Abbas'ın Kırk Sütunlu Saray'ı...
7 Mart 2017 Hayat Gezi

Abbas'ın Kırk Sütunlu Saray'ı...


Twitter'da Paylaş
0

İç içe geçen kocaman salonlarda, duvarlar boyunca asılı resimleri görünce Behzad geliyor aklıma. On beşinci yüzyıl sonlarında, Pers resim sanatını etrafında döndüren meşhur minyatür ustası. Timur Hanedanı’nın baş nakkaşı.
Ayşe Topbaş
Kırk Sütunlu Saray’a doğru yürüyorum. Namı diğer Chehel Sütun. Chehel Farsça kırk demek. Kırk sütun anlamına geliyor. Ünlü Safevi Hanedanı’nın yedinci şahı Abbas, on yedinci yüzyılda konukları için yaptırmış bu sarayı. Hanedanın ve konuk sefirlerin vur patlasın çal oynasın daha da ne olsun diyen yaşamından kesitler sunuyor. Saraya gül bahçelerinden geçip giriliyor. Metrelerce sürüp giden havuzun kenarından yürüyorum. İki yanı gül fidanlarıyla kaplı. Karşımda zarif, ahşap oymalı direkler. İlk bakışta görünen sadece yirmi sütun. Kalan yarısı suya düşmüş. Arayanlara, sudaki yansımada suretlerini gösteriyor kayıp sütunlar. Bahçede yansıması suya düşen sütunlar, saraya girerken aynalarda aksini gösteriyor. Ayna motifleriyle bezeli islam sanatının pırıl pırıl parıldayan kapısından içeri giriyorum. Tavandaki kırık aynalarda, saraya giren ziyaretçiler bir görünüyor, bir kayboluyor. Aynanın gizemi belki de bu yok oluşlardan geliyor. Masalımsı numaralarla dolu saraya girerken bir an suretim beliriyor yukarılarda. İç içe geçen kocaman salonlarda, duvarlar boyunca asılı resimleri görünce Behzad geliyor aklıma. On beşinci yüzyıl sonlarında, Pers resim sanatını etrafında döndüren meşhur minyatür ustası. Timur Hanedanı’nın baş nakkaşı. Şirazlı Sadi’nin Bostan’ında yer alan Yusuf ile Züleyha minyatürü beliriyor zihnimde. Ele geçirdiğini sandığı anda, Yusuf’un Tanrı’yı hatırlayıp, Züleyha’nın pençelerinden kurtulmasını tasvir eden minyatür. Resmin daha sonraki sahibi, Yusuf’un yüzünü oymuştu. Allah’a saygısızlık olmasın diye düşündüğünden olsa gerek Yusuf’un yüzünü artık çakısıyla mı yoksa başka bir aletle mi bilmem ama bir güzel kazımıştı. Ancak nedense Züleyha’ya dokunmamış, yüzünü yerli yerinde bırakmıştı. Sureti olmayan Yusuf nefsine yenik düşmemek için kaçmaya çabalıyordu resimde. Koca sarayın içinde, kapalı kapılar ardında, panik içinde kaçarken, Züleyha’da peşinden onu kovalarken çizilmişti minyatür. Zarif, çok katlı bir saraydı. Tüm kapıları ardına kadar açık değil, sımsıkı kapalıydı. Kırmızı bir elbise giyen Züleyha, kolundan yakaladığı Yusuf’u bir türlü bırakmak bilmiyordu. Kutsal kitapların izini sürmüştü Behzad. Eski Ahid, Yaratılış bölümünde yer alan Yusuf sahnesini , Kur’an-ı Kerim’de Yusuf suresinde geçen 23 ve 25. ayetleri minyatüre dökmüştü. Hikayenin finali, Kemaleddin Behzad’ın resminde görünmüyor. Eski Ahid’de, Züleyha, büyük aşkına son numarasını da yapıyor. Ayan beyan açık olan aşkını tersine çevirip, kocasına Yusuf’un kendisiyle yatmak istediğini söylüyor. Potifar’ın öfkesi tepesine çıkıyor ve Yusuf’u zindana atıyor. Nereden düştü Behzad aklıma kırk sütunlu sarayda bilmiyorum. Tavanlara kadar resimlerle dolu odalar mı getirdi aklıma, Behzad’ın sevimli minyatürü ‘’Yusuf ile Züleyha’’yı. Behzad yoktu sarayda, ama Behzad’dan kırk yıl sonra gelen Pers sanatının bir diğer zirvesi Sultan Muhammed Han vardı. Şah Tahmasp tarafından Firdevsi’nin dünya tarihini anlattığı Şahnamesi’ni resimlemek için görevlendirilen usta nakkaş. Tahmasp, yeni bir dönemi başlatan efsanevi Şah İsmail’in oğlu. Pers diyarında, Safevi Hanedanı’nın yönettiği İran topraklarında Safevilerin ikinci monarkı. Elli iki yıl süren saltanat dönemiyle en uzun tahtta kalan Safevi Şah’ı ünvanına sahip. Kanuni ile aynı dönem yaşıyor, dönemi yirmi yıldan fazla süren Osmanlı-Safevi Savaşları’na sahne oluyor. Kültürel geleneklerinin üstüne titreyen şah, nakkaşlarla düşe kalka, kendisi de nakkaşlık yapacak kadar işi ileri götürüyor. Tahmasp’ın resminin önüne geldiğimde duruyorum. Babür İmparatorluğu’nun ünlü hükümdarı Hümayun ile karşılıklı oturmuş, bana bakıyor. Hindu bir prense verilen hoşgeldin daveti. İki hükümdar dostça oturmuş, zaferlerini kutluyor. Sazlı sözlü eğlencenin gırla gittiği bir tablo bu. Mevsimlik çengiler kıvırtıyor önlerinde, çalgıcılar teflere vuruyor, vur patlasın çal oynasın cümbüş. Bu sahnelere baktığımda “Benim Adım Kırmızı”da ölüme yaklaştıkça o nakkaşhanesini kapatan şah o değil sanki. Oysa şahaneler yaratan ressamlarını Tebriz’den uzaklaştırdığı, yaptırdığı kitapları dağıttığını ve pişmanlık buhranları geçirdiğini söylüyor katil romanda. Kitap, Şah Tahmasp’ın gözde nakkaşı Muhammed Han’dan da uzun uzun bahsediyor. Otuz yılda bol bol şarap içip, afyon çekerek resimlerini yapan ama yaşlılığında tepeden tırnağa değişip, ne varsa tersine çevirip, tüm bu çizdiklerini dinsizlik, imansızlık olarak gören nakkaş kalan ömrünü şehir şehir, saray saray gezip kendi resmettiği kitapları bulup, kâğıt üstünde var ettiklerini, yok etmeye adamıştı. Üstüne üstlük kendi çıkardığı bir yangında kitaplarıyla birlikte kül olup gitmişti Minyatürlerin Efendisi. Tashmap’ın resminin önünden uzaklaşırken içinde dolaştığım hikayelerden sıyırıyorum kendimi. Kırk sütunlu saraya geri dönüyorum. Hoş oğlanlar ve kızlar, aşk meşk hikayeleri, akıl küpü yaşlı dervişler, yetenekli müzisyenler, inanılmaz bahçeler, şahların zaferiyle biten savaşlar, zevku sefa alemlerinin yer aldığı sahnelerin yanı sıra yürüyorum. II. Abbas‘ın huzurundayım şimdi. 1642’de tahta çıkan, Abbas’ın hükümdarlığı yirmi beş yıl sürüyor. Döneminde fazla bir hareket yok. Kayda değer tek hadise ipek başta olmak üzere ticaretin gelişmesi. Kalanı fasa fiso. Avcılık ve eğlenceye düşkün Safevilerin şahı. Bu durum önünde bulunduğum tablodan da rahatça okunuyor. Abbas yüzünü çevreleyen kısa, kara sakalının ardından dik dik bakıyor bana. Sarığındaki değerli taşların arasına bir de tüy kondurmuş ressam. Sofrada, kimsenin el sürmediği yemekler, meyveler ve envai çeşit içecekler dizilmiş. Olası tehlikelere karşı, gardını almış, bir eli belindeki kamasının sapında. Sazlı sözlü eğlence meclislerinde bile tedirgin anlaşılan. Oysa çengiler kıvırtıyor önünde, çalgıcılar teflere vuruyor, eğlence gırla gidiyor. Şahların resimlerde gösterilen eğlenen hallerine inat, kasvetli yaşamlarını ardımda bırakıp, dışarı çıkıyorum.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR