Zihninizde Yaratıcılığa Yer Açmanın Yedi Yolu
30 Ağustos 2018 Hayat Eğitim Liste

Zihninizde Yaratıcılığa Yer Açmanın Yedi Yolu


Twitter'da Paylaş
1

Ray Bradbury, Ingmar Bergman ve Elizabeth Gilbert’ın Yaratma Süreçleri…

Sinema tarihinin en etkileyici isimlerinden olan İsveçli başarılı yönetmen Ingmar Bergman, hayatında kaosa yer vermemek için ömrünün son 25 yılını İsveç’te küçük bir adada geçirmiş. Burada filmlerini planlayıp senaryo yazan Bergman, aktivitelerini sınırlıyor. Çalışmak ve düşünmenin dışında yaptığı tek şey dolaşmaya çıkmak, o da belki. Bunun dışında akşamları filmine bakmaya gelen ziyaretçilerini ağırlayan Bergman’ın günlük rutini hep böyle. Ve daha fazlasını yapmayı denemiyor.

Ingmar BergmanIngmar Bergman

Günlük tutan ve her gün günlüğüne yazmayı ihmal etmeyen Bergman, bir gün şöyle yazıyor: “Burada, yalnızlığımda, içimdeki insanlığı çok daha fazla hissediyorum.” Aslında yalnız kalmak için oluşturulan olanaklarla yaratma eylemi için oluşturulanlar çoğunlukla benzerlik gösterir. İçimizde var olan bu yoğun insanlık duygusunu meydana çıkarmak ve onu bir kâğıda ya da tuvale dökmek. Yaratma süreci, her ne kadar kendi kendine gelişiyormuş gibi görünse de, oldukça sancılı ve disiplin gerektiren bir süreç. Peki bu süreçte başarılı olabilmek için, sahici bir “tek başınalık” nasıl sağlanabilir? QuietRev yaratıcılık üzerine makalesinde, herkesin gerek profesyonel iş hayatında gerek sanat hayatında kullanabileceği harika öneriler derlemiş. İşte dış dünyadan gelen her türlü talebi ve dikkat dağınıklığını engellemenizi ve içinizdeki dürtülere yer açmanızı sağlayacak en iyi 7 strateji:

1 Kendinize Ait Bir Alan

Dünyaca ünlü Amerikalı koreograf Twyla Tharp, The Creative Habit isimli kitabında, en ideal yaratıcı halin yapılandırılmış ve kontrollü olabileceğini söylüyor. Kendi deyimiyle “The Bubble” (Baloncuk) olarak adlandırdığı bu yaratıcılık hali Tharp’a göre, “Kendi kendine varlığını sürdürebilen bir alışkanlık haline gelmeli.” Tharp’ın “Baloncuk” olarak adlandırdığı bu durum aslında kişinin yaratma sürecini engelleyecek her şeyden soyutladığı bir alan. Âdeta bir balonun içinde, yalnızca size ait bir bölge. Tharp, bu alanı yaratıcı süreçlerinde kullanan öteki yazarlardan da örneklerle anlatmış. Örneğin bir köyde tek başına yaşayan ve haftanın yedi günü çalışan roman yazarı Philip Roth, sabahları erken kalkıyor ve evinden 50 metre uzaklıktaki iki odalı stüdyosuna yürüyerek gidiyor. Roth’un çalışma masasında ise iki küçük not bulunuyor. Biri “Bir yere ayrılma,” öbürü ise “Olası bir çabaya girişme.” Bu notlar, yemek yemek, yazmak, egzersiz yapmak, uyumak ve tek başına kalmaktan oluşan 5 temel eylem dışında baştan çıkarıcı diğer her şeyi engellemek için. Danimarkalı yazar Dorthe Nors da konuyla ilgili, “Bir sanatçı olarak bizim işimiz duygularımızla beraber oturmak, onları kavramak, irdelemek ve bu duyguları resim, film ya da hikâyeye dönüştürmek,” diyor. Sizin kendinize yaratacağınız “Baloncuk”, Tharp’ın ya da Roth’unki kadar ekstrem olmayabilir. Ki bu da yaratılan bir alan yerine aslında bir çeşit zihinsel durumla da sağlanabilir. Hayatınızdan çıkarabileceğiniz şeylerin listesini yapın. Daha keşiş bir ruh haline nasıl adapte olabilirsiniz? Kaosun ortasında da olsanız, ya da seyahat ediyor da olsanız, kendiniz ve yaratıcı işleriniz için bir alan her zaman yaratabilirsiniz Kendi hayatınızda deneyin: Hayatınızı parçalara bölseniz, birbirinden farklı olan, ayırabileceğiniz minimum kaç bölüm var? Hangileri yaratıcılığınıza hiçbir şey katmıyor? Nelere hayır diyebilirsiniz?

