Yazarların Etik Hükümler Hakkında Bilmesi Gerekenler
10 Ekim 2019 Edebiyat İnsan

Yazarların Etik Hükümler Hakkında Bilmesi Gerekenler


Twitter'da Paylaş
0

Uygunsuz davranmakla suçlandığınız ya da sırf bir drama sebebiyet verdiğiniz için sözleşmeniz feshedebilir ve siz bu durumun farkında bile olmayabilirsiniz.

Sessiz film yıldızı Fatty Arbuckle, 1921 yılında otel odasında düzenlediği bir partide aktris Virginia Rappé’e tecavüz etmek ve onu öldürmekle suçlandı. Arbuckle mahkemede beraat etmesine rağmen itibarı zarar gördü ve bu durum hem kariyerinin sonunun gelmesine hem de işvereni olan Universal Stüdyoları’nın maddi zarara uğramasına yol açtı. Söz konusu olay sonrasında Universal Stüdyoları sözleşmelerine, aktörleri set dışındaki uygunsuz davranışları sebebiyle kovmasına imkân tanıyan etik hükümler ekledi ve maddi varlığını bu yolla koruma altına altı.

Etik hükümler Hollywood için bir standart hâline gelirken yayın endüstrisi bu durumdan etkilenmedi ve sözleşmelerine etik düzenlemeler ekleme gereği duymadı. Nihayetinde yazarın yükümlülüğü standart bir davranış biçimini sürdürmek değil sadece çalışmasını teslim etmekti. Mesela Norman Mailer’in ilk karısını bıçaklamış olması veya William S. Burroughs’un ikinci karısını öldürmesi birer sır olarak kabul edilmedi çünkü iyi veya kötü, bir yazarın kitabının o yazarın özel hayatından ayrı tutulması gerekiyordu. Şu kadar ki, karamsarlık ve depresyon hatta istismara varan eğilimler yazarların kişisel yaşamlarıyla ilgili olduğu sürece “sanatsal mizacın” bir parçası olarak görüldü ve satış oranlarında düşüşe yol açmadı.  

Ne var ki, kültürel standartlar hızla değişiyor ve müşterilerin, yazarların kişisel davranışlarına göre karar verme olasılıkları eskisine oranla daha yüksek.  Bu değişim #MeToo hareketinin başlamasıyla birlikte, gözle görünür bir hâl alırken Junot Diaz, James Dashner ve Bill O’Reilly gibi çok satan bazı yazarlar, kendilerine yöneltilen cinsel istismar, taciz ve suiistimal iddialarıyla karşı karşıya kaldılar. Bu iddialar, ödüllerin iptaline, geniş çaplı boykotlara ve satış rakamlarının düşmesine yol açtı. Yayıncılıkta risk konusu olan meblağlar Hollywood seviyesinde olmasa bile (Netflix, cinsel istismara sebebiyet verebileceği gerekçesiyle yayınlamadığı içeriklerden dolayı 2018 yılında 39 milyon dolar zarara uğradığını açıkladı) dikkate değer: O’Reilly, on yıllardır devam eden cinsel istismar tarihçesi gün yüzüne çıkana kadar çok satan Killingdizisinden yedi haneli bir kazanç elde ediyordu. Yayıncıların, yazarların kişiliğine yatırım yaptıkları ancak kâr oranlarının sıkıntılı olduğu bir çağda yazarın kişiliğinde meydana gelen tek bir skandal bile bilançodaki kâr-zarar dengesini alt üst edebilir.  Dolayısıyla Simon & Schuster, HarperCollins ve Penguin Random House gibi büyük yayınevleri başta olmak üzere bazı yayınevleri, kendilerini korumak maksadıyla sözleşmelere etik hükümler adı altında düzenlemeler eklemeye başladı.

Söz konusu hükümler yayıncılara dava yoluna başvurmaksızın sözleşmenin tek taraflı feshi imkânını veriyor. Daha net ifade edersek sözleşmelerin asıl maksadı yazarı değil yayıncıyı korumak. Yazarın göstereceği “uygunsuz davranış” başlığının altında nasıl geniş bir zemin olduğunu görmek için bu hükümlerin muallak diline bakmak yeterli: mesela bir yazarın davranışı, “kamu tarafından geniş çapta kınanmasına yol açıyor (…) kitabın satış potansiyelinde maddi olarak azalmaya sebebiyet veriyorsa…” (yayınevlerinden birinin sözleşmesinden alınmıştır) ya da yazarın, “kamu tarafından alaya alınması, aşağılanması, küçük görülmesi, kınanması, yazara karşı kin güdülmesi ya da yazarın davranışının kitabın satış potansiyelinde maddi olarak azalmaya sebebiyet verme olasılığı varsa”  (başka bir sözleşmede yer alan ifade) yayıncı sözleşmeyi feshederek kitabın yayımlanmasını iptal edebilir, hatta bazı durumlarda yapmış olduğu ön ödemenin iadesini isteyebilir. 

Yayıncılık endüstrisinde sorgusuz sualsiz gerçek olan ancak çoğunlukla sümen altı edilen taciz ve/veya suiistimalden endişe duyan yazarlar için bu düzenlemeler ilk etapta etkin bir hareket olarak görülebilir. Ne var ki #MeToo hareketi nasıl bir kültürle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne serdi: Şüphe eden kadınlar ve yargı nezdinde bağışlanan erkekler. Etik hükümlerse aptalca olan bu düzeni düzeltmeye çabalıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse etik hükümlerin düzenleme zemini kaypak ve aşırı derecede geniş. Peki kültürümüz ne zamandan beri kadın ithamlarına çok kolay inanma ya da erkek tacizlerini çok fazla cezalandırma tehlikesiyle karşı karşıya? Bir başka deyişle aslında bu mesele, adalet güdüsünün iki tarafını dengelemekle ilgili: insanları cinsiyetleri, yaşam tarzları, siyasi görüşleri dolayısıyla cezaya maruz kalmaktan koruma arzusuna karşılık mağdurlara inanma ve suçlarından dolayı erkekleri cezalandırma arzusu. Kadın bir okur olarak, yayıncılarından, kadınları taciz ve istismar eden yazarlarla olan iş ilişkilerine son vermemelerini istemek çok güç – işin aslı çoğu yayıncı ve yazar ajanı da aynı fikirde ve etik değerler temelinde suçlanan yazarlarla çalışmak istemiyor. 

Ne var ki bu tip uygunsuz davranışların bazı sonuçlara yol açmasını istememin yanında üstesinden gelme yöntemi bu değil. Her şeyden önce etik hükümlerle tanımlanan suçların kendini korumaya yönelik belirsiz doğası, sadece taciz veya istismar hâlinde devreye gireceklerini varsaymak için herhangi bir sebep olmadığı anlamına geliyor. İnanılması daha güç olansa etik hükümlerin suçla değil, iddiayla işlerlik kazanması. Mevcut sözleşmeler dikkate alındığında yayıncı, cinsel taciz veya yayın yoluyla hakaretle suçlanan bir yazarın sözleşmesini, mahkemece verilmiş bir mahkûmiyet kararı hatta resmi makamlarca yöneltilmiş bir isnat bulunmaksızın feshedebiliyor. Üstelik iddialara konu olan hatalı davranışın yakın bir zamanda gerçekleşmesi de şart değil. Örneğin Penguin Press, Game Change ve Double Down kitaplarının yazarlarından olan Mark Halperin’in sözleşmesine, on dokuz yıl önce yaşandığı belirtilen bazı olaylar yüzünden son verdi. Halperin 2000’li yılların başında ABC News kadrosunda çalışıyordu ve #MeToo hareketiyle gündeme gelen bazı iddialara göre çalışma arkadaşı olan kadınları taciz etmişti. Penguin Random House, sözleşmenin feshine yol açacak uygunsuz davranışın zamanla kısıtlı olmadığını şu ibarelerle açıkça belirtiyor: “[Bu] sözleşmenin imzalandığı tarihte yazarın itibarı ile uyumsuzluk gösteren geçmiş ve gelecekteki davranışlar.” Yayıncıların fiilen gerçekleşen suiistimalden değil de kitap satışlarını düşüren söylemlerden etkilendiklerini düşünürsek yazara isnad edilen davranışın veya yazarın yaşamını meşru bir hedef hâline getiren herhangi bir şeyin hakikaten gerçekleşip gerçekleşmediği onları ilgilendirmiyor. 

