Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Eylül 2024

Felsefe

Aristoteles’in İdeal Demokrasisinde İyi Bir Vatandaş İyi Bir Arkadaştı

Edith Hall

Paylaş

0

0


“Sivil Arkadaşlığın” Erdemleri Üzerine

Hepimiz ailelerimizin ve yakın arkadaşlarımızın ötesinde, farklı toplulukların üyesiyiz. Mutluluğumuzsa kısmen kendi ülkemizdeki diğer vatandaşlarla ve kısmen de dünya genelindeki öteki ulusların vatandaşlarıyla iyi anlaşıp anlaşamadığımıza bağlı. Zaman zaman, özellikle de hükümet politikalarına karşı olduğumuz ya da siyasi kargaşanın hâkim olduğu dönemlerde, mensup olduğumuz gruba karşı sorumluluklarımızı yerine getirmekte zorlanabiliyoruz. Bu bakımdan bir diğer sorunsa, iklim krizi gibi büyük ölçekli uluslararası meseleler karşısında hissettiğimiz çaresizlik duygusu: genelde bu histen kurtulmak için kendi özel hayatlarımıza gömülüyor ve gerçeklerden kaçmaya çalışıyoruz.  

Aristoteles bütün bunların farkındaydı. Üstelik egemen güce karşı çıkmanın tehlike arz ettiği yerlerde ve dönemlerde yaşadı. Makedonya, acımasız bir otokrat olan II. Philip tarafından yönetiliyordu; Aritoteles ise demokrasinin hâkim olduğu Atina’da bile bir yabancıydı – tam bir Atina vatandaşının haklarına sahip olmayan yerleşik bir yabancı. Muhtemelen politik meselelere sırtını dönme ve kendi şahsi kütüphanesine çekilme isteği duydu ama yapmadı. Öğrencilerine –ki, bazılarının kaderinde liderlik vardı– öğretmeye ve Lyceum’da sıradan Atina halkına dersler vermeye devam etti. Her şeyden önemlisi hem politika hakkında hem de insanla daha geniş insan toplulukları ve hatta insanla doğal dünya arasındaki ilişkiler hakkında sıra dışı bir iç görüyle yazmayı sürdürdü.

Aristoteles’e göre fiili ve etkili bir mutluluk ancak birlikte mümkündür. İnsanlar kısa süreli yalnızlıklardan hoşlanabilir ama her birey, biyolojik olarak sosyal birer hayvandır. Öteki insanlarla ve hayvanlarla birlikte yaşayıp karşılıklı iyi eylemlerde bulundukları zaman optimal olarak gelişirler. Antik Yunan’da karşılıklılığı simgeleyen tanrılar Üç Güzeller adındaki üç kız kardeşti – Güzellik, Neşe, Gelişme. Sanat eserlerinde bir çember halinde el ele tutuşmuş olarak tasvir edilirlerdi çünkü üç sayısı, iki taraflı basit bir ilişkinin toplumun çekirdeğini oluşturan bir dizi karmaşık işleme görmeye dönüştüğü anı işaret ediyordu.

Aristoteles, lütuflar tapınağının kamusal bir alana yerleştirilmesinin makul olduğunu düşünür çünkü bu sayede “insanlara, iyilik karşısında duyarsız kalmamaları gerektiği anımsatılır; zira bu, lütfun kendine özgü karakteristiklerinden biridir ve buradaki vazife yalnızca size sunulan bir hizmetin karşılığını vermek değil aynı zamanda başka bir durumda hizmet etme inisiyatifini kendi üzerinize almaktır.” Dostane teklifleri samimi yanıtlarla karşılamak erdem etiği açısından yeterli değildir: bir şeyleri kendi kendinize başlatmanız, işbirliğini aktif bir biçimde geliştirmeniz ve teşvik etmeniz gerekir.

aristoteles

Aristoteles, Nikomakhos Etiği ve Politika’da insanın hep birlikte nasıl en iyi şekilde yaşayabileceğini tartışır. Kendi aile üyelerimize,  arkadaşlarımıza, aynı ülkede birlikte yaşadığımız insanlara karşı hissettiğimiz duygusal yakınlığın gücünü tarif etmek için su içinde farklı konsantrasyonlarda seyreltilen şeker örneğini kullanır. “Ebeveynlerle çocukların karşılıklı hakları, kardeşlerin haklarıyla aynı değildir; toplumsal bir gruba mensup bireylerin yükümlülükleri de yurttaşların yükümlülüklerinden farklıdır; diğer arkadaşlık biçimlerinde de benzer türde farklılıklar bulunur.” Bir başkasına zarar vermek, aradaki bağın yakınlığıyla orantılı olarak ciddi bir hal alır: kişinin yakın bir arkadaşının hakkını yemesi, alelade bir yurttaşın hakkını yemesinden çok daha şaşırtıcıdır; ya da kişinin bir yabancının değil de, kardeşinin yardım çağrısını reddetmesi.

Aristoteles’in politik teorisinde yurttaşlarla olan ilişkilerimiz fayda arkadaşlığının özel bir alt kategorisi olarak ele alınır çünkü bu ilişkiler karşılıklı fayda devam ettiği sürece devam eder, faydanın ortadan kalkmasıyla da sona erer. Bir devleti oluşturan bireyler arasındaki faaliyetlerde arkadaşlığa dayalı bir ortaklık olmadığında şehir devletlerinin işleyişi bozulmaya başlar. İsmail Kadare, Agamemnon’s Daughter’da işlevini yitirmiş bir devlette bütün ilişkilerin nasıl yozlaştığını dokunaklı bir biçimde anlatır.  Kadare, 1980’li yılların başında Arnavutluk’a hâkim olan insanlık dışı rejimi ve hesap verme zorunluluğu bulunmayan bir iktidarın yönetimi altındaki halklarda görülen ahlaki yozlaşmayı, Euripides’in Iphigenia Aulis’te tragedyasındaki kadın kahramanın kurban edilmesi üzerinden tasvir eder. Roman, korkunun baskın psikoloji haline geldiği halklarda ahlaki pusulanın nasıl şaştığını ustalıkla gösterir:

Kolektif suçluluk duygusunun çark ve dişlilerinin bizi her gün daha da aşağılara çektiğini hissediyorduk. Tavır almakla yükümlüydük, suçlamalarda bulunmakla ve insanlara çamur atmakla – her şeyden önce kendimize ve sonra herkese. Gerçekten şeytani bir mekanizmaydı çünkü kendinizi bir kez alçalttınız mı, etrafınızdaki her şeyi lekelemek kolaydır. Geçen her gün ve her saat ahlaki değerlerden daha fazla et koparıyordu.

Aristoteles’in ideal devletiyse bunun tam aksidir: birincil ilişkileri yüceltir. Bir şehir devletinin iyi bir biçimde yönetilmesi, vatandaşların mutluluğunun amaçlanmasıyla mümkündür ve bu da vatandaşlar arasında dostluk temelli ilişkilerin kurulmasını gerektirir.

Aristoteles, tıpkı bir gemi gibi, iyi işleyen sivil bir topluluğun da belli boyutları olduğuna inanır – bir geminin ne çok küçük ne de çok uzun olması gerekir ki, işlevini yürütebilsin.

Bu sivil dostluğun temeli Aristoteles tarafından “sivil uzlaşı” olarak adlandırılır ve devleti oluşturan öteki bireylere karşı istikrarlı davranışları tarif eder. Davranış hem iyi niyeti hem de karşılıklı sorumluluğa bağlı olmayı içerir. Maksadı, herkesin çıkarına uygun olanı ahlaki açıdan vicdanen teminat altına almaktır. Maalesef özel hayatlarında ciddi dostluklar kuramadıkları gibi sivil uyum projesine de katılım sağlamayan vatandaşlar her zaman olacaktır: “çünkü hem kendi paylarına düşenden çok daha fazlasını ister hem de kendi paylarına düşenden çok daha az çalışıp kamusal yükün çok daha azını üstlenirler.” Aristoteles, yalnızca kendini seven ve mensup oldukları toplumun varlığından hak ettiklerinden çok daha fazla pay alan vatandaşların kınanması gerektiğini belirtir. Dahası, “Bir insan hem toplum üstünden para kazanmayı hem de aynı toplumdan saygı görmeyi bekleyemez. İnsanlar arkadaşları üstünden para kazanmaya çalışmaz.”

Vatandaşlar arasında kurulan faydaya dayalı ortaklık, okulunuzdaki ya da iş yerinizdeki faydaya dayalı arkadaşlıktan çok daha geniş bir yelpazede karşımıza çıkar. Yine de Aristoteles’in arkadaşlığın bir türü olarak yurttaşlığa yaptığı vurgunun altında,  mutlu şehir devletlerinin belli bir boyutun ötesine geçemeyeceği düşüncesi bulunur. Babil’den bahsederken hoşnutsuzluğunu hayretler içinde belirtir; öylesine geniş bir alana yayılmıştı ki, “ele geçirildiğinde kentin büyük bir kısmı bu durumu ancak üç gün sonra fark etti.” Aşırı nüfus yoğunluğu aynı zamanda yoksulluğa da sebep olur; Aristoteles’in bahsettiği Korintli bir kanun koyucuya göre zaman içinde nüfusu hep aynı sayıda tutmak en makul politikalardan biridir. Aristoteles, tıpkı bir gemi gibi, iyi işleyen sivil bir topluluğun da belli boyutları olduğuna inanır – bir geminin ne çok küçük ne de çok uzun olması gerekir ki, işlevini yürütebilsin. Görünüşe bakılırsa M.Ö. dördüncü yüzyılda bile nüfustaki artış, onu nüfustaki azalıştan çok daha fazla endişelendiriyordu. Aynı zamanda sivil uzlaşıyı tarif etmek için “devlet gemisi” metaforuna başvurur. Yurttaşlar, tıpkı gemiciler gibi bir topluluğun ortaklarıdır. “Gemiciler –biri kürekçidir, öteki serdümen, bir diğeriyse gözcü– üstlendikleri vazifeler bakımından birbirlerinden ayrılsalar” ve her birinin bireysel yeterliği kendine özgü olsa da hepsi aynı ortak amacı hedefler, “güvenli bir seyrüsefer.”  Benzer şekilde mutlu bir devlette de her vatandaşın farklı bir uğraşı olabilir ama ortak bir amacı paylaşırlar: mensup oldukları topluluğun refahı.

aristoteles

Aristoteles anayasaları, politik toplulukları destekleyen sağlıklı bireysel ilişkiler üzerinden tasavvur ederek Antik Yunan’daki dört farklı anayasa türünün –demokrasi, tiranlık, aristokrasi ve monarşi ile zaman zaman bu dördüne eşlik eden ve birkaç farklı ırkı tek bir krallık yönetimi altında birleştiren süper-monarşi– detaylı bir karşılaştırmasını sunar. Bu karşılaştırmalı tartışmanın politik düşünce ve politik uygulamalar üzerinde hesaplanamaz bir etkisi olmuştur: Aristoteles’in Politika’sının modern dillere çevrilmesiyle birlikte Avrupa siyaset teorisinin kelime dağarcığı oluşmuş ve bütün bu yapı, anayasa savunucuları tarafından benimsenmiştir. Mesela John Milton, I. Charles’ın Ocak 1649’daki idamından bir ay sonra yayımladığı Tenure of Kings and Magistrates isimli eserinde Aristoteles’in Politika’sındaki hükümdar tanımını kullanır ve kralın kendisini yalnızca Tanrı’ya karşı sorumlu kıldığı durumlar bakımından kral katlini meşrulaştırır.

Aristoteles, vatandaşlar arasında özsaygı ve özgüven uyandıran her tür faaliyeti engellediğini söylediği tiranları sert bir biçimde eleştirir. Bu faaliyetler arasında Platon ve Aristoteles gibi filozofların çalışmaları, “belli araştırma gruplarının oluşturulması ve tartışmaya yönelik konferansların” düzenlenmesi yer alır. Bugün çoğumuz kendi kendini eğitmeyi ya da tartışma alanı açılmasını engelleyen herhangi bir anayasa, daha doğrusu demokrasi dışında başka bir yönetim biçimi altında yaşamayı tolere edemez.

Günümüzde dünya nüfusunun yarısı seçim demokrasileriyle yönetilen ülkelerde yaşıyor. Fakat Aristoteles’in etik kriterleri açısından baktığımızda bu seçim demokrasilerinin çoğunda kötü davranışlar büyük ölçekte kabul görüyor: bugün demokrasiyle yönetilseler dahi bu ülkelerin yalnızca yüzde kırkı temel insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne gerçek anlamda saygı duyuyor. Aristoteles’in bilgi edinme maksadıyla işkenceye başvuran rejimlere ilişkin sözleri şöyle: işkenceden vazgeçin çünkü hiçbir işe yaramaz. Retorik’te de belirttiği gibi, “İşkenceye maruz kalan bir insanın doğruyu söyleme olasılığıyla yalan söyleme olasılığı hemen hemen eşittir; kimileri gerçeği söylemek yerine her tür acıya katlanırken kimileri de bir an evvel kurtulabilmek için ya yalan söyler ya da başkaları aleyhinde asılsız suçlamalarda bulunur.”

Aristoteles’e göre yöneticiyle yönetilenler arasındaki adalet ve dostluğa en fazla alan açan yönetim biçimi, “eşit vatandaşların ortak noktada buluştuğu” demokrasidir.

Demokrasiyle ilişkili pek çok problem olduğunun bilincindeydi. Yüzyıllardır yüksek sesle dile getirilen bir paragrafta mülk sahipliğine ilişkin düzenlemelerin hoşnutsuzluk yaratacağını belirtir: “Üretim hakkını kullananlarla üretilen şeyden faydalananlar arasında eşitlik değil de eşitsizlik olması halinde az çalışıp üretimden fazla pay alanlarla çok çalışıp üretimden az pay alanlar arasında ihtilaf doğması muhakkaktır.” Bunların çözülmesi güç sorunlar olduğunu açık bir biçimde belirtir: “Birlikte yaşamak ve bütün ilişkilerimizi –özellikle de bu tür olanları– paylaşmak genel itibariyle zordur.” Fakat yine de yetişkinliğinin yaklaşık otuz yıllık dönemini tam bir vatandaşın haklarına sahip olmadığı Atina’da, demokrasi yönetimi altında geçirdi, dolayısıyla demokrasiyi çok da hasmane bulduğu söylenemez.

Demokrasi hakkında konuşurken öteki sistemlere nazaran daha az hoşnutsuzluk belirtir. Retorik’te farklı anayasaların amaçlarını, demokrasiyi açık bir biçimde tercih edilebilir kılacak şekilde ortaya koyar: demokrasinin amacı özgürlüktür, oysa bu amaç oligarşide belli bir sınıfın zenginliğine, aristokraside yüksek kültür ve yasa karşısında koşulsuz itaate, tiranlıktaysa yöneticinin yahut yönetim kademesinin salt kendini korumasına dönüşür. Aristoteles’e göre yöneticiyle yönetilenler arasındaki adalet ve dostluğa en fazla alan açan yönetim biçimi, “eşit vatandaşların ortak noktada buluştuğu” demokrasidir. Vatandaşlar arasındaki adalet ve dostluğa en hasmane yaklaşansa elbette tiranlıktır.

Aristoteles’e göre demokrasilerin de yozlaşması mümkündür ancak yine de demokrasinin yetkilendirdiği kitlesel seçmen, diğer yönetim biçimlerinin yetkilendirdiği az sayıdaki yöneticiden çok daha iyi karar alma potansiyeline sahiptir. Kitlelerce alınan kararları, çok sayıda yurttaşın farklı yemeklerde katkıda bulunduğu halka açık bir ziyafete benzetir. Böylesi bir ziyafet elbette ev sahibinin tek başına hazırladığı bir akşam yemeğinden çok daha iyidir: hukuki meseleler konusunda görüş alış verişi yapmak ve bu tarz meseleleri müzakere etmek üzere bir araya gelen yurttaşlar, “ahlaki ve entelektüel yetiler bakımından tek kişilik haline gelir.”

Bugün Aristoteles’in, ideal bir demokraside bütün vatandaşların yönetime katılması ve buna teşvik edilmesi gerektiği yönündeki tasviyesine kulak verebiliriz. Üstelik Aristoteles’e göre tek bir bireyi yozlaştırmak, çok sayıda vatandaşı yozlaştırmaktan daha zordur. Bireyin yargısı öfke ya da buna benzer başka duygularca çarpıtılabilir ama bir demokrasideki bütün yurttaşların aynı anda öfke duyması pek olası değildir.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yaratım Bir Delilik, Delilik Bir Sana..Kardelen Ayhan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

P. D. &. L. Moon

6 Ekim 2025

Mega Influencerların Yükselişi

Mega influencerlar halkın hayal gücüne yön verir. Ve gerçeklerden çok anlatıların önem kazandığı bir dünyada savaşlar hayal gücünde kazanılır, hayal gücünde kaybedilir.Epistemolojik bir krizin son safhalarındayız. Yapay zekâyla donanmış çağımızda hakikat fikri -ne olduğ..

Devamı..

Kapitalist Kişisel Dönüşümün Olmazsa O..

Fabien Trécourt

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024