Genel olarak her iki öykü kitabında yer alan öykülerine baktığımızda belirgin olarak paylaşılan hissiyat "yabancılaşma"dır. Yaşam mücadelesinin bireysel boyutuna büyütecini tutarken salt bireysellik tutumlarına çakılıp kalmadan sosyolojik ve toplumsal yaklaşımlarını da ele alır.
Memet Fuat’ın 1951 tarihli Eleştiri Üstüne Notlar'ında “Benim bildiğim kadarı, eleştirinin iki amacı vardır: 1. Sanat yapıtını okuyucuya, dinleyiciye, izleyiciye yakınlaştırmak, açıklamak, daha kolay anlaşılır kılmak; 2. Sanatçıya yol göstermek. Eleştiri bu iki amaçtan birine yönelir, yönelmelidir yoksa eleştiri olmaz. Bizdekilere ne denir bilmem” der. Memet Fuat’ın bu notunda kendi payıma düşen kısım ise birinci açıklaması. Masamda yer alan Aslı Akarsakarya’ya ait iki öykü kitabını okuyucuya yakınlaştırmak, açıklamak ve daha kolay anlaşılır kılmak gayretinde olacağım.
Öncelikle Aslı Akarsakarya’nın 2009 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü alan Düşe Kalka adlı ilk öykü kitabına değinmek isterim. Zira 12 yıl sonra yayımlanan ikinci öykü kitabının asıl başlangıç noktasını keşfetmek gereklidir. Düşe Kalka, "Buluş ve Unutuş"ta “Seni çağırdım ey sarayımın kâhini, Sardis’in bilgesi! Bir hikâye anlat bana. Gördüklerinden bir yer, yediklerinden bir yemek, konuştuklarından bir dil söyle. Bu gece uyku bana uğramadı, belki sen yardım edersin” sözleriyle başlar. Kısaca diyebilirim ki kralın uykusuzluğu okurun da uykusuzluğudur. Tekleştirilmiş dilden ve kurgudan bir hayli uzak çünkü Akarsakarya’nın anlattıkları. Öykülerindeki zenginliğini dilin farklı işlevlerini kullanmasından ve karakter çeşitliliğindeki sahicilikten alır. Böylelikle yaşamın boyutuna geniş açıdan bakabilmenin şaşkınlığını üzerimizde yaşarken kaçırılmayacak denli özel kılınmış detaylarıyla tamamlanmış duygusunu hissederiz. Toplamda on altı öyküden oluşan Düşe Kalka, yaşamın farklı dilleriyle oluşturulmuş; kadın-erkek ilişkilerini, ailevi meselelerini, toplumsal sorunlarını ve yaşamın evrelerinden geçerken yaşanılan hesaplaşmaları, sorgulamaları, hayatta kalma biçimlerinin anlatıldığı öykülerin bileşimidir.
Düşe Kalka ile dildeki sınırları zorlamanın cesaretini gösteren Aslı Akarsakarya’nın neden on iki yıl beklediğini anlamak biraz daha kolaylaşıyor. Dil kullanımındaki titizlik, beraberinde gelen sadelik ve akıcılık, kurgulardaki özgünlük ne kadar sıkı yazdığının göstergesi değil midir? Kemal Gündüzalp’ın da “biriciklik” üzerine söylediği sözüdür tam olarak.
“İster yaşanmışlıktan eylesin, isterse kurmaca-yapıntı olsun, nereden kaynaklanırsa kaynaklansın, yazılan/anlatılan her öykü, artık bir başka gerçekliktir. Dönüştürülmüş ve yeniden kurulmuş bir benzerliktir okunan. Belki o ‘biriciklik’in anlamı da yalnızca budur, metnin dönüştürülmesi eylemidir.”
Dili yeniden dönüştürerek biriciklik hâlini eskitmeden sürdüren Aslı Akarsakarya’nın ikinci öykü kitabı ise Buraya Kısıldık Sanırım. Edebi Şeyler etiketiyle on iki yıl sonra okurunu selamlar. Kitabında yer alan öyküleri okuduğumuzda hayata yabancılaşmış kimselerin tanıdık hâllerinin insani taraflarını seyrederiz. Anlatımındaki sakinlik ve bir yürüyüş edasıyla başlayan akış, gerçekleri tane tane dillendirebilmenin neticesi olabilir. İçerik olarak nelerle karşılaşacağımıza dair ipucu bırakan en önemli unsur ise iki kitabına da verdiği isimlerdir. "Düşe Kalka" ve "Buraya Kısıldık Sanırım". Okurunu önceden hazırlayarak karşılayan giriş kapısıdır kısaca.
Genel olarak her iki öykü kitabında yer alan öykülerine baktığımızda belirgin olarak paylaşılan hissiyat "yabancılaşma"dır. Yaşam mücadelesinin bireysel boyutuna büyütecini tutarken salt bireysellik tutumlarına çakılıp kalmadan sosyolojik ve toplumsal yaklaşımlarını da ele alır. Yazarın hiçbir öyküsü tek başına değildir. Çoğuldur. Temelde aynı sorunlara kapı açılsa da farklı karakterlerle tanıştırarak aslında benzersiz sonuçların yaşanılabileceğinin en sağlam göstergesi diyebilirim. Temennim şudur ki yazarın bir on iki yıl daha beklemeden gelecek öyküleriyle tanışmış oluruz.
Kapak Fotoğrafı: Hakkımda – Aslı Akarsakarya (wordpress.com)






