Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Şubat 2018

Öykü

Zeynep Kıymacı • Ses

Zeynep Kıymacı

Paylaş

20

0


“Bitiyor,” dedi babam kaç mevsimlik rüzgârı içine alan ellerini ovuştururken. “Allah’a şükür bu seneyi de atlattık.” “Atlattık,” dedim mırıldanır gibi. O esnada havada uçuşan toz tanecikleri gibi tuhaf bir ses de yapışıverdi üzerime. Bir fısıltı gibi belirsiz aynı zamanda bir çığlık kadar ürpertici bir ses… İrkildim. Önce anneme baktım. Çömeldiği yerde üzerinde öğle yemeğini yediğimiz gazete kâğıtlarını topluyordu. Bir şey duymuşa benzemiyordu. Babam kısa adımlar atıp sigarasını içerken kendi kendine bir türkü mırıldanıyordu. Aynı ses beni tekrar tutup silkeledi. “Pişt!” Telaşla etrafıma baktım. Ne yazık ki bu arazide irili ufaklı tepeler ve tek tük ağaçlardan başka sadece üçümüz vardık. Yine de merakıma yenik düşerek oturduğum yerden kalktım. “Pişt!” Hızla arkamı döndüm. Lakin bir türlü sesin kime ait olduğunu bulamıyorum. Hızlı adımlarla sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladım. Arkadan annemin tiz sesi kulaklarıma ulaştı. “Kıız, nereye?” Arkama bakmadan seslendim. “Geliyorum anne! Saç tokamı düşürmüşüm, bulup geliyorum.” “Acele et! Yağmur geliyor. Eve gitmek gerek.” Cevap verme gereği duymadan hızlandım. O sıra ses daha da kuvvetlendi. “Pişşşt!” Koşmaya başladım. Harman zamanından artakalan ne varsa ayaklarıma batıyor. Annemlerin yanından epey uzaklaştım. Ben koştukça ses benimle inatlaşır gibi daha da güçleniyor. Fakat sahibi hâlâ meçhuldu. Ciğerlerim yanıyor, soluk soluğa durdum. Hafifçe eğilip dizlerimi tutarak güç toplamaya çalıştım. Biraz sakinleştikten sonra doğruldum. Avazım çıktığı kadar bağırdım. “Nerdesin?” Rüzgâr saçlarımın içindeydi. Üşüyordum. Tekrar bağırdım. “Nerdesin?!” Bir anda bulutların tepemden geçtiğini gördüm. Gökyüzü hızlıca değişiyor, turuncu mavilikleri yok oluyordu. Tabiatın bu hızı ve acımasızlığı beni korkuttu. Bu sefer arkamı dönüp geldiğim yere doğru koşmaya başladım. Fakat ne kadar koşarsam koşayım, olduğum yerden ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım bir türlü o ses azalmıyordu. Ensemdeydi. “Pişşşt!” O kadar fazla yol katetmeme rağmen hâlâ annemle babamı göremiyorum. Çoktan yanlarına varmış olmam gerekiyordu. Göğüs kafesimde çırpanları duymazdan gelerek etrafıma baktım. Yoklardı. Gitmişlerdi. Bu yağmur akşamının, bu kasvetin içinde beni yapayalnız bırakmışlardı. “Biliyordum…” dedim kendi kendime. “Buradan asla kurtulamayacağımı biliyordum. Hep bu harman zamanının, kuru otların, yığınların arasında kalacağımı biliyordum.” O esnada o sesi tam anlamıyla ensemde hissettim. “Pişşt!” Olduğum yerde kalakaldım. Vücudum buza kesmişti, rüzgâr da bu buz kütlesini çatırdatırcasına içime işliyordu. Ensemde o nefesi hissediyordum. Lakin arkamı dönüp bakamıyordum. Korku bir anda ayak parmaklarımdan saç tellerime kadar tüm bedenime yayıldı. Gözlerimi kapadım. Geçmesini bekledim. Ama hayır, hâlâ oradaydı: Tam arkamda. Yutkundum. Cesaretimi toplayıp derin bir nefes alarak arkamı döndüm. Ve döner dönmez keskin bir yeşille göz göze geldim. Gözlerinden başka bir yere bakamıyorum. Zümrüt yeşilinin en koyu hali tam karşımdaydı. Onunla burun burunaydım. Bir anda gerçek beynimde bir şimşek gibi çaktı. Bu bendim. Bunlar benim gözlerimdi, karşımda durup alaylı bir öfkeyle bana bakan küt saçlı kız bendim. Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Ondan kaçamıyordum. Uzaklaşamıyordum. Öylece birbirimize bakıyorduk. Belli belirsiz gülümsedi. Yüzüme iyice yaklaşıp fısıldadı. “Kaçma.” Derin bir nefesle olduğum yerde sıçradım. Soluk soluğa doğrulup boynumdan göğsüme doğru inen teri elimin tersiyle sildim. Annemle babam uyandığımdan habersizdi. Annem elindeki elekle buğday tanelerini elerken, babam el yordamıyla yaptığı çalı süpürgesiyle bir mevsimden geriye kalanları süpürüyordu. Uyandığımı fark edince gözü bana takıldı. “Kızım?” Gözlerim dolu doluydu. Zorla yutkundum. “Bitti değil mi baba? Gidiyoruz artık?” Gülümsedi. Yavaş adımlarla gelip üzerinde uyuduğum düvenin kenarına oturdu. “Gidiyoruz ya,” dedi.  “Yaz bitiyor kızım, gidiyoruz artık.” “Burada kalmayacağız artık, bütün hasat bitti. Nöbet tutmaya gerek yok, burada uyumaya gerek yok. Kimse çalamaz buğday saplarını. Hepsini götürdük zaten. Bir bu üzerinde uyuduklarım kaldı.” Babam başını iki yana sallayarak güldü. “Sen rüya mı gördün?” Başımı evet anlamında salladım. “Çok yoruldun bu mevsim. Çok çalıştırdık seni,” dedi, hafifçe saçımı okşadı. Sonra yerinden kalkıp havaya baktı. “Bak bulutlandı her yer. Geç kalmadan gitsek iyi olur.” Can havliyle yerimden kalkıp terliklerimi giydim. “Evet.” Dedim. “Hemen gitsek iyi olur.” Kısa süreli yastığım olan kuru buğday saplarını kucakladım. Babam halime gülerek anneme seslendi. “Hanım acele et de gidelim, bu kıza bir şeyler oldu!” Acele adımlarla yürürken babamın ağzından dökülen türküyle irkildim. Rüyamda söylediği türküydü. “Baba.” “Efendim kızım.” “Bunu değil de ninemin hep söylediği o türkü var ya, acıklı. Onu söylesen?” Gülümsedi. Elindeki yükü yere bırakıp cebinden bir sigara çıkardı. Onu yakıp dudaklarının arasına sıkıştırdı. Yükünü tekrar omuzlarken içinde gurbet ve kuşların olduğu o güzel türküyü mırıldanmaya başladı. O sırada tam burnumun üstüne bir yağmur damlası düştü. Gülümsedim. Bitti, dedim içimden. Harman vakti bitti, eve dönüyoruz.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Odamdaki GözDemet Taştemir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

17 Ekim 2025

Cam Tavanın Altındaki Gökyüzü

Gazze söz konusu olduğunda siniyor tüm ilham perilerim.Yeni taşındığım bu şehirde “mahsur” kalmış gibiyim. Orhan Pamuk’un Kars’ta mahsur kalan Ka’sı gibi hissediyorum. Bu his, sanırım, ne olduğunu bilmeden hep sıra dışı bir şeyler olmasını beklememden.Bu şehirde her gün ..

Devamı..

László Krasznahorkai’nin Günümüze Sesl..

Bran Nicol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024