Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Kasım 2015

Yusuf Atılgan’ın Bıyığı | Çağlayan Çevik

Çağlayan Çevik

Paylaş

24

0


Yusuf Atılgan romanın en başında Zebercet’in haleti ruhiyesini betimlemek adına onun “üç günlük sakalı”nın altını çizer. Hem Zebercet’in hem de okurun dikkatini yine uzamış kıllarına yöneltirken, Zebercet’in kararlı bir hareketiyle (belki de romandaki en kararlı davranışı o andır) okur için de o sakal ya da bıyığın artık bir öneminin kalmadığını belli eder. Zira Zebercet “tıraş kutusunu duvarın dibine bırakıp masayı karyolanın yanına” çeker. Türk edebiyatının nev’i şahsına münhasır kahramanları içinde en önde anılması gerekenlerden birisidir Zebercet. Doğumda yardımcı olan ebe kadının babasına, “Pamuğa sarıp inci kutusuna yatırılır bu; Zebercet koyun adını” (s. 13) diyerek kaderini belirlediği kahramana Türk edebiyatında bir daha rastlanmamıştır. Öyle ki, Anayurt Oteli’nin kayıt defterine baktığımızda bile kahramanımız olan Zebercet’ten başka bir Zebercet yoktur. “Kırk yıldır bir tek Zebercet bile kalmamıştı otelde. 5 numaraya Zebercet Gezgin yazdı.” (ss. 40-41) Yusuf Atılgan’ın romanı Anayurt Oteli, bilindiği üzere, özellikle Zebercet etrafında şekillenmiştir: Zebercet’in otel içindeki ya da dışındaki yaşamı, içkievi, askerlik anıları, çarşı, sinema, park, horoz dövüşü anları... Anayurt Oteli, Zebercet’i kuşatan yalnızlığın mimari bir göstergesi olduğu kadar hastalık, yalnızlık, cinsellik, umutsuzluk, korku gibi duyguları da bir arada tutar. Bütün anılar bu eskinin konağı, şimdinin oteli üstünden dile getirilirken, öyle ya da böyle bunların hepsi Zebercet ile ilgilidir. Zebercet ile ilgili söylenebilecek çok şey var aslında; az önce de saydığımız gibi yalnızlığı, korkuları vb. özellikleri şimdiye kadar sıklıkla söylendiği üzere “bireyin dış dünya ile sancılı ilişkisi”ni aktarır. Ancak, Anayurt Oteli’ni her okuduğumuzda ilk yarısında defalarca anılan, daha sonra kesilmesiyle birlikte görünmez olan en önemli unsurların başında “bıyık” gelir. Zebercet’in bıyığı! “Zebercet’in bıyığı”ndan önce, genel olarak, bıyık mefhumunun kültürel tarihteki yerini hatırlamakta yarar var. İnsanlık tarihinde sakal olmaksızın ilk bıyığa MÖ 2650 yılında eski Mısır kaynaklarında rastlanır. Romalıların sakal ve bıyığı barbarlığın simgesi olarak addetmesinin yanında özellikle 15. yüzyıldan itibaren (her toplum için) başta ordu personeli olmak üzere sakal ve bıyığın bir statü simgesi olarak karşımıza çıktığını görürüz. Osmanlı ordusunda ya da genel olarak saray teşkilatlanmasında her görevlinin bulunduğu konuma göre bıraktığı sakal bıyık, yüzyıllardır başta Anadolu toprakları olmak üzere başka birçok coğrafyada da sosyal statünün bir göstergesidir. Dahası, bazı topluluklar için “erkek süsü” olarak adlandırılan, şekil verilebilen, kıllar bütünü içinde bıyığın “cinsel” göndermeler içermesi de kaçınılmaz olarak beraberinde gelir. Herhangi bir deyimler sözlüğüne bakacak olursak karşımıza ilk önce “bıyığı/bıyıkları terlemek” deyimi çıkacaktır ki, genel olarak erkek çocuğun 16-17 yaşlarındayken bıyık tüylerinin belirmesi için