Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Haziran 2020

Medya

Ali Topuz: "İyi gazetecilikten söz edeceksek, bunların sağladığı imkânları kullanmaktan önce bunların yol açtığı tehdit ve tehlikeleri bilmekle işe başlayabiliriz."

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

4

0


Gazeteciliğe uygun içerik konusunda dikkat ve hassasiyetini kaybetmiş yerler belki bir süreliğine tık elde edebilirler fakat gazetecilik sıfatlarını tehlikeye atmış olurlar.

Türkiye’nin ilk internet gazetelerinden yayın hayatına 2016 yılında başlayan Gazete Duvar’ın Genel Yayın Yönetmeni ve Yazarı Ali Duran Topuz, Oggito’nun Covid-19 günlerindeki mesleki profesyoneller ile yaptığı söyleşilere katıldı. İnternet gazeteciliğinde tık yarışının kirliliği de beraberinde getirdiğini anlatan Topuz, sosyal medyada gazetecilik yapmanın etik kuralları olmadığını ifade etti. Gazeteciliğin meslek örgütleriyle beraber yeniden şekillendirilmeye ihtiyacı olduğunu anlatan Topuz, son yıllarda Türkiye’de gazetecilik mesleğinin itibarının da irtifa kaybettiğini belirtti.

Gazete Duvar’ın Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz medya, gazetecilik, etik ve medyadaki son dönemde gündemde olan ayrı mahallelere ait olma tartışmalarına değindi, internet gazeteciliğin geleceği ve sosyal medya ile olan ilişkisine dair de önemli açıklamalarda bulundu. Topuz, Oggito’nun sorularını şöyle yanıtladı:

Erdinç Akkoyunlu:  Medya tanımı tıpkı içerisinde birçok şirketin bulunduğu bir holding ifadesine benziyor: Medyanın sahip olduğu en itibarlı fakat en ateşten gömlek şirketinin adı ise gazetecilik. Fakat tıpkı aşk tanımı gibi gazeteciliğin de hemen herkese göre bir başka anlamlandırma hali söz konusu. Son dönemde ise Türkiye’de internet gazeteciliği mecrası oldukça hareketli ve rekabetçi: Yine de bu rekabet gazetecilik tanımının kişiye göre değişmeyen ‘habercilik’ sıfatından da bağımsız olarak bir ‘tıklanma’ yarışına dönmüş durumda. Mecra pek fark etmiyor. Sizce internet gazeteciliğinin geleceği artık üzerinde durulmayan özel haberlere yeniden dönüşle mi yaşanacak; yoksa reklam-tıklanma ilişkisi internet gazeteciliği için nefes alanı olmayı sürdürecek mi?

Ali Duran Topuz: En son ifadenizden başlayalım. Reklam-tıklanma ilişkisi internet gazeteciliğinin nefes alanı değil boğulma yeri aslında. İnternet gazeteciliği, meslek kuralları ve mesleğin etik ilkeleri hariç, mesleğin bütün koşullarını ve niteliğini kökten değiştirdi. “Tıklanma yarışı” dediğiniz şey, internet üzerinden bir an önce işi kurtarmaya yetecek reklam geliri elde etme kaygısının mesleğin kural ve ilkelerini ihlal etmesini getirecekse, ortaya çıkan şey sonuç bırakın kötü gazeteciliği “gazetecilik” bile olmayacak. Herhangi bir içerikle elde edilebilecek tık sizi ne yapıyorsa o olursunuz. Gazeteciliğe uygun içerik konusunda dikkat ve hassasiyetini kaybetmiş yerler belki bir süreliğine tık elde edebilirler fakat gazetecilik sıfatlarını tehlikeye atmış olurlar. Aslında, enformasyonun gazetecilerden önce devletler, şirketler, kurumlar tarafından mega boyutlarda üretilip insanların üzerine yağmur gibi yağdırdığı yerde tık yarışı, bilgi kirliliği ve gürültüyü artırmaktan başka işe yaramaz.

gazete duvar

Dijital dönüşüm gazeteciliğin de kökten dönüşümü anlamına geliyor ve dünyanın her yerindeki gazetecilik kurumları buna uyum göstermeye çalışıyor.

