İşsizlik yolundaki kutlu yürüyüşüme bir müddet ara verdim. İlk günler, izleyiciye bir parça olsun nefes aldıran televizyondaki reklam kuşağı gibi düşünmüştüm ama sürecin belirsiz bir zamana ertelenişinden artık emindim. Meğer bu yolculuğa çıkanların meslek hastalığına yakalanmışım da haberim yokmuş. Adına “Kronik Çaresizlik Sendromu” denen rahatsızlığım, hayat enerjimi günden güne emip bitirmiş de farkına varamamışım.
Ne kadar zamandır işsizim? Aslında bu sorunun cevabına, ta kalubeladan beri demek isterdim ama o kadar da değil, yalnızca birkaç yıl. Daha doğrusu üniversite diplomasını aldığım günden beri. Fakültedeyken hocamız daha ilk derste, “Gençler, bu bölümü bitirdiğinizde İşsizlik A.Ş.’nin daimi çalışanı olacaksınız,” dediğinde hep birlikte gülüp eğlenmiştik fakat insan gerçekle yüzleşince geçmişteki sözlerin ne kadar da doğru olduğunu fark ediyor.
Mezuniyetimin ilk zamanlarında canla başla iş arayışım, yerini hastalığımın en önemli belirtilerinden, “umudunu azar azar kaybetme” haline bıraktı. Çalışmak için yaptığım tüm ataklar, kalemde golle sonuçlanıyordu. Rahatsızlığımın en kötü etkilerinden biri de günden güne artarak yaşadığım utanç duygusuydu. Annemden babamdan, akrabalardan, komşulardan… Kısacası beni tanıyan ne kadar insanoğlu ya da kızı varsa, dünyada bu durumu yaşayan tek benmişim gibi onlardan utanıyordum.
Zamanın azgın bir nehir gibi akışı, beni sonunda getirip aylaklık durağının önüne bıraktı. Burası öyle bir yerdi ki işsizlik yolunda yaşadığım tüm duyguları tersine çeviriyordu. Umutsuzluğun yerini kayıtsızlık, utancınkini ise arsızlık aldı. Bu noktaya geldikten sonra artık sana havada karada ölüm yok. Geçmişte tanıdık kimseye görünmeden avare gezinirken, aylaklık durağına vardığımdan beri bu eylemi göğsümü gere gere yapıyordum. Gerçi her ne kadar işi arsızlığa vursam da içimde biraz olsun mahcubiyet bulunuyordu. Hâlâ annemle babama baktığımda yüzümdeki kızarıklığı hissediyordum.
Aylaklığımı açıkça ilan ettikten sonra bir gün, beni bütün bu duygulardan kurtaran adamla tanıştım. Onu sizlere böyle tanıtınca iyiliksever bir zenginle karşılaştığımı düşüneceksiniz ama durum hiç de zannettiğiniz gibi değil. Genişçe işlek bir caddede başıboş dolaşırken denk geldiğim bu insan, ilk görüşte çok da dikkat çekmeyen dilenci kılıklı birisiydi. Fakat önündeki kartondan levhanın üzerindeki, “Dilenci değilim aylağım” cümlesini okuyunca adeta şaşkınlıktan dilim tutuldu. Bir de anlattıklarını dinleyince eski ben gitti yerine bir başkası geldi.
Transa geçmişçesine cümlelerini sıralayan bu esrarengiz adam, neler mi söylüyordu? Neyse ki ilk şoku atlattıktan sonra anlattıklarını kayda aldım da bu muhteşem konuşmayı sizlerle paylaşabileceğim. Hadi başlasın artık aylaklar piri büyülü sözlerine:
Dizel motorunuz limonata kaynatıyor sistemin sitemkâr dişlileri cam kafesin cam suyuna düşmüş camsız vitrinleri çipini çitlediğim çipsiz çipçileri her yerinize takacağını takmış da haberiniz yok siz anca hayatın anlamını arama yolunda maden kazın vücudunuz safi yazılımdan ibaret göndersene oradan bir köle programı şu beni dinleyen andavalların hangi programın ürünü olduğunu göreyim yarın bir gün kahvede androidlerle karşılıklı pişpirik oynadığınızda anlayacaksınız söylediklerimi ama o zaman iş işten insan insandan yaşam yaşamdan geçmiş olacak.
Şimdilik sizin için bu kadarı yeterli. Böyle muhterem bir insanın sözlerini biraz da kendime saklayayım değil mi? Hemen telaşlanmayın, onun muhteşem vaazlarını dinleteceğim sizlere ama önce kendi hikâyemi anlatmaya devam edeyim. Onun tıpkı çağlayan bir ırmağın taşkınlığıyla laflarını ardı ardına sıralayışı, dinleyenleri kendinden geçirmişti. Önüne o kadar çok para yığıldı ki birkaç kez yutkunmak zorunda kaldım. Sonrasında bin bir düşünceyle evin yolunu buldum. O geceyi, zihnimde uçuşan fikirlerin bir sivrisinek gibi sinsice saldırısıyla geçirdim. Sabahında aceleyle kahvaltımı edip dün gittiğim caddenin yolunu tuttum. Yanına vardığımda alelade bir dilenci görünümündeydi. İlk karşılaştığımdaki hâlinden eser yoktu. Ne bir vaaz veriyor ne de etrafıyla ilgileniyordu. Öğle saati gelip çattığında ise caddenin çevresindeki plazalarda çalışan insanlar akın akın dışarı çıktı. Onları gören bizim muhterem de bülbül gibi şakımaya başladı.
Otuz beşinci katta çalışıp kendini zirvede zanneden gökdelen kabilesi nasıl gidiyor raporlarla oynadığınız köşeyi dönmece oyunu altta kalanın canına balya balya saman tıkayın üste gönderdiğinizi kaydıraktan kaydırın oh ne ala memleket kaydırmalıgiller ailesi alın alın daha çok alın eksik kalmasın para koleksiyonuyla işiniz aksın başınızdan primler ikramiyeler istifleyin bulduğunuz tüm unvanları yatırın kafanızı altın suyuna birazda kellenize pırlanta serpiştirdik mi değmeyin yağlı boya hem de en yağlı ballı göbeği şişhanelisinden bugün günlerden Neptün retrosu tersten göreceksiniz çıkmaz sokakta mahsur kalmış şansınızı hadi yine iyisiniz elimde daha büyüğü de var verdim gitti size Jüpiter retrosunu tepe tepe kullanın e mi.
Hikâyemi anlatmaya kaldığım yerden devam edeyim. Aylaklar pirinin, sizinle ancak bir kısmını paylaştığım bu vaazını dinledikten sonra, öğrencisi olma yolunda ilerledim. Her gün gidip saatlerce yanında duruyor, onun derin sözlerinden istifade ediyordum. Anlattıklarını aklım bir bir kaydediyor, gün geçtikte zihnim öğretileriyle şekilleniyordu. Ne kadar zaman geçmişti bilemiyorum ama bir vaazında öyle cümleler döküldü ki ağzından arayışım nihayete ulaştı.
Bu akşam mesai bitince özgürlüğe kavuşacağını zanneden beyaz gümüş altın yakalı andavallar ordusu benim sözlerim her gün dinlediğiniz masallara benzemez gerçekleri fakir fukara sümüğü gibi atarım suratınızın göbeğine köşesine orasına burasına ben aylak sesler korosu derneği birliği federasyonu konfederasyonu başkanı antenleriniz çekmiyor dediklerimden bir halt anlamıyorsunuz ama gelip girin çatımızın altına haşarat bile olmayı beceremeyen sizlere bu davetimle büyüklük yapıyorum ama öyle beleşe de değil aylak seslerden biri olmak için on yedi bin Vanuatu Vatusu elli dört bin Samoa Talası yüz kırk üç bin Tonga Paangası elime sayacaksınız saymazsanız anca ellerinizi parmaklarınızı avuçlarınızı tırnaklarınızı teker teker sayarsınız.
Bu kutlu daveti işittikten sonra geri çevirmem mümkün değildi. Hayli zor oldu ama bir şekilde ulu şahsiyetin istediği parayı buldum. Ve böylece bir meslek erbabı olma yolculuğum başladı. Hadi siz de katılın koromuzun gür seslerine.






