Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Mayıs 2020

Öykü

Yuva

Miray Aydın

Paylaş

8

3


Pencere önünde karşı yolu izliyorum. Sağlı sollu, vızır vızır geçiyorlar. Dikkatim kırmızı olanlarda… İki, üç, dört kırmızı kamyon geçiyor.

Zilin sesiyle oyunuma son vermem gerekti. Yerime oturdum. Öğretmen girer girmez defterini, kitabını açıp yeşil tahtanın bir ucundan yazmaya başladı. Yanımdaki solakla dirseklerimizi masaya tutturup önemli bulduklarımızı deftere geçirmeye başladık.

Aklım hâlâ kamyonlarda ama oturduğum yerden boyum yetişmiyor. Anca gürültülerini duyuyorum. Yalnız gürültüyü saymak, kaç kamyonun geçtiğini hesap etmek de kolay değil. Dersi unutup kendimi kırmızı bir kamyonun ön koltuğunda hayal ediyorum. Geniş camından dışarıyı izliyor, koca direksiyonunu ellerimle sarıyorum. Bir lastiğinden diğerine yata yata, biraz da zıplayarak istediğim yere gidiyorum. Göründüğü kadar havalı mıdır ki?

Öğretmen tahtaya tebeşiriyle peş peşe vurdu. Dalgınlığımı anlar da soru sorar diye başımı öne eğdim. İki sayfa kadar yazmışım. Öğretmenin eli tahtanın diğer ucuna varmış, neredeyse duvara yazacak. Aklım ona buna gitmesin diye uğraştım. Anlattıklarını iyice dinlemeye çalışarak ne gibi sorular sorabileceğini düşünüp cevapları aklımda hazır tuttum. İmdadıma zil yetişti. Ben de herkes gibi defter ve kitaplarımı çantama sıkıştırdım ve onlar gibi zıplayarak koşmaya başladım. Bu şekilde eğleniyor hissine kapılıyordum. Yol boyunca koşmayı devam ettirdim. Sonunda apartmanın önüne vardım.

Sesleriyle uyandığım, gürültülü dikiş makinelerinin başında çalışan insanların birkaçı basamaklarda duruyor. Mola vermiş olmalılar. Yolu kapamış olduklarından aralarından geçmek zorundayım. Kimi el sallıyor kimi sevimli gözükmeye çabalıyor. Böyle zamanlarda, yüzümde başlayan kızarıklığın sanki boynumdan aşağılara kadar indiğini hissederim. Hiçbiriyle göz teması kurmadan basamakları hızlıca çıkıyorum. Annem tembihlemişti; anlattığı kadarıyla bu tarzda yaklaşan insanlardan çekinmeliyim.

Ağır kapıyı omzumla ittirdim. Merdivenleri çıktığım esnada annemin söyledikleri aklımda dönmeye başladı. Başıma neler gelebileceğini hayal ettim. Birinin peşimden kovaladığını sanarak basamakları ikişer ikişer atlamaya başladım. Bir taraftan da anahtarın nerede olduğunu hatırlamaya çalışıyordum. Kapıyı en hızlı şekilde nasıl açabileceğimi düşündüm. Anahtar çantamın ön gözünde, kalemliğimin altındaydı. Kapı önüne varınca topuğumla ayakkabımı çıkarmaya uğraşırken, anahtarı da avuçlama derdindeydim. Peşimde kimse yoktu ama sesler duyuyordum. Annemin tembihiyle kilitlediğim kapının bir türlü açılamayışı, korkuyu da pişmanlığı da bir arada yaşattı. Keşke bu kadar kilitlemeseydim.

Kapı açılır açılmaz salondaki ışık mutlu etti beni. Güneş hâlâ pencereden içeri giriyordu. Üzerimdekilerden kurtulmak için acele etmeliydim. Bir başıma en zorlandığım kısım, arkaya yaptıkları şu fermuar... Niçin arkaya dikerler ki? Parmağımı enseme kadar uzatmaya çalıştım. Kolum yetmiyordu. Bir tutsam gerisi gelecek… Annem geçenlerde, “Yandan fermuarlı bir önlük diktireyim sana,” dedi. Sevindim… “Hele önümüzdeki ay bir gelsin de,” diye ekledi. Sonunda fermuarı tutabildim. Önlüğü çıkarıp askısına güzelce yerleştirdim.