2 Öylesine Yazın

Amerikalı çoksatan yazar Julia Cameron’un Türkiye’de de İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin adıyla yayımlanan kitabında, yaratıcılık için bir numaralı aracın, kendi deyimiyle “sabah sayfaları” olduğunu söylüyor. Evet bu sayfalar, tam anlamıyla bilinç akışı kullanılmış 3 sayfalık, uzun uzun el yazıları: “Aman tanrım, bir sabah daha. Söyleyecek HİÇBİR ŞEY yok. Perdeleri yıkamam gerek. Dün çamaşırları halletmiş miydim? Bla bla bla…” Ancak önemli olan, bunları her gün yapmak. Aklınızdaki her şeyi, kafanıza taktığınız ve sizi endişelendiren her şeyi yazarak aslında bir bakıma yaratıcılığınızı iyileştirip toparlıyorsunuz. “Sabah sayfaları” sizi asıl gitmeniz gereken yola yönlendiriyor, beyninizdeki günlük işlerin ve ihtiyaçların yarattığı baskıyı ve olumsuzluğu azaltmanızı sağlıyor. Bu sayede de içten içe sürekli size sorumluluklarınızı hatırlatan, Cameron’un deyimiyle iç “sensör”ünüzü susturabiliyorsunuz. Yaratma süreçlerinde Cameron’un “sabah sayfaları” yönetimini kullananlar arasında ise İllüzyonist filminin yapımcısı ve Ocean’s 13’ün senaristleri arasında bulunan Brian Koppelman, Amerikalı gazeteci Maria Shriver, Türkiye’de de çocuk kitapları yayımlanan illüstratör Francesca Chessa ve 29 yaşında bütün dünyayı gezmiş ve oldukça varlıklı bir yaşama kavuşmuş, yazdığı kişisel gelişim kitapları Amerika’da kısa sürede çoksatanlar listesine yerleşmiş ABD’nin fenomen ismi Tim Ferriss de var. Kendi hayatınızda deneyin: Sekiz hafta boyunca her sabah el yazısıyla 3 sayfa yazarak bu yöntemin içinizdeki sanatçıya yardım edip etmediğini deneyin.

Ray BradburyRay Bradbury

3 Başkaları Ne Yapmış?

Yaratıcı dünyada insanlar genelde ilham perilerini beklediklerini söylerler. Kült roman Fahrenheit 451’in yazarı Ray Bradbury, Yazın Sanatı ve Yaratıcı Yazarlık isimli kitabında, ilham perinizin sizin bizzat kendi varlığınız olduğunu söyler. Başka bir deyişle, ilhamın kendisi, sizsiniz.

“İnsanlar fikirlerimi nereden bulduğumu sorduğunda gülerim. Ne garip. Anlamları dışarda arayıp dururken, içimize bakmayı unuturuz.” Ray Bradbury

Bradbury, kişinin kendi ilhamını kendi yaratması gerektiğini savunuyor. Peki: “Eğer bilinçaltı diyeti yapacaksak, mönüyü nasıl hazırlamalı?”Bradbury, öncelikle her gün şiir okumak gerektiğini öneriyor. Daha sonra denemeler, sonra kısa öyküler ve romanlar. Kendi deyimiyle, “Sizin gibi düşünmeyenleri okuyun" diyor. Bradbury ilham perisini, sürekli olarak öbür yaratıcı insanların işlerindeki mükemmellikleri ve farklılıkları arayarak beslemiş. Kendi hayatınızda deneyin: Bir şiir ya da deneme kitabı alın. Her gün biraz biraz okuyarak zihninizi yaratıcılığa teşvik edin.

