Rock müzikten şiire geçiş yapan Anthony Joseph Sonnets for Albert kitabında neredeyse mitolojik bir figür haline gelen babasıyla ilişkisini anlatıyor.
Anthony Joseph küçükken eleştirmenler tarafından övülen bir şair değil bir rock yıldızı olmayı hayal ediyormuş. Büyüdüğü Trinidad'dan İngiltere'ye taşınırken şiir karalamalarının olduğu kutuyu getirmeseymiş Joseph ona 2023’te T.S. Eliot Ödülü’nü kazandıran Sonnets for Albert kitabını yazmaya asla girişmeyebilirmiş.
1966 doğumlu şair 90'ların başında üç yıl boyunca bir rock grubu olan Zedd'in solistliğini üstlenmiş. Zedd'in dağılmasından kısa süre sonra Joseph 1989'da İngiltere'ye taşındığında yanında getirdiği kutuyu yeniden keşfetmiş. Kutunun içinde küçükken büyükanne ve büyükbabasıyla birlikte yaşarken yazdığı şarkı sözleri ve şiirlerden oluşan karalamalar varmış. “Kutunun içindekileri incelerken bir tür aydınlanma yaşadım,” diyor Joseph. “Dedim ki, Lanet olsun, işte sen busun, aslında bir şairsin. Epey sarsıcı bir andı. Ondan sonra hayatımı şiir etrafında şekillendirmeye karar verdim.” Joseph özünde bir şair olduğunu ve onu en zorlayan konuları şiiriyle ifade ettiğini söylüyor.
Sonnets for Albert’ın merkezinde babasının Joseph’in hayatındaki eksikliği yer alıyor. “Babam benim için her zaman bir ilham perisi olmuştur,” diyor Joseph. O küçükken yanında olmayan babasının neredeyse mitolojik bir figür haline geldiğini, onu çok karizmatik ve çok komik, her zaman görmeyi dört gözle beklediği birisi olarak hatırladığını aktarıyor: “Çölden geri dönen kahraman figürü gibi bir şeydi benim için,” diyor.
Babası 2017'de öldüğünde Joseph onun için bir dizi sone yazmaya başlamış. Sonunda bu şiirleri Sonnets for Albert kitabında toplamış. Kitapta şiirlerin yanı sıra Joseph'in babasının bir dizi fotoğrafı da yer alıyor. “Onunla ilgili sahip olduğum tüm anıları, hatırlayabildiğim ve ifade edebildiğim kadarını tek bir koleksiyona koyarak onun eksikliğini anlamlandırmaya çalıştım,” diye açıklıyor.
Bu çok kişisel bir koleksiyon, ancak Joseph “acımasızca dürüst” olmanın gücüne inandığını belirtiyor. “Babamın bedeni ve onun göğsünde uyumanın verdiği his hakkında konuşuyorum. Bunlar epey kişisel meseleler ama aynı zamanda evrensel. Herkes hayatının bir noktasında benzer hisler deneyimledi ya da deneyimliyor.”
Bu evrenselliğin yanı sıra Joseph Karayip şairlerinin bulunduğu coğrafyada "halkın tarihçisi ve biyografi yazarları” olduğunu aktarıyor. “Tarihimizin çoğu kayboldu ve bizden alındı. Ayrıca Karayip yaşamının insan olmanın ne anlama geldiğinin merkezinde olduğunu düşünüyorum,” diyor. “Postmodern ya da postkolonyal bir insan olmanın ne demek olduğunu öğrenmek isteyen varsa Karayiplere baksın. Karayipler bir mikrokozmostur. Dünyada görebileceğiniz her şey, göç, iklim değişikliği, cinsiyetle ilgili konular, hepsini Karayiplerde iç içe geçmiş halde buluyorsunuz.”