AT: Buradan, asıl soru kabul ettiğim sorunuza geçelim: Geleceği özel haberler mi kurtaracak? Kayıtsız şartsız evet. Tek tek her gazeteden başlayarak, ajansların ve gazetecilerin gazetecilik kurallarına uygun üretilmiş özel haber üretiminden başka çıkışı yok. Elbete, sadece kurallara uygun üretilmiş özel haberler okunmayı sağlar demiyorum, fakat bu olmadığında gelen okuma “gazetecilik” faaliyetiyle gelen okuma olmayacaktır. Haber de kullanan ama ana içeriği haber olmayan, tık yarışını başarılı biçimde yürüten çok sayıda internet sitesi var. Para da kazanıyorlar. Bunu yaparken hayli başarılı olan yerler elbette “internet yayıncılığı” yapıyorlar ama gazeteci oldukları söylenemez. Peki özel haber tek başına yetmezse ne yetecek? Aslına bakarsanız bu bakımdan konvansiyonel dönemden çok farklı değil durum, çünkü o zaman da çok özel haber yapan çok okunur diye bir kural yoktu gerçekte.  Temel şart olan özel haber-iyi haber gereğine uygun hareket edildiğinde temel basamak tamam olur, sonrası ise hem tek tek her haberin hem genel olarak yayını yapanın dili, üslubu, çalışmayı seçtiği alanlar, hitap etmeyi seçtiği kişi ve gruplar, toplumsal yarara-kamu yararına ilişkin görüş ve tercihleri gibi sayısız parametreyle beraber mesleki bilgi ve beceriyle gelir veya gelmez. Peki bütün bunlarda başarı gösterilmesi, ekonomik başarıyı getirir mi? Henüz kesin değil, çünkü dijital dönüşüm gazeteciliğin de kökten dönüşümü anlamına geliyor ve dünyanın her yerindeki gazetecilik kurumları buna uyum göstermeye çalışıyor. Fakat devletler ve şirketler, yani siyasal ve ekonomik hakimiyeti elde tutanlar büyük dönüşümü sadece kendi lehlerine yönetme eğilimi gösterdiği için, her şeyi doğru yapan bir mecrayı kendi çıkarlarına uygun görmediğinde siyasal olarak engelleyemiyorsa ekonomik olarak engelleme yolunu seçebiliyor. O nedenle gazeteciliğin yapılma koşullarını, gazetecilik için gerekli sermayenin özelliklerini, mesleki örgütlenmeleri de başarı için yeniden düşünmek ve oluşturmak yeni bir mesleki mücadele alanı olarak önümüzde duruyor.

Sosyal Medyanın Büyüsüne Dikkat Edilmeli

EA: Youtube, Twitter, hatta İnstagram. Sosyal medya bugün sadece bir beğeni alma aracı olmanın dışına çıkıp Youtuber’lık ve Twitter Yazarlığı gibi para kazandıran, hatta gazetelerin gerçeği sunma iddiasını da ele geçiren bir yapıya dönüştü. Sizce basın, gazetecilik ya da medya ilerleyen dönemde sosyal medya ile başa çıkıp, varlığını koruyabilecek mi? Ya da bugünkü uygulamalarına bakınca; Türkiye’de gazeteciler veya medya sosyal medyayı kullanımı açısından, kendi mesleklerini icra ederken doğru mu ya da yanlış mı davranıyorlar?