kullanılır. Bu vesileyle doğrudan “erkek” olmak, olgunlaşmak, büyümek karşılıklarını da verir. Yine deyimler sözlüğünde “bıyıkları ele almak” delikanlılık çağına geçmek anlamıyla karşılanırken, en önemli cinsel simge ise “bıyık bükmek-bıyık burmak” deyiminde karşımıza çıkar. Bıyık bükmek tüm ilkel güdülenmeyle erkeğin bir kadına kur yapması olarak açıklanabilir. Hulki Aktunç’un Büyük Argo Sözlüğü’ndeki bıyıkla ilintili maddelere baktığımızda karşımıza çıkan “bıyıklı” sözcüğünün anlamları arasında “erkeklik organı, penis” karşılığı hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Asıl üstünde durmaya çalıştığımız Zebercet’in bıyığı ise, daha kitabın ilk –uzun– paragrafında karşımıza çıkar. Otel kâtibi Zebercet için sonun başlangıcı, “üç gün önce perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının o gece kaldığı odaya” girmesiyle başlar. Söz konusu kadının odasındaki ayna sahnesinde karşılaşırız Zebercet’in “Küçük, dört köşe bıyığı”yla. (s. 8) Daha sonra, gecikmeli Ankara treniyle gelen kadına başta olmak üzere, çeşitli cinsel güdülenmeler doğrudan ya da dolaylı olarak bıyığın varlığıyla da bağlantılıdır. Yine otelin müşterilerinden olan Emekli Subay’ın, kesilmemiş olmasına rağmen “bıyığınız yakışıyordu size,” diye Zebercet’in bıyığıyla (belki de) alay etmesi, bizzat emekli subay olarak tanıtılan kahraman tarafından Zebercet’in iğdiş edilmesi hissini doğurur. İlerleyen sayfalarda da göreceğimiz üzere, Emekli Subay, Zebercet’e bıyıksız bir erkek olarak varlığını sürdürmeye çalıştığı, erkek topluluğu olan askerlik günlerini hatırlatmaktadır. Tuhaf olan tarafı ise Zebercet’in, genelev kadınları aracılığıyla olsa da en aktif cinsel yaşantısı yine askerlik zamanlarına aittir. Halil Onbaşı kılavuzluğunda başlayan, daha sonra kendi başına devam eden genelev kaçamaklarında, “bıyıksız Zebercet”in kadınlarla yaşadıklarını tam olarak detaylandırmayan Atılgan, aslında kadınların ona hitabıyla birçok şeyi özetlemektedir. Genelev kadınları arasında “küçük asker” olarak adlandırılan Zebercet inzibatlara yakalanma korkusu kadar adamakıllı yaşanamayacak bir cinselliğin işaretini, arka pencereden çekilmek suretiyle içeri girmesinde verir. Bıyıksız, yarı iğdiş edilmiş asker Zebercet, geneleve ön kapıdan değil, arka pencerelerden, gizli yollarla girer. Tıpkı cinselliği henüz yeni yeni öğrenmiş çocuklar ya da yeni yeni birtakım işaretleri anlamlandıran ergenler gibi, gizli saklı köşelerde yaşamaktadır cinselliğini. Askerlik günlerine dair bir başka gönderme ise, terlikle yapılan cinsel içerikli şakalardır ki, uykudaki askerlere üst devreler ya da çavuşlar tarafından yapılmaktadır! Emekli Subay’ın Zebercet’i iğdiş eden cümlesinin arkasından, kahramanımız ilk fırsatta aynaya bakıp bıyığının yerinde olduğuna emin olmakta bulur çözümü. Ama düşmüş olduğu şüphe bile, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının bir göstergesidir. Zebercet’in, “bıyığı” varken yaşayabildiği en bilindik cinsel tecrübesi ortalıkçı kadın aracılığıyladır. Zebercet’in, “orasının kabarıklığı”nı fark ettiği zamanlarda, uykusu fazlasıyla ağır bu kadının hemen