4 Yenilenmek İçin Zaman

Uluslararası tasarım şirketi IDEO’da çalışan tasarımcılar, genellikle 10-12 hafta süren ve yoğun bir takım çalışması gerektiren projeler üzerinde çalışıyor. Haliyle haftalar süren projeleri bitirmeye çalışmak, takımları oldukça zorluyor. Ancak IDEO, yaratıcı bir firma olarak başarılarının sürdürülebilir bir ilhama sahip çalışanlardan geldiğini bildiği için, proje takvimi el verdiği sürece tasarımcılara birkaç saat ya da bir gün boyunca serbest zaman geçirebilecekleri bir çalışma şekli ayarlamış. IDEO çalışanları bu süreyi dinlenmek için bir fırsat olarak kullanıyorlar. Enerjilerini yenilediklerini ise, bu zamanı yeniden ilham kazanmak için değerlendiriyorlar. Bazı IDEO takımları haftalık çalışma sürelerinin içinde yaratıcılıklarını arttırabilecekleri zaman dilimleri de yaratmış. New York’taki bir proje takımı, her cuma sabahını müze gezilerinde ya da dışarda çalışarak geçiriyor. Bazı ofisler bu yapıyı her çalışma haftasında uyguluyor. New York Times’ın haberine göre, Intel firması 2007 yılında 300 mühendis ve yöneticiye her salı sabahı 4 saat süren kesintisiz bir sessizlik zamanı tanımayı denemiş. Pilot grup bu uygulamayı çok sevince, tüm şirket uygulamaya başlıyor. Amerika menşeli web uygulama firması Basecamp’in (eski adıyla 37Signals) kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı Jason Fried, içe dönük bireylerden. Bütün şirketi de buna göre, sessiz bir çalışma ortamı yaratarak yapılandırmış. Fried, “Rework” isimli kitabında yaratıcı bireyleri şöyle teşvik ediyor: “Toplantılarda harcamaktan kaçındığınız her dakika, bunun yerine bir işi gerçekten bitirmenizi sağlayacak.” Kendi hayatınızda deneyin: Ofisinizde ya da çalışma ortamınızda kendinize birkaç gün izin verin. Sessiz bir zaman dilimi yaratın ya da toplantıların olmadığı bir dönemde çalışmayı deneyin.

5 Akıntıya Kapılın

Bazen, yaratıcı olmanın nasıl hissettirdiğini unutabiliyoruz. Ancak sizin de bildiğiniz gibi, yaratıcılık için en uygun evredeyken, bazen âdeta bir akıntının içindeymişçesine kendimizi tamamen yaptığımız aktiveye veririz. Pozitif psikolog Mihály Csíkszentmihályi bu akıntıyı şöyle açıklıyor: “Tamamıyla o işe dahil hissederiz. Çaba gerektirmiyormuş gibi görünen bu aktivitenin içinde kayboluruz. Aslında kendimizi tamamıyla işe adamışken çelişkili bir biçimde de yüzde yüz canlı ve hayatta hissederiz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmez ve ilgimizi çeken öteki şeyleri, hatta kendi varlığımızı bile unuturuz.” Peki neden hakkını vererek yapılan yaratıcı bir aktivitenin bu denli iyi hissettirdiğini hatırlamak bu kadar zor? Belki de bunun nedeni, modern çalışma hayatlarımızın içinde bu elektriği yakalamanın giderek zorlaşması. Mihály Csíkszentmihályi ise şöyle diyor: “Hayatta zorlu bir işe konsantre olmanın verdiği zevki çok az şey verir. Yeteneklerimizi kullanmanın ve ne yapılması gerektiğini bilmenin zevki.” Genel olarak araştırmalar, birçoğumuz için bu konsantrasyon halinin hobilerdense ve boş zamanlarımızda yaptıklarımızdansa çalışma hayatımızda ortaya çıkabileceğini söylüyor. Peki çalışırken böyle bir konsantrasyon haline girebileceğimizden nasıl emin olabiliriz? Csíkszentmihályi öncelikle hedefleri net olan, hızlı geribildirim alabileceğimiz ve zorluk seviyelerinin yeteneklerimizle örtüşebildiği işler seçmemiz gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda yaptığımız işe tamamen odaklanmamızı sağlayacak bir çevre ve ortama da ihtiyacımız var. Bu da yalnızca birkaç dikkat dağıtıcı şeyle başa çıkmamızı gerektirecek yerler demek oluyor. Örneğin içe dönük bireyler için, çalışmanızı daha az bölecek bir ortam, sessiz bir çevre ve etrafınızda bildiğiniz ve güvendiğiniz kişilerin olması. Bu konsantrasyon ve odağı yakalayabilmeniz için üçüncü gereklilik ise, yaptığınız işe karşı içgüdüsel bir motivasyon. Harvard Business Review dergisinin raporuna göre, bir şirketin yöneticisi çalışanlarının bu odaklanmayı yaşayabilmesine yardım etmek için Csíkszentmihályi’nin teorilerini denemiş. Tekniklerinin arasında çalışanlarının e-posta’larını kapatmasına izin vermek, daha az toplantı ve daha az iş yükü olan görevler vererek odağı arttırmak da var. Bu yöntemler oldukça etkili olmakla beraber tüm organizasyona fayda sağlamış. Kendi hayatınızda deneyin: Gün içinde maksimum odağı yakaladığınız ve söz ettiğimiz bu “akıntı”ya kapıldığınız anlara dikkat edin. Bunu yakalamanızı sağlayan işi ve iş ortamını belirleyin. Bunları belirledikten sonra bu tarz işlere ve bu tarz ortamlarda daha çok vakit harcayın.

6 Görsel Hafızaya Dikkat

Da Vinci’nin tablosunda, Mona Lisa’nın saçı ne renk? Evinizin giriş kapısının kolu sağda mı, solda mı? Bu soruları cevaplamak için ne yapmanız gerekiyor? Harvard psikoloji profesörü Stephen Kosslyn, beynin fikir üretmede görsel imge kullanması üzerine çalışıyor. Kosslyn’e göre, öncelikle beynin nasıl görüntü yarattığını anlarsak, bu görüntüye göre hareket etmek ve onu yeni fikirlere dönüştürmek kolaylaşır. Öncelikle bu süreçte beyniniz, görsel imgelere direkt olarak hafızanızdan ulaşıyor. Daha önce gördüğünüz ve beyninizde yer etmiş şeylerden. Yukardaki kapı kolu ile ilgili soruyu cevaplarken, beyniniz muhtemelen gözünüzün önüne kapının görüntüsünü getirdi ve sonra da kapı kolunun olduğu alana yaklaştırdı. Yani daha sade bir ifadeyle: gözünüzde canlandı. Kosslyn, görsel imgenin inanamayacağımız kadar güçlü olduğunu söylüyor. Çünkü gördüğümüz nesneleri zihnimizde dönüştürüyoruz, örneğin onları büyürken, küçülürken ya da hareket ederken hayal edebiliyoruz. Kosslyn, görsel imgenin yeni fikirler üretmede oldukça etkili olduğunu inanıyor, tabii yeteri kadar dikkat gösterirsek. Kosslyn’e göre beyin, zihindeki görüntüyü yeni bir fikre dönüştürmede 4 adım kullanıyor: a. Görüntüyü oluşturma: Görüntüler genelde, zihnimiz onları gözümüzde canlandırmaya açıkken gelir. Örneğin duş alırken. Bu görüntüleri yarı-oluşturulmuş fikirler olarak düşünebilirsiniz. b. Görüntüyü tutma: Eğer duştan çıkıp bu görüntüyü yazmazsanız, kahvaltı hazırlamaya başlamadan unutmuş olacaksınız. c. Görüntüyü inceleme: Şimdi sırada görüntüye farklı açılardan bakarak onu iyice öğrenmek var. d. Görüntüyü dönüştürme: Son olarak yapmanız gereken de görüntüyü sizin yaratıcı amacınıza uygun hale gelecek biçimde değiştirmek. Onun kendi hayatınızda kullanışlı olmasını sağlamak ve artık tamamlanmış bir fikir haline getirmek. Kendi hayatınızda deneyin: Yeni bir kurgu romanı okumayı deneyin ya da bir film izleyin. Bitirdiğinizde ise gördükleriniz ya da okuduklarınız üzerine düşünün ve zihninizde oluşan görsel imgelerle oynayın. Eğer zaten aklınızda birçok görüntü ve fikir varsa, direk üçüncü ve dördüncü adıma geçebilirsiniz: bu fikirleri inceleme ve dönüştürme.