AT: Bu kolay cevaplanacak bir soru değil. Çünkü ilk soruya cevap verirken sözünü ettiğim, herkesin malumu olun büyük dönüşümün oluşturduğu total “medya” ortamının temel fenomenleri ve sorunlarıyla ilgili bir soru. Sözünü ettiğiniz küresel dev haline gelmiş kuruluşlar, gazeteci olsun olmasın, insanların bireysel beceri ve yeteneklerini neredeyse tekel haline gelmiş bu yeni kuruluşlar üzerinden örgütleyip akıl almaz paralar kazanıyorlar. Bir yanıyla tek tek insanların ya da gazetecilik, müzik, sanat edebiyat vb alanlardaki grupların bilgi ve becerilerini sunabilecekleri etkili mecralar üretmiş görünüyorlar ama öte yandan dijital devrimden önce güçlü devletlerin bile yapmakta zorlandığı bir eleme, sansür ve manipülasyon mekanizması olarak beliriyorlar. Saydığınız kuruluşlar, reklam alışverişini yöneten kuruluşlarla beraber gazeteciliğin habitatını kendi ekonomik-ideolojik-siyasal çıkarları doğrultusunda tamamen kontrol altında tutmayı hedefliyor. İyi gazetecilikten söz edeceksek, bunların sağladığı imkânları kullanmaktan önce bunların yol açtığı tehdit ve tehlikeleri bilmekle işe başlayabiliriz. Sadece “hem iyi hem kötü yanları var” demiyorum, ama sundukları imkâanların büyüsüne kapılırsak, barındırdıkları risklerin ve tehlikelerin tuzağından hiçbir kurtuluşumuz olmaz. Türkiye’de son beş yıl içinde siyasi ve ekonomik sorunlara rağmen var olmaya çalışan medya girişimleri içinde mesleki  ve etik kaygıları önde olanların bu durumun farkında olduğunu, risklerden kaçmak için ciddi çabalar gösterdiğini söyleyebilirim. Belki fazla gecikmeden bu alandaki riskleri azaltacak, tehditlerle baş edecek mesleki örgütlenmelerin gelişmesi için çalışmaya girişmek gerekli.

ali topuzFotoğraf: Murat Bayram

Birçok yer bütün sorunlara rağmen hâlâ iyi gazeteci yetiştirme kapasitesi sergileyebiliyorsa umutlu olmak için neden var demektir.

EA: Bir üniversite sınavı daha yaklaşıyor. Okulların TV kurmalarına iletişim fakültesi olması şartıyla izin nedeniyle her üniversitenin, bir iletişim fakültesi ve dolu dolu sınıflarla gazetecilik bölümleri bulunuyor. İstihdam ise ortada. Gazetecilik hem en alt seviyede maaş alınan bir sektör, hem de SGK başta olmak üzere 212 Basın Kanunu dahil hakların alınamadığı, yöneticilerden en çok mobbingin uygulandığı, üstelik ilaç kullanımına bakınca da fiziksel ruhsal yıpratıcılığı en ağır meslekler arasında. Fakat mesleğin devamlılığı da gerekli. Bu noktada neler söylenebilir başta gazeteci olmak isteyen gençlere?

AT: Gençlere öğüt vermeye, nutuk atmaya girişmek hiç doğru bir iş değil. Bu iş dikkatli ol, akıllı ol, çalışkan ol, kendini geliştir, dil öğren, iyi yerlerde çalış gibi akılsız, dikkatsiz, boş sözlerden öteye nadiren gider. Mesleğin devamını getirme yükümlülüğü gazeteci olma arzusu ya da mecburiyeti bulunan genç meslektaşlarımdan önce, eğitim-öğretimlerini sağlayan ve istihdam eden kuruluşlarla meslek kuruluşlarına düşüyor çünkü. Ne yazık ki akademinin çürüdüğü, meslek kuruluşlarının çok zayıfladığı yerde beklentiyi yüksek tutmak çok zor. Hasbelkader küçük bir medya kuruluşunu yöneten kişi olarak, genç meslektaşlarımız başvurduğunda ve staj ya da kadrolu çalışma için anlaştığımızda, kurum olarak kendimizin ve genel olarak da medyanın durumu konusunda birikim, bilgi tecrübelerimizi tüm açıklığıyla aktarmaya çalışmak benim tercihim. Birçok yer bütün sorunlara rağmen hâlâ iyi gazeteci yetiştirme kapasitesi sergileyebiliyorsa umutlu olmak için neden var demektir.

