, bir yerden sonra Beckett’in üçlemesinin kendi metnin sonsuzluğu fikriyle buluşturmasına dahi varabiliyor. Bu aynı zamanda umutsuzluğun da kısır döngüsü. Sadece bunlarla da sınırlı değil bu yolculuk. Bir yandan W.G. Turner’ın (İngiliz son dönem romantiklerinden) karmaşık tablolarındaki kaosun da Amerika’nın ve pek tabi dünyanın da masumiyet karinesinin dağıldığına işaret eden bir cehennem davetiyesine dönüşüyor. Carl Sandburg’dan Mao’ya, T. S. Eliot’tan Spaghetti Westernlere, Turner’ın tablolarından gündelik yaşama kitabın bütününe yayılan bu baş döndürücü çevrim, dur durak bilmeyen bir hafıza döngüsüyle eşitleniyor sonunda.
Küçük Çocuk’un göstermek istediği ya da duyumsatmak istediği şey, kaybolan yüzyıla bir nazire adeta. “Kayıp” bilgi, “kayıp” dünya ve “kayıp” küçük çocuk. Küçük Çocuk üst üste yığılmış bilgiler ve imgeler kümesi. Kapitalizmin baş döndürücü hızına karşı hızlı bir metin. Başka bir dünya fikri olmadan yazmak mümkün olmazdı herhalde. Bu dünyanın içinin nasıl doldurulduğu duruma ve yazarına göre değişebilir. Ancak Ferlinghetti, aslında uçsuz bucaksız olanı göstermek istiyor gibi. Uçsuz bucaksız imgeler. Uçsuz bucaksız hız. Uçsuz bucaksız kötülük. Romanın tekniğine sinen şey, bu yüzden anlamlı. Fraktallar halinde birbirine bağlanmış bir karşı metin. Yorum, ardından yorumun yadsınması, kimi zaman pastiş, kimi zaman parodi iç içe.
En sonunda Ferlinghett, Küçük Çocuk’un da ölümlü olduğunu kabul ediyor ve insanın “telaşsız kaderin”e karışıyor. Ama her zamanki yerde saf tutuyor, bilim insanlarının yok olacağı, rasyonelliğe karşı duygunun, varoluşa karşı yokoluşun, ayakları yere basmanın yerine uçuculuğun ve havariliğin yaratıcılığını överek. Romantizme dönüşün burkacında “o otomobiller susacaksa şayet, pencereler sonuna dek açılacaksa” çığlığı duyulası bir anlatıya varılmış demektir.







