8 Mart: Kadının Özgürleşmesi
8 Mart 2019 Hayat İnsan

8 Mart: Kadının Özgürleşmesi


Twitter'da Paylaş
0

Eşitlik mücadelesi kadının yaratıldığı ilk günden beri sürüyor...

Kadın erkeğin başarısız bir kopyası değildir; insan olarak mücadele ve inşa için önemli özelliklere ve yeteneklere sahiptir, diyor, kadın haklarının ve kadının özgürleşme sürecinin simge isimlerinden Clara Zetkin. 8 Mart’ı özel kılan, bütün dünyada anılmasını sağlayan olay, Mart 1857 yılında düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve berbat çalışma koşullarını protesto eden New Yorklu dokuma işçisi kadınların, greve gitmeleri sonucu meydana gelen olaylardır. Grev fabrikayı ele geçiren işçi kadınların direnişine dönüştü ve büyük bir işçi dayanışmasını da beraberinde getirdi. Polisin saldırısı, sonrasında kadınları fabrikaya kilitlemesi ve içeride çıkan yangınla fabrikaya hapsolan, fabrika önüne kurulan barikatı aşamayan kadınlardan 129’u hayatını kaybetti. Günde on saat çalışan kadınlar aynı işi yapan, daha az çalışan erkeklerden düşük ücret alıyorlardı, tek istekleri insani çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücretti. Cenaze törenine on binler katıldı. Bu vahim olaydan 52 yıl sonra Clara Zetkin, Kopenhag’da 2. Enternasyonal bağlı kadınlar toplantısında, sekiz martın dünya kadınlar günü olarak anılmasını önerdi, oy birliğiyle kabul edildi. 1977 yılında Birleşmiş Milletler, Mart 1857 yılında işçi kadınların direniş sonucu öldüğünü görmezden gelerek 8 Mart’ı Kadın Hakları ve Ulusal Barış Günü olarak kabul etmek zorunda kaldı.

Kadının özgürleşmesi, erkekle eşit haklara sahip olması kapitalizmi her zaman ürküttü, kadını kontrol altına alma görevini erkek olarak baba, eş ya da erkek kardeş üstlendi. Kapitalizmin en güçlü argümanı din bu baskıyı erkek lehine yarattığı korku ve şantajla sürdürmektedir. Kadının, yaratılan bu korku duvarını aşması, onu özgürlüğüne taşıyacaktır.

Erkekle eşitlik mücadelesi, Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmadan çok öncesine, Adem’le aynı şartlarda ve topraktan yaratılan Lilith’e kadar uzanır. Tanrı tarafından Adem’e itaat etmesi istenen Lilith, Adem’le eşit olduğunu savunarak emre itaat etmez, Tanrı’ya başkaldırır. Cennetten kovularak cezalandırılır. Bir başka kaynakta, Tanrı’nın yasak isimlerinden birini söyleyerek Cennet’ten kendi isteğiyle kaçtığı yazılıdır. İtaat etmektense Kızıl Denizin kıyılarında bir mağaraya sığınarak Tanrı’yla ve erkekle olan mücadelesini sürdürür. Kimi kaynak onu şeytan olarak gösterir. Nitekim kadının şeytan olduğu efsanesinin dinen kabul görmesi, bütün bu efsanelerin gerçekliğine olan inancımızı bir nebze de olsa güçlendiriyor. Günümüzde kadınların simgesi mor renk, bir gözün erkek şiddeti sonucu morarmasından değil, Lilith’in mor saçlarından gelmektedir. Kutsallık ve naifliğin simgesi, pembe ve mavinin karışımı, aynı zamanda zıtlıkların simgesi bir renktir mor. Lilith cennetten ayrılınca bir başına kalan Adem, Tanrı’dan Lilith’i geri getirmesini ister. Tanrı üç meleği Lilith’in peşi sıra gönderir, ancak geri dönmez. Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden, Lilith’e çok benzeyen Havva’yı yaratır. Tek tanrılı dinlerden çok öncesine dayanan Lilith efsanesi birçok kaynakta farklı anlatılır, ama ortak yanı, başkaldıran bir figür olarak günümüze kadar gelmesidir. Tevrat’ta göre yaratılan ilk kadın olması en bilinenidir.

Tanrı her gün Lilith’in yüz çocuğunu öldüreceğini söyler ve bunu yerine getirir, çok acı çeken Lilith, Adem’in çocuklarını öldürmeye ant içer. Lohusa döneminde kadının yalnız bırakılmaması, beşik ölümleri, bu intikamın bir sonucu olarak kabul edilir. Her din, kendi dini sembollerini bebeği ve kadını koruması için lohusa döneminde kullanır ve çeşitli dini ritüeller uygular. Anadolu’da al karası olarak bilinen inanışın temelinde Lilith’in olduğu düşünülmektedir.

Eşitlik mücadelesi kadının yaratıldığı ilk günden beri sürüyor ve bu mücadele tam eşitlik sağlandığında amacına ulaşacaktır, erkekle kadının kavgası sona erecektir. İstatistikler bu mücadelenin oldukça meşakkatli ve zorlu bir yol olduğunu hatırlatıyor bize. Eşitlik sağlandığında dünyada barışın olacağına, savaşların biteceğine, insanların daha huzurlu ve mutlu olacağına inananlardanım.

Kadın özgür ve eşit bir birey olmak isteyen Lilith mi yoksa sorgusuz sualsiz itaati kabul eden Havva  mı olmak istiyor? Bu sorunun cevabını aramadan önce kadını erkeğe bağımlı kılan ekonomik adaletsizliği ortadan kaldırmalıyız. Zayıf kadın her zaman Havva olacaktır, dolayısıyla kadını güçlendirmemiz, kadına pozitif ayrımcılık sağlayarak toplumda var olmasını sağlamamız gerekiyor. Mücadelenin ilk başlama noktası ekonomik özgürlük ve temelinde yatan sınıf mücadelesidir. Bizi dünyaya getiren, bizi biz yapan kadınlar eğitimin ilk basamağıdır, eğitim ailede değil, kadınla başlar.

Simone de Beauvoir, “Kocalarını sevmedikleri halde yanında kalmak zorunda olan kadınların durumu, fuhuştan farklı veya ondan daha fazla takdire şayan bir durum değildir,” diyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR