Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Aralık 2022

Kültür Sanat

İyiliğin ve Sevginin Görünümüne Bürünen Akışkan Kötülük

Aynur Kulak

Paylaş

1

0


Mevcut haliyle kötülüğü tespit etmek, ortaya çıkarmak ve ona direnmek zor gerçekten.

Zygmunt Bauman & Leonidas Donskis’in Akışkan Kötülük (Ayrıntı Yayınları-2022) kitabı üzerine konuşacağız, hem de alıntılar yapa yapa uzun yıllar konuşacağız. Fakat öncelikle 21. yüzyılın en önemli sosyolog ve filozoflarından olan Zymunt Bauman ile siyaset kuramcısı ve toplumsal analizci olan Leonidas Donskis ikilisinin Ahlaki Körlük kitaplarının alt başlığını hatırlayalım: Akışkan Modernlikte Duyarlılığın Yitimi.

Bauman & Donskis ikilisinin “Akışkanlık” tanımı modernitenin tüm kurumlarını hedef alarak karşımıza çıkıyor aslında ve bu durumu  bir alt başlık olarak ilk defa Ahlaki Körlük kitabında sunmaları tesadüf değil. Akışkan bir hal alan modernlikte duyarlılığın yitimini Ahlaki Körlük ile başlatan Bauman ve Donskis sonraki kitaplarını –dikkatimizi çekmek istedikleri modern dünyayı yaratan korku ve gözetim toplumu olma özelliklerini tam yansıtır biçimde– Akışkan Korku ve Akışkan Gözetim ile devam ettirip Akışkan Kötülük ile de şimdiye kadar bahsettikleri tüm akışkan durumların insanda duyarlılığın yitimini nasıl yarattığı ve nasıl beslediği yönünde en önemli kitaplarına imzalarını atmış bulunuyorlar.

Modern dünyayı çepeçevre kuşatan siyasetçilerin, kurumsal iş insanlarının, kişisel gelişimci yaşam koçlarının, TV dizilerinin, reklamların, sms mesajlarının, sosyal medya paylaşımlarının yarattığı sistematik körlüğü tüm ince ayrıntılarıyla görünür hale getiren Bauman ve Donskis, bu kadar çok olgunun birbirini dışlayan nitelik ve özelliklerini oluşturan günümüzde “Akışkan kötülük” en iyi nasıl anlaşılabilir?” sorusu ile başlıyorlar kitaba ve 20. Yüzyıl kötülüğün canlı ve ayakta olduğuna dair harika bir kanıt teşkil eder dedikten sonra “…kolaylıkla tanımlayabileceğimiz siyah-beyaz sosyal perspektife dayanan  ve “katı kötülük” olarak tanımlayabileceğimiz olgunun aksine akışkan kötülük, iyiliğin ve sevginin görünümüne bürünür.” diyerek bizleri günlerce hem kendimizle hem çevremizle olan ilişkilerimiz adına her kitaplarında olduğu üzere düşüncelere gark ediyorlar.

“Akışkan Modernite’de ifade ettiğim üzere, katı cisimler, tabiri caizse alanı belli, sınırlı ve dolayısıyla şeklini koruyabilen yapıdayken, akışkanlar “akar”, “dökülür”, “ıslatır”, “sıçrar”, “sızar”, “taşar”, “püskürür”, “damlar”, “kaçak yapar”, “yayılır”; katı cisimlerin aksine kolaylıkla durdurulamazlar. Bazı engellerin etrafından geçerler, bazılarını çözerler ve başka engelleri da ıslatır ve delerler. Katılarla karşılaşmalarından zarar görmeden çıkarlar, karşılaştıkları katılar ise katı kalsalar bile değişirler; ıslanırlar veya nemlenirler.”

Zygmunt Bauman’ın modernitenin nüvelerinin akışkanlığı nasıl oluşturduğu ve beslediği yönündeki yazdığı bu paragraf, “Akışkan kötülük en iyi nasıl anlaşılır?” sorusunun cevabı niteliğinde. Bu paragrafı okur okumaz öncelikle maruz kaldığımız, sonrasında şahit olduğumuz ama sustuğumuz ve belki (çokça narsist değilsek) kötülük adına yarattığımız akışkanlıkları düşünüyoruz. Çünkü hepimiz bu akışkanlıktan payımıza düşeni alıyoruz.  İnsan etkileşiminin akışkan-modern biçimleri tarafından dokunan kumaşın dikişlerinde, insanların birlikte yaşama dokusunda ve rutin işleyiş süreçlerinde gizlenen, gizliden gizliye yolunu bulan ve akan bir kötülük ağı mevzu bahis. Bu yüzden “katı kötülük” kaskatı biçimde çıkmıyor karşımıza, iyiliğin ve sevginin görünümüne bürünüyor, onların elbisesini geçirebiliyor sırtına, sanki kendi üstüne dikilmiş gibi. 

Tam da bu noktada şu söylenmeli aslında: Kötülüğe dair yeni bir şey yok, ezelden beri bizimle birlikte. Evet, bu çok doğru bir tespit. Eskiden katı bir halde belli tanımlar ve davranışlar içerisinde bulunan kötülük şimdi akışkan bir şekilde yaşayan toplum içerisinde daha yaygın, aynı zamanda da daha görünmez halde. Sürekli hareket halinde çünkü, ele geçirilemez ve çok hızlı. Artık günlük bir rutin için de bile sabahtan akşama çoğu şeyin bir anda nasıl da hızlı değişebilip bambaşka bir yöne doğru aktığına şahitlik edebiliyoruz. Önemli ölçüde bu sebeplerden mütevelli olarak dört bölümden oluşan kitabın ilk bölüm başlığı bir soru cümlesinden oluşuyor: İnsan, Yok Hükmünde İnsana Mı Dönüşüyor?

