Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Temmuz 2020

Öykü

Ziyan

Hasan Sezer

Paylaş

1

0


Güneş doğmuştu. Sandalyesine oturmuş, geçen saatlerin ziyanlığına tanıklık ediyordu. Gövdesini kütüphanesine çevirdi, onlarca kitabın arasından bir tanesini eline almayı düşlüyordu. Kargacık burgacık cümlelerin arasında gezmek, ona anlamsız gelen hikâyelerin gereksiz tınılarını parmaklarının ucunda hissetmek, adını dahi hatırlamayacağı var olmayan insanların yavan yaşayışlarının buhranlarını tanımak, sayfalar –nihayet– sona erdiğinde ağzında kalacak mayhoş tadın geçici rahatsızlığından kurtulmaya çabalayacağı haftaların korkutucu hülyası, özenle dizdiği kütüphanesinden uzaklaşma güdüsü yaratıyordu vücudunda. Saatlerce ellerinde gezdirdiği sayfaların kıymetini arıyordu. Sandalyesinde doğruldu, gözlüğünü takıp kitapları izlemeye devam etti. Asırların elden ele önüne getirdiği cümlelerin ölümsüzlüğünü, dünyanın kalbinden kopup gelen eşsiz öyküleri parmaklarının ucunda hissetmeyi, çeşit çeşit insanların zaman zaman güldüren çoğunlukla yürek burkan hayatlarıyla tanışmayı, sayfalar –ne yazık ki– sona erdiğinde burnuna tütecek şarap kokusunun geçici sarhoşluğuna sarılmaya çabalayacağı günlerin hazzı, özenle dizdiği kütüphanesine yaklaşma isteği yaratıyordu bedeninde.

Kısacık dediği hayatının tamamı karasızlıklarıyla doluydu. Güneş doğalı epey bir vakit geçmiş, o ise sandalyesinin ona sunduğu rahatsızlığa boyun eğmişti. Nefes alırken dahi nefes almanın güzelliğiyle gereksizliği arasında kalıyor, zihninden çıkagelen tartışmanın alevlerini kulaklarında hissedene kadar da durmuyordu. Acıkmış olması gerektiğini düşündü, bir sigara yaktı. Hızla içip söndürdü. Tavana doğru süzülen dumanları izledi, sandalye sırtını acıtıyordu. Duş almak istedi. Kıyafetlerini çıkarmak, sıcak suda haşlanırcasına yıkanmak, şampuanla gözlerini kızarttıktan sonra soğuk denizlere yelken açarcasına havlulara sarınıp sigara içmek, kurulanmak, giyinmek, havluları yerine asmak, bir sigara daha içmek, dişlerini fırçalamak, ağzında kalan macun tadının geçmesini bekleyip kahve hazırlamak, bir sigara daha içmek, kahve bardağını yıkamak, yemek hazırlamak ve yemek ve bulaşıkları yıkamak, bir sigara daha içmek, yatağa uzanmak, uyumamakla birlikte uyumak, bir kitap okumak, bir sigara daha içmek, tekrardan kahve yapmak, defalarca tuvalete gidip gelmek, ağrılarının –neresinin ağrıyası geldiyse– çözümünü internetten aramak, müzik dinlemek hatta dinlerken bir sigara daha içmek, müziğin kaybolan önemiyle birlikte arkada çalmasına ses etmeden bir sigara daha içmek, açlığını bastırmak adına birkaç tane daha sigara içmek, yemek hazırlamak ve sofra kurmak ve yemek ve toplamak ve temizlemekten üşenmek, acıkmak ve daha çok sigara içmek, yeni sigara paketini açmak ve kibrit aramak-kibritin damakta bıraktığı yanık tahta tadını duyumsayıp-ve bulamayınca yaktığı kibritleri yakmaya çalışarak vaktini harcayıp bir süredir bedenine hapsedemediği dumanın bağımlılığıyla ortaya çıkan sinir buhranları arasında eline gelen ilk çakmakla –ağzında yanık tahta tadını duyumsayamadığı için– tiksinerek bir sigara daha yakıp sandalyeye dönmek, önceki günlerden evin bir köşesinde kalmış şarap veya bira şişelerinin dibindeki mantarlara aldırmadan içmek ve soyunmak ve yatağa girmek ve uyumak.

            “Ziyan!” dedi. Son bir yılda sabahın en erken saatlerinde oturup kütüphanesine baktıktan sonra duşa girmeyi hayal edip ardından durmadan sayıp döktüğü günün olmuşluğuna ve olacağına sitem ederek bağırdı: “Ziyan!” Sinirleniyordu ki bir anda doğruldu: “Hayır,” dedi. Heyecanlanmıştı. “Her gün olduğu gibi bugün sinirlenmeyeceğim!” Sayıp döktüğü günü düşündü. Dünü, ondan önceki ve ondan da önceki günü, önceki ayı, mayıs, nisan, mart, önceki yılı ve ondan da önceki yılı. Geriye baktığında her günün-lanet olası her günün-birbirinin aynı olduğunu fark etti. “Bunu daha önce fark etmemiştim!” dedi. Heyecanı gittikçe artıyordu, bugün farklıydı.

Hızlıca kalktı, vücudu –alışkanlıktan olsa gerek– banyoya doğru gidiyor ancak zihni asırlar önce işlemeli beyaz dolabın içine çürümeleri için konulmuş kıyafetlerine yürümek istiyordu. Zihni kazandı, banyonun kapısını hızla kapatıp koridorun sonuna kararlılıkla yürüdü. “Kararlılık,” dedi, “dans etmediğim bir kadın kendisi.” Siyah gömleği, pantolonu ve çorapları. Kırmızı bir ceket, kravat gerekmez. Zihnini tanıyordu, pes edeceğini onu yüz üstü bırakıp bedenini sıcak suyun altına sürükleyeceğini biliyordu. Bu yüzden elinden geldiğince hızlı olmaya çalışıyor ve düşünmemeyi düşünerek kendini meşgul ediyordu. Ayakkabılarını giyip sokağa atıldı. İkişer ikişer çıktığı merdivenlere bakmadan yürüdü. Tanıdık gelen ama uzun zamandır yüz yüze gelmediği sokaklarda yürüdü. Geçmiş baharın ve geleceğin baharlarının çiçeklerini izledi, sigara içmiyordu. Gökyüzüne hayranlığını ifade etmenin yollarını arıyordu. Acıktığını hissetti, dışarda, kalabalıkların içinde yemek yemenin nasıl bir duygu olduğunu anımsamaya çalışsa da yapamadı. Dar sokağın sonuna kadar yürüdü, yanından hızla geçen arabalara aldırış etmeden yerde oturmuş gitar çalan çocuğun rahatsız edici müzikalini dinledi, çirkin sesini duyunca cebine evden çıkarken doldurduğu bozuklukları önüne bırakıp uzaklaştı. Yokuşu nefesi tıkana tıkana teptikten sonra yemek yiyebileceğine inandığı bir dükkânın kapısında dikildi. Hanım Ana’nın Yeri’ne girecekken başını çevirdi. Caddenin sonuna kadar dizilmiş restoranların hepsi, cafcaflı tabelalarıyla ona bakıyordu. Korktuğu başına gelmişti, derin bir nefes alıp ilk gördüğü yere girmesi gerektiğini düşündü. Yemeğin kalitesinden, yemek yemenin gereksizliğine kadar birçok konu üzerinde geliyordu. Düşünemiyordu, düşünmek istemiyordu ama kaos vücuduna hükmetmeyi başarmıştı. Sigara yakıp sakinleşmek ardından yeni hayatının ilk gününe kaldığı yerden devam etmeyi düşündü. Cepleri boştu ne sigarayı ne de kibriti yanına almamıştı. Kafasını kaldırıp bakkal aradı, karşı kaldırımda yan yana duran iki dükkânın varlığı onu iyice çileden çıkarttı. Evin dışında bir hayata hazır olmadığının kanaatine varıp geldiği yolu tekrardan yürüdü.

Gitar çalan çocuğun melodileri midesini bulandırdı. Gökyüzü eski maviliğini kaybetmişti. Çiçekler solmuştu. Hayat kararıyordu gözlerinde, içinde yeşeren umut gökyüzünün, çiçeklerin, gitarın güzelliğiyle birlikte yok olmuştu.

Eve döndü, kıyafetlerini çıkardı. Duşa girdi, dişlerini fırçaladı, giyindi ve yemek yedi, kahve içti, uyudu ve uyandı, müzik dinledi, ıslak havluların üzerinden kalkmadan saatlerdir mahrum kaldığı sigarasını içti. Sabah düşündüğü günde bir şey atladığını fark etti. Bitmek bilmeyen düşünceleri uykudayken bile yakasını bırakmıyordu. Kalktı ancak sandalyesine oturmadı, kitaplarına bakıp aralarından bir tanesini seçip yiyip yutarcasına okumadı. Baktı, güneş veda edene dek, baktı. Farklıydı, bir gün dışarıda yemek yiyecekti. Başka bir gün çimlere uzanacak, diğer bir gün tanımadığı sokakları gezecekti. Orada, camın başında durduğu vakitte aklından bir saniye olsun çıkmayan karısının hatırasına ilk defa gülümsedi. Sol şeride geçmek yerine sağ şeride geçseydim demedi. Kararlıydı.

Rüyasında bir yılı aşkın süredir görmediği karısını gördü, kokladı, öptü ve sarıldı. Uzun zaman sonra yine ilk defa bütün gece uyudu. Uyandığında sandalyesine oturup ölü elin ardında kalan kitaplara bakmaktansa camın önünde dikildi. Güneş doğmuştu…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Nisan Ayının 7 KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Temmuz 2025

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Ankara’dan çok da uzaklaşmadan hafta sonuna eğlence, keyif ve dinlendirici bir tatil deneyimi eklemek ister misiniz? Başta Ankara Kızılcahamam termal otel seçeneği olmak üzere Ankara’ya yakınlığıyla bilinen en konforlu ve uygun maliyetli seçenekleri sizi..

Devamı..

Kafkaesk Bir Film: Birdman

Yalçın Yokuş

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024