"Sevgi, korkuyu susturur. Tatlı ama güçlü, pozitif takıntılar acıyı dindirir, öfkeyi yatıştırır ve her birimizi, kendi seçimimiz olan en büyük, en yoğun mücadeleye dahil eder.”
Doğmak, mucizevi bir kaza ve yaşamanın bin bir türlü yolu var. Yaşadığımız hayatlar, sonsuz olasılıklarla doludur. Yaşadığımız hayatlar, muazzam olasılık nehri boyunca sıralanan köprülerdir, iki soruyla çevrilidir: Ne istiyoruz ve ne yapıyoruz? İdeal bir yaşamda bu iki uç birleşir, insana derin tatmin yaşatan amaç, yaptığımız şeyle örtüşür.
Bu birliktelik, Octavia Butler’ın (1947-2006) bilimkurgu serisi Earthseed’in ikinci romanı Parable of the Talents’da irdelediği bir konudur. Kitap aynı zamanda liderleri nasıl seçme(me)miz hakkında bizi uyarmaktadır. Butler şöyle yazar:
“Benlik şudur.
Benlik, beden ve bedeni nasıl algıladığımızdır. Benlik düşünce, hatıra, inançtır. Benlik yok eder. Benlik öğrenir, keşfeder, olur. Benlik şekil verir. Benlik adapte olur. Benlik var olma amaçlarını icat eder. Tanrıya şekil vermek için benliğe şekil ver.
(…)
Bütün dualar benliğe,
Şu veya bu şekilde,
Tüm dualar cevaplanır.
Dua et,
Ama dikkat:
İsteklerin,
Onlara ulaşsan da ulaşamasan da
Kim olduğunu belirleyecektir.”

Butler’ın karşı okura taşıdığı duygular, arzu kelimesinin kökeninin Latince “yıldızsız” demek olan kelimeye dayandığı gerçeğiyle pekiştirilir. İstemek, arzulamak sayesinde dünyada yolumuzu buluruz, kendi özel Kuzey Yıldızımızı bularak ve onu takip ederek “olmak” eylemini gerçekleştiririz.
“Olmak” kolay değildir. Olmak, yani olmak istediğiniz kişiye dönüşmek; başkasının isteklerini, kendi isteklerinizle karıştırmadan olmak. E.E. Cummings bununla ilgili şöyle der: “Sizi başkası yapmak için gece gündüz çalışan bir dünyada başkası değil, kendiniz olmak, bir insanın savaşacağı en zor savaştır.” Butler, ancak amacımızı netleştirip ona azimle ulaştırmaya çalışırsak bu savaşı kazanabileceğimizi söylüyor:
Bir şeyi gerçekten ama gerçekten istiyorsanız – nefes almak için ihtiyacınız olan hava kadar istiyorsanız – ölmediğiniz takdirde ona kavuşacaksınız. Neden olmasın? O size sahip. Kaçış yok. Eğer kaçış olsaydı çok acımasız ve korkunç bir şey olurdu.”
Arzuladığınız şeyi şiddetle istemek, onu kesin olarak sevmek kibir ya da yanılgıya kapılmakla alakalı değildir. Bu, hayatta olma dehşetinin en güçlü panzehiri, dünyaya katkınızı oluşturan şeydir:
“Sevgi, korkuyu susturur.
Tatlı ama güçlü
Pozitif takıntılar
Acıyı dindirir,
Öfkeyi yatıştırır
Ve her birimizi
Kendi seçimimiz olan
En büyük,
En yoğun
Mücadeleye dahil eder.”
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Brainpickings)