Ödül Vermek Bizim İşimiz Değil

EA: Gazete Duvar, politika, ekonomi haberlerinin dışında ciddi bir kültür/sanat haberleri üreticisi ve yazarlarına sahip bir mecra. Sinema da, edebiyat da sayfalarınızda genişçe yer alıyor. Bu alanda hem üretimin hem izleyicinin okurun ilgisi de son dönemde sevindirici şekilde yüksek Türkiye’de. Eskiden gazeteler kendi isimleriyle bu alanlarda ödüller verir ve sanatçılar o gazetelerin ödüllerini aldıklarında kendi alanlarının en iyileri olduğunu bilirlerdi. Bu ve benzeri çalışmalarınız olacak mı?

AT: Gazetecilik faaliyeti ile saydığınız alanlar dahil birçok alanda iyi işler yapma niyetimiz ve projelerimiz var. Sözünü ettiğiniz eğilimler konvansiyonel gazetecilik dönemlerine, o alanlarda otorite olma hevesini ya da otoriteleri yönlendirme kapasitesini taşıdığını düşünen kurumların işiydi. Bir derecelendirme, not verme, paye sunma, hiyerarşi oluşturma işine girişiliyorsa otorite olma arzusu iş başında demektir. Ben kişisel olarak bu türden eğilimlerden hoşlanmıyorum, o alanlarda otorite olmak, yönlendirici aktör olmak eğilimi yerine alanın bilgisini, alandaki faaliyetlerin bilgisini, olan biteni düzgünce aktarmak daha doğru bana göre. “En iyi yazar”ı, “en iyi şairi”, “en iyi marangozu” seçmek, eğer böyle bir şey gerekliyse, okur yazarların, şiirle yaşayanların, marangozluk ustalarının ve sevdalıların işi, gazetelerin, gazetecilerin değil. Kime niye en iyi yazar denildiğini, kimin niye en iyi şair seçildiğini, kimin niye marangozların kralı olduğunu anlamak, anlatmak, buna katılmayanların düşüncelerini öğrenmek ve sunmak, tartışmaları en geniş ve kurallara uygun biçimde meraklısına iletmek benim işim. Düşünsenize, sonra yazar, şair ve marangoz bir araya gelip beni en kötü gazeteci seçerse kime ne diyeceğim ben?

Umarım olana ve olacağı dair en iyi bilgiyi ve fikri oluşturmaya sağlayacak şekilde gazetecilik yapmayı başarabiliriz.

EA: Covid-19 dünyada pek çok şeyi değiştirdi. Normalleşmelerin de dünyada artan vaka sayısı ile normal olmadığı iyice ortaya çıktı. Herkes evlerine kapanmışken, hayat sokaktan çekilmişken, sokaktan beslenen, kulislerle ilerleyen gazetecilik bu yeni dönemde evde kal ve çalış günlerinde neler yaptı? Bundan sonrası için öngörüleriniz nelerdir?

AT: Evde kaldık ve evden ne yapılabiliyorsa onu yaptık. Doğrusu, internet gazetesi olunca, yani fizik bir ürün üretme mecburiyeti olmayınca ve dijital çağın iletişim imkânları da elverince, evden iş üretmek ilk başta görüldüğü kadar korkutucu olmadı. Doğrusu, geleceği sadece Allah bilir, bir öngörüm yok. Her koşulda işi en iyi şekilde yapmanın yolunu aramak temel kaygım. Neler olacağını hep beraber göreceğiz, umarım olana ve olacağı dair en iyi bilgiyi ve fikri oluşturmaya sağlayacak şekilde gazetecilik yapmayı başarabiliriz.

gazete duvar

Toplumsal yapıda, devlet yapılarında, ekonomik yapılarda yaşanan bir kriz, medya krizi çok daha derin bir bunalımın bir görünümü.