bitişikteki odasına girip kadın uykusundayken yanına uzanarak birkaç dakika içinde “ihtiyacını” gidermesinden ibaret cinsel yaşantısı aslında bütün ihtiyaçları karşılayabilen bir durum değildir. Zira “ortalıkçı kadın”la gerçekleşen birleşme, kadının sürekli uyku hali dolayısıyla sıradan bir boşalmadan öte değildir. Ortalıkçı kadının odasına gitmediği gecelerde de rüyalarındaki kadınlardan başkası yoktur hayatında. Otelden seyrek çıktığı zamanlardan birinde Zebercet, çarşıya yakın büyük caddedeki berberlerden birine gidecektir. Varlığı yokluğu belli olmayan, şekli itibariyle biraz iğreti duran bıyığı kesmesini söylediğinde çarşıdaki berber, “Çok şakacısınız,” (s. 21) tepkisiyle, Zebercet’in bıyığı üstünden onun olmamış cinsel yaşayışını da gözler önüne serer aslında. Otele döndükten sonra bıyığın kesildiğini ilk fark eden kişi, daha önce kesmediği halde bıyığı yok sayan Emekli Subay’dan başkası değildir. “Gençleşmişsiniz,” (s. 23) sözü, 33 yaşındaki Zebercet’in yeniden eski toy günlerine geri döndüğünün ve büyük çıkmazlara düşeceğinin giriş cümlesidir. Bıyığını kestirmek için çarşıya yakın büyük caddedeki berberlerden birini tercih eden Zebercet’in her zaman gittiği berbere gitmemesinin nedeni, olası bir “şu bıyığımı da kesiver” cümlesinden sonra dinleyeceği bir yığın lafa katlanmak istememesidir. Çünkü birçok yerde olduğu gibi kasabada da bıyık ile erkeklik arasında mühim bir paralellik vardır. Daha sonraki sayfalarda tıraşa gelmemesi üstüne önce çırağını gönderen, sonra kendisi bizzat gelen berber de bıyığını kestirdiğini fark eder ve basit bir “gençleşmişsin” cümlesiyle dükkânına geri döner. Gariptir, bu bıyık sahnesinde de Emekli Subay olay yerindedir. Bıyığının olduğu zamanlarda, uykusu ağır ortalıkçı kadının odasında halvetini gideren, perşembe gecesi gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının odasında hayaller kuran, ama odadaki “kutsal”lığı bozmamaya da gayret eden Zebercet, bıyığını kestirip “gençleştiği” andan itibaren daha farklı bir cinsel yaşantıya bürünecektir. Önceden yaptığı gibi, genç çiftlerin, otelin müdavimi orospuların ve müşterilerinin odalarını dinlemeye devam eden Zebercet, bu kez ortalıkçı kadının odasına gidip yanına uzanmaktan vazgeçecek ve adını bilmediği kadının odada bıraktığı havluya sürtünmek suretiyle “ihtiyacını giderecek”tir. Bu son derece kişisel zevk ânında Zebercet, başka odalarda duyduğu hitapları kendi kendine, hatta sesini de incelterek dillendirecektir. Söz konusu mastürbasyonlar bir kenara, Zebercet daha önce otelde konaklayan bir genç ve bir ihtiyar erkekten mürekkep “baba-oğul/amca-yeğen” çiftlerinin odalarında neler yaşandığına dair fikir sahibiyken, horoz dövüşü sırasında tanıştığı Ekrem’le gittiği sinemada ve sonrasında birtakım eşcinsel eğilimler gösterecektir. Ekrem’e olan ilgisini inkâr etmediği gibi Ekrem’in ona olan yakın tutumundan ne yazık ki emin olamayacaktır. Otele çağırıp çağırmamakta kararsız kalırken, cebinde kalan ve soğuyan kebap kestaneler, yaşan(a)mayan cinselliğin önemli simgeleri olacaktır. Zira daha sonra Ekrem’le ya da bir başkasıyla karşılaşmak adına sinemaya gittiği andaki “kızışmış” haliyle, sinemaya girmeden önce aldığı kestanelerin sıcaklığı arasında bir bağlantı kurmak çok da zor olmayacaktır. Bıyığının var olduğu zamanların aksine bıyıksız Zebercet, birkaç kere “orasındaki” kabarmayı fark ettiğinde ortalıkçı kadının odasına gidip son anda geri dönmüştür. Artık, gecesi gündüzü birbirine giren hayallerin, yaşanmamış anların, bir türlü gelmeyen kadının, Ekrem ya da bir başkasıyla “adamakıllı” gerçekleşmeyen cinselliğin, zaten bozuk olan psikolojisinde yarattığı baskısının da etkisiyle, ortalıkçı kadının odasına giren Zebercet bu kez kadınla, kadın uyanıkken birlikte olmak istemektedir. Bıyıklı Zebercet’e o âna kadar –uykusunda da olsa– karşı koymayan kadın, bıyıksız Zebercet’e direnç gösterecektir. Yine gerçekleşemeyen bir birleşmenin haricinde bu kez cinnet geçiren Zebercet, artık katil de olmuştur. Olayın tek tanığı kediye yönelik de birtakım “sapkın” fikirlerin niyetlenmesini bir iki sözcükle belli etse de onu da öldürüp ortadan kaldırarak işlediği çifte cinayetle büyük doyumu yaşar. Bıyıklı Zebercet, ortalıkçı kadın aracılığıyla tesadüfen bir şeyler yaşıyor olsa da tam anlamıyla bir cinsellikten söz edemeyiz. Ancak, bıyıksız Zebercet’in onu bile yaşayamadığı da bir gerçektir. Yalnızca, 2 numaralı odada kalan kadının geride bıraktığı havlusu, rüyalarına giren kadınlar ve benzeri düşler, gerçekleşemeyen eşcinsel temayüller dolayısıyla yarım yamalak bir histen söz edilebilir ki, bunların birer yaşanmışlık olmadıkları aşikârdır. Romanın sonundaki intihar sahnesine kadar uzun süre bıyık sözcüğünü kullanmayan Yusuf Atılgan, elbette en başta, Zebercet’in haleti ruhiyesini betimlemek adına onun “üç günlük sakalı”nın altını çizer. Hem Zebercet’in hem de okurun dikkatini yine uzamış kıllarına yöneltirken, Zebercet’in kararlı bir hareketiyle (belki de romandaki en kararlı davranışı o andır) okur için de o sakal ya da bıyığın artık bir öneminin kalmadığını belli eder. Zira Zebercet “tıraş kutusunu duvarın dibine bırakıp masayı karyolanın yanına” (s. 105) çeker. Üç günlük sakalı olduğu kadar aynı zamanda bıyıksız Zebercet’in intihar sonrasına dair tasvirler, yine Zebercet’in yaşanamayan cinsel hikâyesini özetler: “Donunun sol paçasından fildişi renginde koyuca bir sıvı aktı uzaya uzaya; dizine yakın bacağındaki kıllara bulaşarak ardarda yatağın üstüne düştü, yayıldı.” (s. 108) * Alıntılar için bkz. Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli, YKY, İstanbul, 2012.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Kültür Sanat

Öne Çıkanlar

Turgut Uyar'dan Esinlensek, Geyikli Ge..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

3 Mart 2025

Antalya’nın Meşhur Yemekleri

Antalya, sadece denizi, güneşi ve tarihi ile değil, aynı zamanda mutfağıyla da ziyaretçilerini büyüleyen bir şehir. Akdeniz’in taptaze malzemeleriyle hazırlanan yemekler, hem hafif hem de lezzetli olmasıyla biliniyor. Eğer bir lezzet keşfine çıkmayı planlıyorsanız, önceli..

Devamı..

Victoria Dönemi’nde Kedileri Beslemek

Kathryn Hughes

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024