7 Başlayın, Hemen Başlayın

Yaratma sürecinin genelde en zor olanı, ilk adımıdır. Fikirler aklınıza gelir ancak onlar üzerine aksiyon almak zorlaşır. Başarısızlıktan korkar ve bu nedenle atalete yenik düşeriz. Amerikalı çoksatan yazar Anne Lamott, Bird by Bird: Some Instructions on Writing and Life isimli kitabında, ağbisinin bir işe başlarken ilk adımı atmakta ne kadar korktuğunu ve babasının bu konuda ona nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor. Lamott’un ağbisi, okul için kuşlarla ilgili bir proje yapması gerekirken işleri fazlasıyla ağırdan alıyor ve ödevini teslim tarihinden bir gece öncesinde yapmaya başlıyor. “Mutfak masasında neredeyse ağlamak üzereydi. Sürüyle kâğıt yığını, kalem ve kuşlarla ilgili açılmamış kitaplar arasında oturmuş ödevi gözünde giderek büyütüyordu. Sonra babam gelip yanına oturdu, kolunu abimin omzuna attı ve şöyle dedi: ‘Kuş kuş git dostum. Yalnızca teker teker git.’ Kendi hayatınızda deneyin: Yaratıcı bir iş üzerinde çalışıyorken kendinize şu soruları sorun: Başlamanın en hızlı yolu hangisi? Asıl amacıma ulaşma yolunda küçük mesafeler kat etmeye nasıl başlayabilirim? Hemen şu an yapabileceğim ilk şey nedir?

Elizabeth Gilbert

Ye Dua Et Sev kitabının yazarı Elizabeth Gilbert da 2009’da bir TED Konuşması yapmıştı. Gilbert bu konuşmasında, yaratıcı ruhunu koruyabilmek için işiyle kendisi arasına mesafe koyabilmek adına bir yol aradığından söz ediyor. Ancak Gilbert’in bu arayışı, onu çok eskilere, antik Yunan ve Roma dönemine kadar götürmüş: “O dönemlerde insanlar, yaratıcılığın kişinin kendisinden geldiğine inanmıyordu. Yaratıcılığın kişiye uzak ve bilinmeyen bir kaynaktan, uzak ve bilinmeyen nedenlerle, kutsal bir ruh tarafından getirildiğini düşünüyorlardı. Antik Yunanlar, yaratıcılığın bu kutsal ruhuna ‘şeytan’ diyordu. Socrates ise, kendisine uzaktan bilgelik akseden bir ‘şeytan’ının olduğuna inanıyordu.” Gilbert bunun üzerine, yaptığı işlerde ortaya çıkardığı sonuçtan kendini koruyabilmek için psikolojik bir savunma mekanizması geliştirdiği fark etmiş. “Eğer işiniz harikaysa, tüm tebrikleri siz alamazsınız. Herkes, size yardım eden bu ruhani dâhiyi biliyor. Ve eğer işi batırdıysanız, bu da tamamıyla sizin suçunuz değil. Değil mi? Herkes size yardım eden ruhani dâhinin biraz beceriksiz olduğunu biliyor.” Gilbert her ne kadar yaratıcılığının çok çalışmaktan geldiğine inansa da şöyle diyor: “Yaratma sürecim tamamen bundan ibaret değil. Ben çok inatçıyımdır. Ve eğer ben çalışıyorsam, her gün aynı saatte kalkarım. İşin içinde oluşum biraz tuhaftır, oldukça emek harcar ve çok hızlı hareket ederim. Ancak benim bile, benim gibi bir inatçının bile bazen bu ‘ilham’ konusunda kendisini tazelemesi gerekiyor. Ve birçoğunuzun da bunu yapması gerektiğini hayal edebiliyorum.” Gilbert’in kendine tavsiyesi de şöyle: “Yılma. Sadece işini yap. Kendin için yapmaya devam et. Her ne olursa. Bu nedenle aslında yaratma sürecinin her kişinin kendi özelinde şekilleneceğini elbette belirtmek gerek. En doğrusu, kendinize özgü çalışma stilini bulup, buna sadık kalmak olmalı. Yalnızlığın her ürünü, yani aslında içimizdeki hakiki insanlığın sanata dökülmüş her hali, size her zaman ilham, keyif ve muazzam bir rahatlık verecektir. Ve bir şeyler yaratmış ya da sanatla hareket etmiş her insan, bu insanlığı aramanın ve onu sanata dökmenin ne kadar zor ve sancılı olduğu bilse de, “Buna değer,” diyecektir.

(Yararlanılan kaynak: HuffingtonPost) 


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Mesru Seven
Çok değerli bir paylaşım olmuş. Pek çok noktasının not edilip altı çizilmesi gerekir. Teşekkür ederim.
8:40 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR