Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Mayıs 2020

Edebiyat

Selim İleri’nin İstanbul’u

Erhan Sunar

Paylaş

2

1


Basit bir ikileme, kaba bir ayrıma gitmez Selim İleri; ne Doğu’ya bakıp Batı’yı yargılar ne de buralardan bıkkınlık getirip açıkça oryantalist bir açmaza düşer.

Selim İleri’nin İstanbul’u bir anılar şehridir. Geçmişten bugüne değişip duran bir şehre anılar içinden yapılmış bir güzellemedir. İstanbul odaklı kitaplarının (özellikle de bu yazıya büyük ölçüde kaynaklık eden Yaşadığım İstanbul’un ve İstanbul Bu Gece Yine Sensiz’in) neredeyse bütününe nüfuz eden bu çok kişisel yaklaşım kendi içinde belirgin bir itiraz taşır ve bu yolla geçmiş dediğimiz zaman kesiti şimdinin şehrinden ayrı, daha kristalize, daha yaşanabilir bir dünyanın resmini sunmuş olur. Yemek tariflerine varana dek İleri’nin kurcalamaktan vazgeçmediği böyle bir dünya da elbette kendi iç âleminin renklerini oluşturmakta gecikmez.

Şehre çoğunlukla edebiyatın çerçevesinden bakma eğilimindedir yazar. Sosyal yaşantıların, ya da bir yerde Tanpınar’a atıfla bir “his dünyasının”, günümüze devreden izdüşümleri de bu nedenle çoğunlukla bir okurluk kıstası içinde kalır. İstanbul kitaplarına sık sık sızıveren böyle yazılarda İleri’nin bir edebi inceleme ya da eleştiri tavrı takınmadığını, daha çok bu kitapların kendi kişisel gelişiminde, edebi ilişkilerinde tuttuğu belirleyici yanları ifade ettiğini görürüz. Bu safça okur yaklaşımıyla da söz konusu kitaplar, bambaşka kitaplara, anekdotlara, karşılaşmalara ve hep anılara açılarak sadece yaşanmış kronolojik bir tarihi değil, bir hisler tarihini de gözler önüne serer.

Bu edebi eserler bağlamında yazarın “ses tonunun” oldukça yumuşak huylu ve anlamaya yatkın, şehrin hep değişen kimliğine dokundurmalarda bulunduğu pasajlarda ise bir miktar “polemikçi ve kavgacı” olduğunu söylemek mümkün: Bir reddediştir bu açıkça ve kültür sanat dünyasının içinden yöneltilen bakış da böyle bir tavrı barındırır. Özlem duyulan bir dünyanın izlerini öykülerde, romanlarda, şiirlerde bulup sabitleme çabası İleri’nin yazılarında öylesine belirgindir ki, en sonunda bu eserlerin dört bir koldan İstanbul’un bir devrinin yaşantısını kurduklarını fark ediveririz. Bir şehir tarihçisinin yapacağından çok daha nüans dolu yollarla, İstanbul’un resmi yeniden çiziliyordur.

selim ileri istanbul

Tıpkı bir yağlıboya tabloya uzaktan bakmakla yaklaşıp bakınca seçilecek ayrıntıların değişeceği gibi, bu İstanbul anılarının da bir yüzeyde görünen bir de hep derinleşmeye eğilimli iki yönlü okuması bulunur. Şehir, üzerine vurguyla değinildiği yerlerde bir değişim ucubesi olarak görülebilecekken, arka arkaya sözü açılan kişiler ve eserler arasında gezinildikçe boyutları genişleyen bir imkâna dönüşür. Gündelik hayata ilişkin detayların da, daha büyük ölçekli, diyelim siyasal ya da toplumsal değinilerin de aynı düzlem üzerinde buluşturulmasını sağlayan ve edebiyat-sanat dünyasının süzgecinden geçirilerek verilen bu geçmiş zaman İstanbul’u, bir tablo gibi hem seyredilir hem de yorumlanmaya hazır bir şekle bürünür. Yazarın doğrudan müdahalesinin, zaman zaman kırıklaşan sesinin uzağında bir imkândır bu: O zaman anlarız ki, bütün bu iyimser çabanın da katkıda bulunmasıyla, şehir aslında bir yanıyla savunmasızca karşımızda durmaktadır. Sahiplenmek de bir anlam vermek de en sonunda bizim elimizdedir.   

Biraz daha yakın bir tabirle, İstanbul’a ve şehrin bağrından doğmuş edebiyata bir vefa borcu gibidir İleri’nin bütün çabası. Artık sahaf köşelerinden bile edinilmesi zor kimi eserleri öyle bir özenle bulup gündeme getirir ki, her birinin hikâyesi bir an sonra yeni bağlamlarda, yeni birtakım anılarla birleşip başka türlü bir kimlik kazanmış olur. İster Beyazıt sahaflarında bir hevesle karşılaşılmış, ister bir dost, bir öğretmen tavsiyesiyle bir çırpıda okunmuş olsun, üzerlerine düşülen notların, yazarların hep kıymetli bir armağan gibi anılan imzalarının, ithaf yazılarının bir bütün oluşturup öylece bir şekil verdiği hisli anılara açılır bu kitaplar. Bir İstanbul kitabından diğerine bazen birebir, bazen biraz daha dolaylı ya da derinlik kazanmış yollarla bir ikinci, bir üçüncü kez rastlayacağımız kimi hatıraların da okura bırakacağı en temel duygu bu olur: Selim İleri için şehir ve edebiyat, akıp giden zamanı belirleyen bir unsur olmaya çoktan başlamış, vurguyla hep yeniden dönülmesinin de gösterdiği gibi belirli dönemleri, belirli ilişkileri, bazı duyarlılıkları vazgeçilmez kılıvermiştir. Ama inatçı olabilecek bir hafıza oyunu değil, bilinçli bir arayıştır bu: Uzun zaman evvel rafa kaldırdığı bir kitabı, koyduğu yerden hemen bulup çıkarabilecek bir özenli edebiyatsever tavrıyla gereken dikkati gösterir, “üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi” bir kenara, belki de unutuluşa terk edilmiş her birini yeni duyuşlarla hep yeniden ele alma gayretini sonuna dek sürdürür.

Sayfaları çevirdikçe yazarı bir tek bu vefa bilir yönüyle görmememiz gerektiğini de anlarız bir yandan. Çok derinlemesine inceleyici bir iddiaları olmasa da, kimi kez parıldayıveren, tam yerine uydurulmuş saptamalarla tüm bu kitaplara, anılara ve karşılaşmalara yeni bir mercek sunar yazar. Eserleri, kişileri hak ettikleri konumlara yükseltme çabasında, övgüyle okur nesnelliği arasında dolanan bir yaklaşımdan kaynaklandığı için de, kötüleyici değil sağaltıcı bir girişimdir bu ve en sonunda gözden kaçmış kimi noktalara dikkatimizi kendiliğinden çekiyordur. Bazen, çok içten bir mahcubiyet ve reddedişle, gençlik zamanlarının başka kitaplara ya da yazarlara yapılmış “haksızlıklarını” ya da serzenişlerini hatırlasa da, İstanbul’u edebiyatın içinden gören yazıları boyunca neredeyse hep yararsız bulur kötülemeyi Selim İleri. Övgüleriyse çok içten ve coşkuludur. Kişisel tanıklıklara ilgi duyan daha meraklı okurlar için bu karşılaşmalarla, küçük ilham verici anekdotlarla, edebiyat sanat dostluklarıyla örülü uzayıp giden anıların bolluğunu ve anlam zenginliğini de burada belirtmiş olayım.

selim ileri edebiyat roman

Şehrin ve edebiyatın tarihe yaslandığı; ellilerin, yazarın artık yazınsal serüveninin başladığı altmışlarla yetmişlerin de bir izdüşümsel kaydıdır bu yazılar. Dönemin gündelik yaşam ritüellerinden yemeklerine, modasından kültür-sanat alışkanlıklarına, yazınsal eğilimlerine ve polemiklerine dek, inişli çıkışlı bir panoramanın çizildiğini hep fark ederiz. Şehrin ve kitapların içinde durmadan devinen bir iz gibi yazar küçüklüğünden, yetişme çağından, hevesli yazarlık hayallerinden mürekkep bir dünya anlatır bize. Anılarla mesafe bir ölçüde ortadan kalktığı, hep yalın ve saydam olma iddiasındaki anlatım da sözcüklerin yazınsal örtüsünü bir miktar geriye ittiği için, karşı karşıya olduğumuz bu dünya en sonunda hayli görsel bir hal almıştır. Kimi kez, hatırlanan olaylar kadar, içlerinde şöyle bir gezinilen romanlar, filmler, şiirler de küçük dokunuşlarla bile olsa iç âlemlerini bütün renkleriyle açıyor gibi görünürler. Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı, Behçet Necatigil gibi, yazarın kendi edebi yetişmesinde büyük paylarının olduğunu saklamadığı ve alıntılar paylaştığı şairler, Attilâ İlhan gibi romancılar, Ömer Lütfi Akad, Ömer Kavur gibi yönetmenler de bu yolla yazarın hafıza envanterinde, onunla içli dışlı olmuş, uyumlu bir biçimde yer alıyorlardır. Birer sanatsal akrabalık aramaktan öte bir çabadır bu ve İstanbul kitaplarını farklı damarlarla besleyip daha bütünlüklü bir resme çevirirler.

Bütün yoğunluğuyla bir hayat geçip gitmişse de, deminden beri verdiğim onca örnekten de anlaşılacağı gibi kitapların, sanatın zamanı daima oluşum halinde olmayı gerektiriyordur. Bir eserin, bir yazılış öyküsünün peşinde sürdürülen çabalar, hayata bir anlam verebilmek için sık sık başvurulan kitaplar, edebiyat sevgisiyle bir devinim kazanmış gençlik yılları, senaryo yazarlığıyla mütevazı bir katkının sunulduğu sinema… Söz konusu olan sanatsal varlık oldu mu, Selim İleri’nin anlatma coşkusu hiç tükenmez gibidir ve tıpkı bir film şeridi gibi de bir ânı hemen bir diğerine bağlamakta duraksamaz. Bu daha geniş sanatsal zamanın içinde soluk alıp verdiği için, bir tarafı hep ileriye dönük olacak bir yaşamdır ve anıların okur hayalleriyle birleşip süreceğinin işaretleri de asıl buralarda bulunur. İstanbul ise, hiç akıldan çıkmayacak biçimde tüm bu sanatsal ilişkilere bir dekor olmaktan fazlası; bir anlamda anılara, hayallere ortak bir renk, bir seziş ya da his birliği veren merkezî aura gibidir.

Yazarın İstanbul sevgisinin, şehre kitaplar içinden açılan bir pencere olduğunu unutmamamız gerekiyor. Kimi zaman Osmanlı dönemlerine, şehri gezmeye gelmiş seyyahların anılarına dek uzanan bu çaba dolu sevgi, bizi çoğunlukla bir Doğu-Batı odaklı tartışmanın kıyısına götürür. Basit bir ikileme, kaba bir ayrıma gitmez Selim İleri; ne Doğu’ya bakıp Batı’yı yargılar ne de buralardan bıkkınlık getirip açıkça oryantalist bir açmaza düşer. Peşinde olduğu şeyin bir sentez bütünlüğü olduğunu, şehri zaman içinde talan eden yerel yönetimlere karşın bundan vazgeçmediğini görmekte zorlanmayız. Zaman zaman yükselen öfkesi başka bir şehir arzuladığı için değil, daha birkaç on yıl öncesinin varlığını bile yeterince koruyamadığımız içindir. Şehrin bir insan ömründen bile önce yaşlanıp çehre değiştirmesi, Batı şehirlerinde kolay kolay rastlanmayacak bu yönü, bir yanıyla ihmalkârlığımızın boyutlarını, başka bir yanıyla sevgisizliğimizi gösterir çünkü. Bu duygulara koşut olarak, kitaplar boyunca anılan İstanbul da elbette tozpembe bir geçmiş hayali uyandırmaktan çok, yer yer umutsuzluğa düşülen, hep arayışla ayakta kalmaya çalışan bir şehir olup çıkar. Tanpınar’da, Reşat Ekrem Koçu’da, Mithat Cemal Kuntay’da ve daha birçok yazarda hep farklı bir tarafı keşfe çıkılan İstanbul böyle bir şehirdir; Selim İleri hepsinin oluşturduğu renkli prizmanın içinden hep başka bir devir saptar.    

Ama anılara mekân olmuş her şehir gibi İstanbul’un da en sonunda sınırları vardır ve eski zaman kitaplarına, insanlarına, değişip duran ilişkilere sığmayacak ölçüde bir gelişim seyri gösterir. Selim İleri’nin İstanbul’u kimi kez eski bir hayalden, kelimelere teslim edilmiş bir uzak dünyadan ibaret olabiliyorsa, belki bu yüzdendir. Birçok yerlisi için artık anılarda bile korunamayacak hale gelmiş bir şehre gösterilen bazen sitemkâr, bazen hüzün dolu seslenişin en çok akılda tutulması gereken yönüdür bu.

YORUMLAR

Serdar Pehlivanoğlu

Yazı için fikrinize sağlık. Rica etsem ustamın ismini düzeltebilir misiniz: Lütfi Ömer Akad. Jeneriklerde isminin kullanılmasını istediği sıra: Lütfi Ömer Akad.

17 Temmuz 2020

Öne Çıkanlar

Babanın Becerisi Oğlunu UçurmuşOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024