Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Nisan 2017

Edebiyat

Faulkner’ın Dünyası

Semih Gümüş

Paylaş

18

0


Anlaşılamamak Faulkner’ın pek umurunda da olmamış. Belki onun en çok bu tutumu örnek alınmalı. Yaratıcı yazar, nitelikli edebiyatın izini sürerken yazdıklarından başka etkenlere gönül indirmez, en iyisini yazmaya çalışır o.
Semih Gümüş
Faulkner’ın yaratım sürecini başından sonuna izleyip anladıktan sonra, büyük yapıtların doğumunun, tümü açıklanamayacak pek çok nedene bağlı olmanın yanında, zorlu bir çalışmanın içinde oluştuğu daha iyi anlaşılıyor. Dünyayla kurduğu sınırlı ilişkinin yanında, yaşadığı Güney ile bütünleşmiş kişiliği, Faulkner’ı hep en iyi tanıdıklarını yazmaya yöneltmiş. Güney, kısıtlılık demekti, içine kapanmak, birbirini yemek, yokluk içinden yeni bir hayat kurma savaşı ve kederin engin şafağı. Faulkner kendi coğrafyasını yazarken bizim elbette bilemeyeceğimiz biçimde anlattı onu. Ama ülkesinde de bilindiği sanılan bir hayatı, kabuklarını çatlatıp içindeki sıkıntılı insanlarıyla getirip öylesine çarpıcı biçimde koydu ki ortaya, okurlar, Yoknapatawpha gerçekliğinin bütün bildiklerinin ötesindeki yakıcı dünyasını tanıma şansını bulmuş oldu. Mississippi, Oxford, Faulkner’ın evi ve onu tanımış herkes, onun kendisini hiçbir yerde evinde olduğu gibi hissetmediğini, aslında hiçbir zaman oradan çıkmadığını anlatıyor. Biliyoruz ki kimliğinin bütün baskın özelliklerini yaşadığı yerden aldı Faulkner. Kendisini Jefferson’un sahibi gibi görüyordu. Yazma deneyiminin başlangıcında, Amerikan edebiyatının öğretmenlerinden biri gibi gördüğü Sherwood Anderson’un bulunmasının da etkisi olmuştur elbette ama 1929 Büyük Bunalımı’nın içinde yazdığı Ses ve Öfke, roman sanatının yirminci yüzyıldaki en önemli başyapıtlarından oldu. Ses ve Öfke, kimilerince dünya edebiyatının birkaç büyük romanından biri. Hele yazıldığı zamanlar içinde değerlendirilirse, bizim için yaratıcı yazının doruklarından birinin keşfi gibidir. Faulkner, “modern edebiyatın babası” olarak gördüğü James Joyce’u okumuştu ve Ses ve Öfke’den önce Joyce’un Dublinliler’i, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi ve Ulysses romanları, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway ve Deniz Feneri romanları yayımlanmıştı. Aradaki coğrafyanın nasıl aşıldığı bir yana, Ses ve Öfke de ötekilerle aynı hizada bir modernizm simgesidir ve bana kalırsa bazı özellikleri bakımından eşsizdir. Faulkner çok önemli romanlar yazdığını düşünmüyordu. Hayatı boyunca biçim üstüne düşünmediğini de söylüyor bir yerde. Roman yazmanın çok kolay olduğunu da sık sık dile getiriyor. Bizim bugün edebiyat tarihinin en önemli yapıtları arasında gördüğümüz romanlarını yazarken yalnızca düşündüklerini sözcüklere döktüğünü belirtiyor, “Eğer içinde yazmak varsa püf noktasına falan ihtiyacın olmuyor,” diyor. Bunun kolay olmadığını da söyler ama onun yazma eylemi böyledir, bu kadar. Gelgelelim, üç yılda yazdığı Ses ve Öfke ve ardından gelen Döşeğimde Ölürken romanları, dönemin edebiyat kamuoyunca ve eleştirmenlerce anlaşılamamış. Her zaman böyle olmamış mıdır? Okuma kültürünün yükseklerde bulunduğundan kuşku duymayacağımız yerlerde bile, yenilikçi olanın anlaşılması çoğu kez gecikmeyle olur. Doğrusu, anlaşılamamak Faulkner’ın pek umurunda da olmamış. Belki onun en çok bu tutumu örnek alınmalı. Yaratıcı yazar, nitelikli edebiyatın izini sürerken yazdıklarından başka etkenlere gönül indirmez, en iyisini yazmaya çalışır o. Sonunda en iyisini yazabiliyor musunuz, ondan sonra dışarıya bakmaya gerek kalmaz. Onun gibi yazarlar biraz böyledir, yaptıklarını abartmadan, sıradan bir işmiş gibi yaşar. Yoksa Yaşar Kemal mucizesini açıklamak da zorlaşır. Çukurova’nın kalbinden çıkıp yaşadıklarından, dağlardan, çayırlardan derleyip bir araya getirdiği sözcüklerle altmış yıl önce İnce Memed’i yazıp yayımladığı sırada yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olacağını Yaşar Kemal de düşünmemişti.   William Faulkner, modernizmin yarattığı yepyeni dünyanın gerçekliğine edebiyatın Avrupa’da verdiği karşılıklardan sonra, öyle bir anlatım biçimi ve dil yarattı ki, nereden gelirse gelsin, bu anlatım biçimi ve dil, onun yazdıklarını bugün birçok kere yeniden ve yeniden okuyup anlamlarını ve biçimsel özelliklerini çözümlemeye sonsuz olanaklar verebiliyor. Bilinçakışı tekniğinin Ses ve Öfke’deki kullanım biçimi, bütün zamanların belki de en parlak örneğidir. Doğrusu benim çok sevdiğim Kutsal Sığınak’ı Faulkner’ın sevmediğini de William Faulkner’la Konuşmalar’daki sözlerinden öğrendim. Belki haklıdır. Zamanın ahlak anlayışına ters düşebileceği endişesiyle yayıncısı Kutsal Sığınak’ı yeniden yazmasını önermiş, o da bu isteği yerine getirmiş. Üstelik Kutsal Sığınak’ın (1931) çok satılması Faulkner’ın ülkesinde yaygın biçimde okunup tanınmasını sağlamış, yayımlanmayan metinleri paylaşılamamış, o da böylece para kazanmaya başlamış. Faulkner’ın Kutsal Sığınak’tan uzaklaşmasının nedenleri bunlar olmalı. Bu da belki onu daha iyi anlamamıza ve değerinin gözümüzde biraz daha büyümesine neden olur. O, kendisinin düzyazı yazarı değil, şair olduğunu söylüyor. Düzyazı biçiminde yazmasının nedenini Shakespeare ya da Shelley gibi yazamayacak olmasıyla açıklıyor. Edebiyat tarihi, her dönemin kendi büyük yaratıcılarını çıkardığı öylesine kesintisiz bir süreç olarak ilerler ki, onun içine doğan kimi yaratıcılar, neden sonra ulaşılması olanaksız gibi görünür. Faulkner da elbette ulaşılmaz görünen yaratıcılardan. Onun için, Amerikan edebiyatının en önemli yazarı denebilir mi? Bu tür saptamalardan kaçınanlar için soruyu geri alalım. Ama bana kalırsa, evet, Amerikan edebiyatının en önemli yaratıcısıdır Faulkner. Hayata, günlük hayatın kısıtlarına, onun un ufak ettiği insanlara, sıradan ilişkilere ve küçük sorunlara yatkınlığı bakımından eşsiz bir yerde olduğunu düşündüğüm Amerikan edebiyatının doruk noktasında duruyor Faulkner. Böyle bir saptamanın sakıncası yok. Ona da, “kendisinin de içinde bulunduğu en önemli beş çağdaş yazar”ın kim olduğu sorulduğunda, sıralamasını hemen yapmış: 1. Thomas Wolfe, 2. William Faulkner, 3. Dos Passos, 4. Ernest Hemingway, 5. John Steinbeck. Milan Kundera, büyük müzik yapıtlarının birçok kere yeniden dinlendiği gibi, büyük romanların da birçok kere okunabileceğini söylüyor. Üstelik yazarlar yazmak için okur. Özellikle Ses ve Öfke, ilk okuduğum günlerden bugüne, hep yanımda durur. Orasından burasından karıştırarak okudukça, nelerin nasıl yazılması gerektiğine ilişkin yeni ipuçları bulurum onda. Faulkner da kendisinden önceki büyük yazarları okumuş ve onlardan etkilenmiştir, yeri geldiğinde bunu belirtir de. Shakespeare, Don Quijote, Balzac’ın romanları, Madame Bovary, Moby Dick ya da Conrad, elbette Joyce ve daha bir dizi yazar ve kitap Faulkner’ı etkilemiştir. Sonunda, etkilendiklerinin hiçbirine benzemeyen romanlar yazdı. Hem kendinden önce yazılmış edebiyatın seçkin örneklerinden el alıp hem hiçbirine benzemeyen bir niteliğe ulaşmak. İzlenecek yol elbette budur.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

DuaY. S. Esen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

14 Mayıs 2025

Suskunlar Meclisi’nden Günümüze: Sessi..

“Varoluşun sırrı yaşamaktadır. Nefes almak ve vermek güzel. Seyretmek bir şehri, koklamak en zarif kokuları ve bir çift samimi söz duymak ne de güzel. Yaşamak güzel, sevme ve sevilme ihtimali her zaman güzel. Davalar biraz daha bekleyebilir.....

Devamı..

Bir Mektup

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024