Yayıncılık endüstrisi açısından etik hükümler yeni sayılır ve yazarlar, sözleşme görüşmeleri genellikle ajansları tarafından yürütüldüğü için kendi yaşamlarını da kapsayan bu hükümlerin farkına bile varmazlar. Bazı yazarlarsa bu tarz sözleşmeleri, yayıncıların etik hükümleri, sosyal polislik veya konuşma özgürlüğünü kısıtlama maksadıyla kullanabileceklerinden endişelenerek imzalamayı reddettiler. Kulağa ihtimal dışı gelebilir ancak Hollywood stüdyoları bu hükümleri, 1940 ve 1950’li yıllarda Senatör John McCarthy ve Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’nin komünistlere yönelik olarak sürdürdüğü cadı avı esnasında aleyhte konuşan oyuncu ve senaryo yazarlarını kovmak için kullandı. Vakti zamanında komünist olmak – ya da eşcinsellik ve kadınların evlilik dışı seks yapması – kovulmak için sebep teşkil edebilirdi – Hollywood için öyleydi. Dolayısıyla etik dışı davranış (sosyal olarak kabul görmeyen davranışların tamamını karşılayan yasal bir terim) tanımının zamanla nasıl değişeceğini bilmenin bir yolu yok. 

Sosyal medya çağında kamunun neyi kınayıp neyi kınamayacağını kestirmekse hayli güç. Twitter ve Facebook ortamına sirayet eden ufak olaylar bir anda büyüyüp kamusal öfkeye sebep olabiliyor. The Authors Guild of America etik hükümlere yüksek sesle karşı olduğunu belirtirken açıklamalarında şu noktalara değiniyor; kadınlar ve beyaz olmayanlar çevrimiçi ortamda sürdürülen manipülatif etkilere hem daha açıklar hem de bu etkilerin sebep olacağı zararlara karşı daha savunmasızlar.  Dolayısıyla, “kendilerini korumak ve sözleşmenin feshiyle sonlanabilecek çevrimiçi eleştiri oklarının hedefi olmamak için konuşmamayı seçebilirler.” Etik bir hükmün üslubu öylesine muallaktır ki, koordine bir çevrimiçi kümeleşmeden ürken bir yayıncı, yazar hiçbir şey söylemese bile yazarla olan iş ilişkisini sorgusuz sualsiz sona erdirebilir.  

Öyleyse bir yazarın yapması gereken şey ne? Etik hükümlerden rahatsız olan yazarlar için başvurulacak en iyi yer, sözleşme esaslarını bizzat görüşecekleri yayıncı olacaktır. Örneğin yazarlar, yazılı hükümlerde kullanılan dilin daha açık olacak biçimde değiştirilmesini (uygunsuz davranış dendiğinde fiilen neler anlaşılmalıdır) ya da hükümlerin sadece sözleşme (yayın) süresince geçerli olmasını sağlayabilirler. Yayıncılar arasında elbette topu karşılamak istemeyenler olacaktır. Bu durumda yazarlar, hâlihazırdaki yayıncılarından vazgeçmekle etik hükümler içeren bir sözleşmeye imza atmak arasında seçim yapmak zorunda kalacaklar. 

Nihayetinde yazarları etik hükümler içeren bir sözleşmenin altına imza atmaya zorlamak, edebiyata yönelen ve uğrunda risk almayacak değmeyecek bir tehdit. Dolayısıyla gerek yayıncılık endüstrisinin içinde gerekse dışında taciz ve suiistimali ele almanın başka bir yolunu bulmalıyız. Yayıncıların motivasyonu kârla çetrefilleşmişken onlardan adalet konusunda söz sahibi olmaları beklenemez ve “sosyal olarak kabul edilemez davranış” ile suçlanan yazarların, günün birinde aslında doğru yerde durdukları anlaşılabilir – tabii sırf bu sebepten ötürü çalışmaları yayınlanmamışsa yeniden değerlendirme şansımız olmaz.  

*Carrie V. Mullins: Kurmaca türünde eserler veren ve aynı zamanda gazetecilik yapan Mullins, New York’ta yaşamaktadır. Yazıları Food & Wine MagazineTin HouseSerious Eats ve Publishers Weekly gibi dergilerde yayımlanmıştır.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

(Electric Literature)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR