Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Mayıs 2021

Edebiyat

Karnavaldan Romana: Bakhtin ve Dostoyevski

Oggito

Paylaş

1

0


Dostoyevski’nin kahramanlarının herbiri birer “ideolog”dur; yani her birinin dünyaya, yaşama ilişkin özgün bir bakış açısı, hem kendisini hem de dışındaki gerçekliği yorumlayıp değerlendirmesini sağlayan bir duruşu vardır.

Edebiyatta özgün yaratıyla onu mümkün kılan verili anlam dünyası, tek bir söz edimiyle bütün bir dil, şimdiyle geçmiş, tür kavramı içinde birbirine dokunur. Karnaval, edebiyatla edebiyat dışının maksimum temas noktasıdır. Romandaysa tür ve karnaval kavramları kesişir. Edebiyat türleri de edebiyat dışı söz türleri de karnavalımsı bir kural tanımazlıkla roman içinde birbirleriyle haşır neşir olur, çatışır. Bu içiçe geçiş ve kural tanımazlık zorunlu olarak her bir türün kendi bütünlüğünü ve kurallarını sarsar, geleneksel anlamıyla tür kavramının alaşağı edilmesine neden olur.

“Roman diğer türlerin (tam da tür olarak oynadıkları rolün) parodisidir; biçimlerinin ve dillerinin uzlaşımsallığını açığa çıkarır; bazı türleri sıkıp dışarı atar, bazılarını yeniden formüle ederek, yeniden vurgulandırarak, kendine özgü yapısı içine katar.” 

Ben ve öteki diyalektiğinin adı olarak diyalog kavramı Bakhtin’in tüm kuramında tuttuğu merkezi yere oturmuştur bile. Ancak “Estetik Etkinlikte Yazar ve Kahraman”dan “Romanda Söylem”e giden yol çok önemli bir duraktan, Dostoyevski’nin Poetikası’nın Sorunları'nın 1929’da yayınlanan ilk versiyonundan geçer. Bu kitapta diyalog kavramı yine ağırlıklı olarak yazarla yarattığı kişiler arasındaki ilişki bağlamında geliştirilir. Bakhtin’e göre Dostoyevski’nin bir romancı olarak başarısının ve özgünlüğünün kaynağı, romanlarının çoksesli diyaloglar olarak kurulmuş olmasıdır.

Dostoyevski’nin kahramanlarının herbiri birer “ideolog”dur; yani her birinin dünyaya, yaşama ilişkin özgün bir bakış açısı, hem kendisini hem de dışındaki gerçekliği yorumlayıp değerlendirmesini sağlayan bir duruşu vardır. Bu kahramanlardan bazıları, örneğin Suç ve Ceza’daki Sonya ya da Budala'daki Mişkin çok az konuşur ama yine de içinde yer aldıkları roman dünyası, bu dünyayı kuran dil, onların kendi bakış açılarını eksiksiz ve net olarak, ödün vermez bir inatla ortaya koyan benzersiz birer sese sahip olmalarına olanak tanır. Dostoyevski’nin yaratıcı dehası, din, kültür, siyaset konularındaki oldukça tutucu görüşlerine baskın çıkar ama bunun nedeni romanlarında kendi görüşlerini dile getirmemesi, kahramanlarının hepsine aynı uzaklıkta durması, dile getirdikleri düşünceler konusunda tümüyle tarafsız kalması değildir. Bunlardan hiçbirini yapmaz ama anlatıcının sesiyle kahramanların seslerini aynı düzlem üzerinde yanyana getirerek, hiçbirine fazladan bir otorite barındırma olanağı tanımayarak, romanda dile gelen karşıt bakış açılarını daha yüksek bir düzeyde senteze ulaştıran bir anlatı yapısından özenle kaçınarak çoksesli bir özgürlük ortamı yaratır.

“Dostoyevski için önemli olan kahramanının dünyada nasıl göründüğü değil, her şeyden öncelikli olarak, dünyanın kahramanına nasıl göründüğü ve kahramanının kendisine nasıl göründüğüdür.”

Yani kahramanın kendisiyle ilgili bilinci romanın düzenleyici ilkesi haline gelir. Kahramanın imgesi, kendisiyle ilgili bazı gerçeklerden değil, bu gerçeklerin kendisi için taşıdığı anlamdan oluşmuştur. Toplumsal konum, alışkanlıklar, yaşam tarzı, hatta fiziksel görünüş gibi nesnel özellikler yazarın oluşturacağı değişmez imgenin malzemeleri olarak kullanılmaz, kahramanın içgörüsünün nesnesi, kendisiyle ilgili bilinçliliğinin işlevleri olarak sunulurlar. Böyle olunca da, Bütün bir nesneler dünyasını kendi içinde eritmiş olan kahramanın özbilinçliliğinin yanında, onunla aynı düzlemde ancak başka bir bilinç varolabilir; onun görüş alanının yanında ancak başka bir görüş alanı, dünyaya bakış açısının yanında dünyaya başka bir bakış açısı. Kahramanın her şeyi yutan bilincinin yanına yazarın yerleştirebileceği yalnızca tek bir nesnel dünya vardır- kahramanla eşit haklara sahip başka bilinçlerin dünyası. Böyle bir yapı içinde yazarın ya da anlatıcının sesi de ancak bir başka bilinçlilik olarak varolabilir; diğer sesleri yukarıdaki bir noktadan dinleyip değerlendirme, dıştan kucaklayıp bütünleştirme yetkisinden yoksundur; onları yanıtlamaktan, onlar tarafından yanıtlanmaktan kaçınamaz. Bir başka sözü yanıtlamayan, tarafsız bir söz yoktur. Bir bilincin nüfuz etmemiş olduğu, değişik bilinçlerin nesnesi olmuş olmanın izlerini taşımayan, tarafsız nesneler de yoktur...

Kaynak: Karnavaldan Romana Edebiyat Teorisinden Dil Felsefesine Seçme Yazılar, Mikhail Bakhtin, Önsöz: Sibel Irzık, İngilizceden çeviren: Cem Soydemir, Ayrıntı Yayınları, s.14-15

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Değişik bir teknikle fotoğraflanan Par..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özlem Önen

12 Mart 2025

Köklenmenin Adaletsizliği ile Yüzleşmek

Sevdiğimiz ve hep yanlarında olmak isteyeceğimiz dostlarımız, acısını birlikte yaşayacağımız evlatlarımız, çalınan geleceğimizdir, kökler.Balkona çıktı, ılık İzmir meltemi esiyordu, balkon kenarındaki saksılarda –şaşırtıcıydı orada çiçeklerin olması, çünkü şimd..

Devamı..

Gene Hackman: Sinemanın Mükemmel Sırad..

B. T. Yılmaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024