19. yüzyıl Fransız romancısı Balzac, Marvel’in olağanüstü ilgi gören çoklu evren anlatılarından yıllar önce bu konudaki maharetlerini ortaya koymuştu.
Popüler kültürün önemli parçalarından biri de çoklu evrenler. Bu tarz hikâye anlatıcılığını ön plana çıkaransa Marvel oldu. 2008 yılında vizyona giren Iron Man’in jenerik sonrası sahneleri, birbiriyle irtibat halindeki farklı evrenlerin varlığına dair ipuçları sunuyordu.
Ardından 2016 yapımı Doktor Strange geldi ve çoklu evrenler anlayışı sinematografik bir boyut kazandı. Doktor Strange’in yanı sıra Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok (2021) ve Çoklu Evren Çılgınlığı (2022) gibi filmler izleyiciyi tek bir karakterin farklı versiyonlarının aynı anda var olduğu paralel evrenlerle tanıştırdı. 2022 yapımı Her Şey Her Yerde Aynı Anda birden fazla akademi ödülü kazanırken 2024 yılında vizyona giren Stree 2, tüm zamanların en yüksek hasılat yapan Bollywood filmi oldu.
Bu tarz bir hikâye anlatma anlayışı kökenlerini edebiyattan alır. 19. yüzyıl Fransız romancısı Honoré de Balzac, İnsanlık Komedisi adını verdiği anıtsal eserleriyle çok evren kurmacalarında ustalaşan ilk isimdi.
Alman fizikçi Werner Heisenberg 1920’li yılların başında Newton fiziği açısından oldukça iddialı bir sav ileri sürdü ve aynı anda birden fazla konumda olabilen parçacıklarla ilgili bir teori öne attı. Fizikte Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi olarak bilinen bu doğal fenomen 1950’li yıllarda Amerikalı fizikçi Hugh Everett tarafından geliştirildi. Everett’in Çoklu Dünyalar Yorumuna göre kuantum düzeyinde meydana gelen herhangi bir olayın olası sonuçlarından her biri farklı paralel evrenlerde gerçekleşebilirdi.
Söz konusu teoriyi fizikçiler geliştirdi ancak “çoklu evrenler” terimini edebiyata kazandıran kişi İngiliz bilim kurgu yazarı Michael Moorcock oldu. Moorcock, 1970 tarihli The Eternal Champion adlı eserinde, birden fazla avatarla aynı anda farklı evrenlerde var olan bir dizi karakter tasavvur etmişti.
Fakat çoklu evren anlatıcılığının ilk izleri Balzac’ın bundan bir asır önce yazdığı İnsanlık Komedisi’nde zaten mevcuttu. Doksan beş farklı roman ve öyküden oluşan bu anıtsal eserde binden fazla karakter yer alır. Balzac’ın farklı zaman, mekân ve olay örgülerinde tekrar tekrar ortaya çıkan bu karakterleri birbirine karmaşık anlatılarla bağlı ortak bir evrenin inşasında rol alırlar. Ancak Balzac’ın edebiyata getirmiş olduğu yenilik, aynı karaktere farklı olay örgülerinde çok kereler rol verilmesi değil, eserleri arasında kurduğu tematik ve kavramsal birlikteliklerdi.
Bu bütünlük onun karakter “tipolojisi” aracılığıyla inşa edilir. Balzac'ın “tipleri”, bireysel kişiliklerini korurken evrensel özellikleri somutlaştıran karakterlerdir - bu da onları farklı hikayelerde anında tanınabilir kılar.
Balzac böylesi bir anlatı bütünlüğü oluşturmak için karakter tipolojilerinden faydalanır. Onun oluşturduğu tipolojiler bir yandan kendilerine özgü şahsiyetlerini korur öte yandan kendilerinde insanoğlunun sahip olduğu evrensel nitelikleri cisimleştirir ki, bu da onları farklı hikâyelerde tanımamızı sağlar.
Balzac, Une Ténébreuse Affaire’e (Karanlık Bir İş,1841) yazdığı önsözde, karakter oluştururken belli tipolojilerden faydalanılması gerektiğini savunur: “Bir tip, kendisine öyle ya da böyle bir şekilde benzeyen herkesin belli başlı özelliklerini kendinde toplayan karakter anlamına gelir ve bu tarz karakterler türler bakımından model işlevi görür.”
Macar felsefeci Georg Lukács bu fikri geliştirmiş ve Balzac’ın oluşturduğu karakter tiplerinin bireysel olanla evrensel olanın sentezini temsil ettiğini belirtmiştir. Bu karakterler geniş kapsamlı toplumsal güçleri tensil etmeye yetecek kadar evrensel ama kendi anlatılarında bir o kadar da bireyseldir.
Çoklu evren anlatısının temel taşlarından biri de tam olarak evrenselle bireysel arasında kurulan bu dengedir. Mesela Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok’un dönüm noktasında Örümcek Adam’ın farklı evrenlerdeki üç versiyonu (Toby Maguire, Andrew Garfield, Tom Holland) aynı evrende bir araya gelir ve bu sayede karakterin bireysel ve evrensel özellikleri arasındaki etkileşim vurgulanmış olur. Andrew Garfield’ın canlandırdığı Örümcek Adam MJ’i (yani Tom Holland’ın canlandırdığı Örümcek Adam’ın âşık olduğu kadını) kurtararak kurtuluşa erişir; Gwen’in trajik kaybı ikisi arasındaki ortak travmayken MJ’in kurtuluşu, aynı karakterin farklı evrenlerdeki kaderinin birbirinden nasıl farklı olabileceğini gösterir.