Pencere önüne vardığımda güneş çizgi çizgi uzamış, salonun belli noktalarına kadar ulaşmıştı. Giriş katın kepenk sesini duyar duymaz başımı yola doğru çevirdim. Annem de tam vaktinde köşeyi döndü. Önce pencereden kollarımı saldım. Birkaç insan geçiyordu. Sokağın sakinleşmesini bekledim. Kısık sesimle, “Annee,” diye seslendim; duymadı. Sesimi biraz daha yükseltip tekrarladım. Bir gözünü kaldırıp baktı. El salladım… Parmak ve göz ucu hareketleriyle içeri girmemi söyledi. Ben de hemen kapıya koştum. Bekledim; sesini duyar duymaz açacağım. Anahtarla uğraşmasın. Hele ki onun çantası daha karışıktır. Anahtarı kim bilir nerededir. Ayak sesi yaklaşınca hemen kapıyı açtım. Nefes nefese kalmıştı, “Kızım ne acele ediyorsun?” dedi. “Olsun anne,” dedim. Bir an önce eve girsin, zamanı birlikte geçirelim istiyordum. O yüzden gündüz vakit bir türlü geçmiyordu. Tabii okul da… Saçlarımı geriye doğru okşayıp yanaklarımdan öptü ve, “Ohh,” dedi.

“Acıktın mı?”

Sorarken bir gözüyle de mutfağa bakındı. Apartman boşluğundan sızan ışık mutfağı hâlâ aydınlatıyordu. Hemen hazırlığa başladı.

“Anne üstünü çıkarsaydın önce.”

“Yemeği ateşe koyayım da…”

Acıkmıştım doğrusu. Bunu ona söylemiyorum. Dert ediyor… Sonra da bütün tencereleri yemekle dolduruyor. İşten dönene kadar -ya da olur da gecikirse- aç kalmamı istemiyordu. Tencerelerin doluluğu içini rahatlatıyor olmalı…

Annem tahta üzerine yerleştirdiği sebzeleri başından tutup öyle bir bıçaklıyor ki benim günümü anlatış ritmim de onun hızına ister istemez ayak uyduruyor. Bıçağı her tahtaya değdirişinde soluklanıyor, işlediğimiz dersleri anlatıyorum; geçtiğimiz yeni konuyu… Bir de okul aidatının geciktiğini söylüyorum:

“Öğretmen bugün yine hatırlattı. İsmimi vermedi ama ‘Ödemeyenler var. Onlara söylüyorum,’ dedi. Babama çok önceden söylemiştim; geç vereceğini bildiğimden... Bir şey demese de kafasını sallamıştı. Unutmuştur. Hatırlatmak gerek… Sabah çıkmadan bırakır mı? Konuşabilir misin?”

“Konuşurum kızım.”

Umarım bırakır. Sınıfa rezil olmak istemiyorum.

“Işığı yakar mısın annecim?”

Işık yetmemeye başladı. Tavandaki sarı ışığı yaktım. Kısılıp küçülüyor; sonra birden patlıyor. Gözüm giderek alışıyordu. Annem tahta kaşığı tencereye art arda vurunca fark ettim. Ocağın ateşini izleye izleye, başımı yanağıma yaslayıp uyuklamışım. Gözümü açar açmaz yemek önümdeydi. Ateşi de taşıdı sanki. Öyle sıcak…

“Hadi kızım soğutmadan...”

Hava hepten karardı. Annem yine acele etmeye başladı. Ağzına, koyduğu lokmayı yutmadan öbürünü de taşıyor. Ona uyum sağlıyorum. Aralarda suyumu yudumluyorum. Yemeğin sıcaklığını alıyor...

“Doydun mu kızım?”

“Evet,” dememle tabakları kaldırdı. Ortalığı toparlarken, “Hadi odana o zaman, geç olmadan,” dedi. Bunu, bakışlarını saklayarak söylemişti. Mutfaktan çıktım. Arkamdan, “Ödevlerini hallet ama öyle uyu,” demeyi de ihmal etmedi. Açıkçası pek umursamadım. Kendimi yatağa bırakıp başucumdaki kitabıma kaldığım yerden devam ettim. Gözlerim noktaya yakın olan kelimenin peşinde, satır atlıyor. Bu aceleci tavrımı annem bulaştırdı. İş dönüşlerinde -hiç olmadığı kadar- sakin davransa da havanın kararmasıyla hareketleri çabuklaşır. Beni de alıştırdı buna. Olması gerekenler yaşandıktan sonra -biraz muhabbet, midemizin doyması- köşelerimize çekiliriz. Aklım yine başka düşüncelerde işte, okuyamıyorum. Kitabı bıraktım. Bir de üstüne, mutfaktan gelen musluk sesi iyice çişimi getirdi. Ufak tefek işi kalmış olmalı… Örtünün altına girdim. Gelen sesler gitgide azalmaya başladı. Gözlerimi kapadım. Mutfak ışığının cızırtısı da kesildi.

Annem köşesine, giriş kapısına yakın duran koltuğun ucuna yerleşmiştir şimdi. Onun köşesi orası. “Kızım,” diye seslendi. Bana en çok böyle demesini seviyorum. Sesi bana ulaşana kadar çoktan küçüldü. Bu kez daha canlı tekrarladı. Cevap vermedim. Rahatlasın istedim. Uyuduğumu düşünmesi ona iyi geliyor. Belli anları yaşayarak bir tek o anları kayıt altına aldığımı bilsin istiyorum. Bu yaptığımın farkında mı, bilemiyorum. Ne olur ne olmaz diye arkamı da döndüm. Yine de gözlerimi açmadım. Ev şimdi tamamen sessiz… İlk çıkacak gürültüyle yerimde zıplamamak için dikkatle bekledim. Herhangi bir düşünce ya da hayale dalmak yok.

Kapı yumruklandı. Eve geç gelişinden belliydi. Kızgınlığıyla beraber gelmişti. Tutamadım; işemeye başladım. Bunu epeydir yapmıyordum. Bir de uzun sürdü ki bitmek bilmedi. Ilıklığı giderek artıyordu. Umarım yatak çabuk emer. Şimdi hiçten kıpırdayamam. Islaklığın belime değdiği an kapı kapandı. Sessizlik bir süre daha devam etti. Bu, iyiye işaret değildi. Her şeyin yaşanıp son bulması sessizlikten iyidir…

Önce mırıldanmalar duydum. Niyeyse gözlerim kapalı daha zor işitiyorum. Sesler artmaya başladı. Tuhaftır, içim de rahatladı. Çoğunlukla babamın söylediklerine anlam veremiyorum. Neye kızmış olabilir ki böyle? Bazen de soru sorar gibi cümleler kuruyor ama cevap istemiyor. Annem bir keresinde cevap verecek oldu, “Konuş mu dedim?” dedi. O yüzden susuyor.

Babamın hareketlerinin sesi olduğu gibi odama varıyor, savurduğu kolunun esintisini duyabiliyorum. Kaldırdığı eli indirirken farklı ses çıkıyor, bu yüzden kolunu ne zaman kaldıracak ne zaman indirecek anlayabiliyorum. O sıra gözlerimi iyice sıkıyorum... Öfkeli cümleler kuruyor. Kulaklarıma istemsiz bir uğultu geliyor. Ne halde olduklarını, istemesem de hayal ediyorum. Gözlerimin kapalı olması bana değil onlara yarıyor. Son birkaç cümleden anlıyorum ki kızgınlığı duruldu. Susacak, bitiriyor… Babam, “Uyudu mu kız?” diye soruyor.

Annem herhâlde başıyla onay vermiştir. Benim uykuda olmam babamın da istediği bir şey. Ev şimdi tamamen sessizleşti. Vücudumun ıslaklığı kurumaya başladı. Sanırım uyuyabilirim…

Resim: Çidem Baran

YORUMLAR

Tülay Atalay

Öykünün içindeydim, gir içeriye göz işmarı ile .... tadı damağımda kaldı aldı götürdü beni sanırım uyuyabilirim.. kalemine sağlık Miraycım TÜLAY ATALAY 18/05/2020

18 Mayıs 2020

Tülay Atalay

Öykünün içindeydim, gir içeriye göz işmarı ile .... tadı damağımda kaldı aldı götürdü beni sanırım uyuyabilirim.. kalemine sağlık Miraycım TÜLAY ATALAY 18/05/2020

18 Mayıs 2020

Gülay Pamuk

Tebrikler. Çok etkileyici olmuş.

27 Mayıs 2020

Öne Çıkanlar

Yazı makinelerinde görülmemiş tasarımlarOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İdil Sancar

28 Nisan 2026

Post-Truth Çağında Bir Distopya: Her Ş..

Roman bittiğinde okur, şu can alıcı soruyla baş başa kalıyor: Bize sunulan “cennet” gerçekten güvenli mi, yoksa gerçekleri görmemizi engelleyen bir perde mi?Televizyonu her açtığımızda ya da sosyal medyadaki haber akışımıza göz attığımızda karş..

Devamı..

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024