EA: Gazi İletişim Fakültesi'nde Türkçe dönemden itibaren tüm gazeteleri  2006 yılına kadar arşivde okudum: Türkiye'de her dönemde basında büyük bir iç çatışma söz konusu. Bunun en hararetli olduğu dönem gibi bir tanımı yapmak da zor. Son yıllarda da Türkiye'de gazeteciler kendi tanımlarıyla 'mahallelere' ayrıldı. Bu sanki biraz 80 öncesi mahallelerini andırıyor gibi ama durum daha farklı sayılır.  Sizce Türkiye'de ister merkez, ister muhalif medya kendi işlevlerini tam olarak yerine getirebiliyor mu bu politik eksen kaydıkça zemin kaybeden gazetecilik faaliyetleri arasında? Ve okur gözünde mesleğin itibarı bu durumdan nasıl etkileniyor?

AT: Önce bir terim sorunu ile başlamak gerekli. Merkez medya denilen şeye dahil olmayanın aslında ille de muhalif medya olması gerekmez. Merkez medya, sermaye, siyaset ve toplumsal kurumlar arasındaki ilişkilerin yol açtığı, ağırlıklı olarak siyaset ve ekonomi tarafından oluşturulan bir yapıdır. Bunun dışında olmak demek, ekonomik ve siyasal egemenlik alanının dışında olmak anlamına gelebilir ama otomatik biçimde muhalif olmayı getirmez. Tabii gazetecilik düzgün yapıldığında önce iktidar, sonra da “muhalefetler” rahatsız olur, bu anlamda gazeteciliğin “muhalif” oluşu, kendi siyasal tercihinden bağımsız biçimde mümkün. Bu durumu unutmamak şartıyla bana göre en temelde muhalif olmak bir karar değil, siyasal bir tercihe bağlıdır. Şu anda yaşanan kriz, sadece bir medya krizi değil, siyasal ve ekonomik bir kriz. Toplumsal yapıda, devlet yapılarında, ekonomik yapılarda yaşanan bir kriz, medya krizi çok daha derin bir bunalımın bir görünümü. Devletler ve şirketler krizi, sistem krizi. Bu da hem medyanın yapısını, hem işlevini hem imkanlarını kökten değiştirdi. Sözünü ettiğiniz mahalleler, krizdeki tarafların sosyal boyutunu bize gösteriyor. Krizin bir görünümü de sert kavgalar, büyük güçlerin aktör olduğu çıkar eksenli kavgalar, bütün kurumlarda bir altüst oluşa yol açtı. Dikkat edersek, askeri yapılar, polis teşkilatları, adli teşkilatlar, siyasal yapılar, neredeyse bütün kurumların itibar kaybettiğini görebiliriz. Aslında itibar kaybından çok, bir mahallede sıfır olan itibarın öbür mahallede 100 olması gibi bir durum söz konusu. Bu da krizin derinliğini ve kamplaşmadaki keskinliği gösteriyor. gazeteciliğin itibarının birinci koşulu olan meslek ilkelerine uygunluk dışında elle tutulur hiçbir ölçü öne sürmek mümkün görünmüyor. Bu da “her mahallede itibar”lı bir gazetecilikten söz etmeyi imkânsızlaştırıyor. Krizin bu derinlikte sürmesi halinde aksini beklemek biraz safdillik olur. fakat kriz geçilip belli bir denge sağlandığında “itibar”ı olan ya da yükselen yer, kavga anında politik, ekonomik ya da sair çıkarlar uğruna meslek kurallarını hiçe sayarak çalışan yerler değil, meslek kurallarını her koşulda esas alan yer olacaktır. Bunun en önemli işareti, bu kamplaşma ve çatışma ortamında bile kendi kampındakilerin değil, işi düzgün yapanların önemini bilenlerin hâlâ varlığıdır; belki sayıları az ama varlar.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024