Benzer şekilde Balzac’ın karakterleri de İnsanlık Komedisi’ni oluşturan farklı öykü ve romanlarda tekrar tekrar ortaya çıkar ve bu sayede kişiliklerinin farklı yönlerini yansıtırlar. Her ne kadar başlarda Balzac’ın ortak bir evren kurma niyeti olmasa da, romanları ve öykülerindeki olay örgülerinin birbiriyle olan tutarlılığı oldukça dikkat çekicidir.
Hareket halindeki çoklu evrenler
Fransız filozof Alain, Balzac’ın inşa etmiş olduğu edebi evrenin okurda, “İnsanlık Komedisi’ndeki karakterlerin birbiriyle buluştuğu ya da karşılaştığı bir kavşak hissi,” yarattığını söyler. Aslında bu durum daha ziyade yüze yakın roman ve öykü arasında olay örgüleri bakımından kronolojik sıralama olmamasından ve dolayısıyla da okurun Balzac’ın evrenine istediği an istediği herhangi bir yerden nüfuz edebilmesinden kaynaklanır.
Balzac bazı eserlerinin önsöz kısmında bu tarz edişeler yer verir. Öyle ki, hani neredeyse modern Marvel filmlerindeki jenerik sonrası sahnelere benzer bir üst-söylem kurar ve gelecekteki olay örgülerine ya da karakter gelişimlerine ilişkin ip uçları sunar.
Balzac’ın hem olası eleştirilerin önünü kesmek hem de okurlarla etkileşim halinde olmak için önsözleri kullanması, Marvel’deki yapımcıların hayranlarla kurduğu iletişimin öncülü gibi. Nasıl ki, Marvel hayranlardan gelen tepki ve talepler doğrultusunda kendine bir program oluşturuyorsa Balzac da sevilen karakterlerin gidişatıyla ilgili okurlarına bilgi vermek için önsözleri kullanıyordu.
Mesela Balzac Pierrette’in (1840) önsözünde, İnsanlık Komedisi’ndeki bazı kadın karakterlerin hayatını mahveden kötü şöhretli bekâr Maxime de Trailles’ın evleneceğini belirtir. Okurların çoğu Trailles’ın trajik bir sonla karşılaşması gerektiğini söylese de Balzac vermiş olduğu kararı savunur ve mizahi bir dille şöyle der: “Ben ne yapabilirim, o şeytani adamın sağlığı gayet yerinde.”
Aslında hem Balzac hem de Marvel, olağanüstü geniş ve çeşitli bir kitleye hitap etmenin zorluğuyla karşı karşıyadır. Bu açıdan bakıldığında çoklu evren anlatıları, tek bir evrenin olay örgüsüne getirdiği sınırlamaları ortadan kaldırır. Balzac, tam anlamıyla tutarlı bir dünya yaratmanın imkânsızlığıyla mücadele ederken –İnsanlık Komedisi öldüğünde henüz tamamlanmamıştı– Marvel’deki yaratıcı ekipler, birden fazla gerçekliğe imkân veren çoklu evren anlatıları sayesinde dönüşü olmayan anlatı seçimleri yapmak zorunda kalmaz ve izleyicilerden gelen farklı beklentileri karşılayabilirler.
Mesela Marvel, 2019 yapımı Captain Marvel’de başrolü kadın bir oyuncuya verdiği için ciddi bir biçimde eleştirildi. Benzer bir durum, 2022 yılındaki versiyonda Ms. Marvel rolünü Pakistanlı bir oyuncuya verdiğinde de yaşandı. Fakat Marvel, muhafazakâr ya da liberal izleyicilerin yabancılaşmasına sebep olacak eleştirileri tek tek ele almak yerine, olağanüstü geniş bir kitlenin beklentilerini karşılayabilmek için çoklu evrenler çözümü kullandı. 2023 tarihli Örümcek Adam: Örümcek Evrenine Geçiş bunun en iyi örneklerinden biri çünkü Marvel bu animasyonda yalnızca “geleneksel” beyaz Örümcek Adama değil, onun farklı etnik kökenlerden gelen hatta kimi zaman da hayvan suretinde beliren altı yüzden fazla versiyonuna yer verdi ve bu sayede tek bir yoruma bağlı kalmadan küresel pazarın neredeyse tamamına hitap etti.
Nihayetinde çoklu evrenler üzerinden hikâye anlatımının kapısını aralayan kişi Balzac’tı ve onun karakter oluşturma yaklaşımı bir karakterin anlatı dünyasında yalnızca tek bir yönüyle değil farklı farklı özellikleriyle var olabileceğini gösterdi. Balzac bu vizyoner hikâye anlatımıyla adeta günümüz sinemasının karmaşık ve akışkan anlatı tekniğini öngörmüş ve anlatı yapısı üzerinde kalıcı izler bırakmıştır.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