Akışkan – modern insanın kendi çıkarını ortaya koymaksızın bir davranış içerisinde olabileceğini düşünebilir miyiz? İnsan belki de ilk defa bu dönemde korkunç bir çıkmaz içerisinde. Büyük ölçüde sebebi bu olsa gerek çünkü Bauman; “Mümkün olan en az kötü toplum” pratikte, kendi çeşitliliğinin ve yaratılışının tüm kötülükleriyle dolup taştığını kanıtladı.” tespitinde bulunuyor ve bu düşüncesini daha da temellendirmek isteyerek; “Kötülüğün “akışkanlaştırılması” –onun kuralsızlaştırılması, yayılması, özelleştirilmesi- kötülüğün tüm çeşitlerine ve her türlü kötülük kategorisine damgasını vurdu, aynı zamanda kötülüğe karşı direnişi daha zor ve onun yeniden üretilmesinde aktif katılımı daha kolay hale getirdi.”  

Kitabın diğer üç bölümü ise güncel olanla yayın dünyasının önemli edebiyat metinlerini karşılaştırması adına önemli. Akışkan Kötülük günceli de yakalıyor evet çünkü Rusya-Ukrayna savaşından bahsederken George Orwell’ın 1984 romanıyla, Kafka’nın Şato, Dava ve Dönüşüm kitaplarını, Aldoux Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sını, Mihail Bulgakov’un Usta ve Margarita’sını, yani modern dünyada oluşan akışkan toplumun edebiyat içerisindeki en iyi anlatımlara sahip kitaplarını odaklarına alarak anlatıyorlar.

“George Orwell’in 1948’de yazdığı distopyası 1984’den önce, Mihail Bulgakov Usta ve Margarita’da korkuyu kötülüğün kaynağı olarak tasvir ediyordu. Ona göre korku bir arkadaşımıza ihanet etmemizin, bir akıl hocamıza vefasızlığımızın ve onu ret etmemizin sebebidir, bizimle göz teması kurmuş ve hem dikkatimizi hem de imgelememizi esir almış olsa bile bir insanın hayatının sorumluluğunu alamamamızın ana nedenidir.”  

Burada hemen şunun da dipnotunu düşmek isterim. Zygmunt Bauman 2017’de aramızdan ayrıldı. Fakat kendisi aramızdan ayrılmadan önce Rusya-Ukrayna arasındaki gerginlikler ve bazı sınır çatışmaları başlamıştı. Donskis ile birlikte verdikleri örnekler sıcağı sıcağına yaşanan güncel ve son derece akışkan korkuları içermesi adına önemli.

Mevcut haliyle kötülüğü tespit etmek, ortaya çıkarmak ve ona direnmek zor gerçekten. Psikolojik, mental ve bedensel anlamda çok ciddi enerji israfına yol açan, daha sonrasında düzelmeyecek hasarlara sebebiyet veren korkularımız sıradanlığı ile bizi baştan çıkarır, sonra aniden dışarı fırlar ve rastgele vurmaya başlar. Sonucu mayın tarlasından hiçbir farkı olmayan sosyal bir dünyadır. Ortamın patlayıcılarla dolu olduğunu ve er ya da geç patlayacaklarını biliriz ama ne zaman, nerede patlayacakları hakkında hiçbir fikrimiz yoktur.

Zygmunt Bauman & Leonidas Donskis kötülüğün hem daha sıradan hem daha sinsi hale geldiği, insanlığı hayallerinden, alternatif projelerinden ve muhalefet gücünden mahrum bıraktığı bu yeni dünya yapılanmasında okura her zaman olduğu üzere yine rehberlik ediyorlar. Teknoloji, dijitalleşme, sosyal ağlar ve iletişimi düşünerek oluşturulan tüm büyük endüstrilerle beraber gerçek bir korku endüstrisinin de oluşturulduğunu  kim inkar edebilir. Bu devasa akışkan endüstriye karşı daha bilinçli hareket etmek isterseniz, başta serinin başlangıcını temsil eden Ahlaki Körlük, Akışkan Hayat, Akışkan Korku,  Akışkan Gözetim ve Akışkan Kötülük kitaplarını önemle tavsiye ederim. Kitapların çevirmenliklerini üstlenen Akın Emre Pilgir, Cumhur Atay ve Elçin Yılmaz’a da bu vesile ile teşekkür ederim. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

8 Mart Kapsamında Vefa ve Audre Lorde’..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Matthew Shindell

2 Temmuz 2025

Erken Bir Mars Vizyonu

19. yüzyıl astronomlarından Camille Flammarion, kızıl gezegeni hayal gücünün yardımıyla tasvir etti. Mars’ın keşfi dendiği zaman aklımıza ilk gelen robotik araştırmalar ve günün birinde bu uzak gezegende kurulması olası koloniler oluyor. Hayalle gerçeğin iç içe geçtiği, bir zam..

Devamı..

Filistin Edebiyatı: Sürgün Bir Ulusun ..

Heather Laird

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024