Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Mayıs 2021

Öykü

Ben Tek, Siz Hepiniz!

Deniz Köker

Paylaş

3

4


“Öğretmenim, ben okuma bayramındaki rolümü oynayamıycam.”

“Aaa nedenmiş o Reyhan, o kadar da güzel oynuyorsun ki.”

Omuzlarını silkti önce söylemek istemedi. Öyle derinden baktım ki gözlerine. Ne varsa kalbinde, söküp almak istercesine. Söyledi utana sıkıla:

“Akşam yemekte anlattım, babam izin vermedi, öyle kızlı erkekli danslı okuma bayramına gerek yokmuş.”

Cümlesinin sonuna doğru sesi titredi. Kıyamam, kıyamam ben sana. Güzel kızım Reyhan’ım. Bal gözüm, yeteneklim.

“Dur bakalım, hemen üzülme. Ben konuşurum babanla.”

“Şey öğretmenim, benim söylediğimi söylemeseniz…”

“Ne olurmuş ki söylesem, hiçbişeycik olmaz.”

Öyle bi baktı ki bana, gözlerinden geçen bulutlardan aldım ipuçlarını. Canını mı yakacaktı? Şu küçücük yüzdeki kocaman gözlere, o kaşları delen kirpiklere, şu utangaç hallere nasıl kıyardı insan. Çok da utandırmadan, başını okşadım yolladım.

Kaç ay olmuştu şu ilçeye atanalı, demek hala öğrenecek çok şey vardı. Daha ilk günden, “Kadın başınıza o semtte ev tutmasaydınız,” diyen müdürle yapmıştım açılışı ama bu bambaşkaydı.

Sınıf arkadaşıyla küçük bir vals yapmasını kabul edemiyordu çocuğun babası. Böyle böyle sokuyorlardı çocukların aklına ayrı gayrılığı. Konuşacaktım mutlaka, ikna ederdim bir şekilde. Güveniyordum kendime. Çocuğunun mutlu olmasını, o günü gülerek hatırlamasını istemez miydi insan? Keşke bu kadarla kalsaydı.

 

İki gün sonra son ders zili çaldığında Zehra’nın babası olduğunu anladığım bir adam daldı sınıftan içeri. Hep annesi gelirdi almaya. Zehra biraz şaşkınlık, biraz da tedirginlikle o tarafa yönelince anlamıştım. Mini mini birlerin küçük dünyasına devasa cüssesiyle dalmıştı. Zehra’nın yanında oturan Salih’e yüzünü buruşturarak baktı.

“Zehra! Çabuk ol, hadi al bakalım çantayı.”

Çıkarken gülümsedim, elimi uzattım. O kocaman nasırlı ellerini esirgedi benden. Elim havada kaldı. Zehra utandı garibim. Başını eğdi. Kırmızısı kalkmış ayakkabısının ucuna bakakaldı.

“Bana bak hoca, duyuyoruz eski köye yeni adetler getiriyorsun, getirme! Kızımı da erkeklerin yanına oturtma!”

“Erkek dediğiniz yedi yaşında, sınıf arkadaşı Salih! Çok da çalışkan çocuktur, birbirlerine çok güzel destek oluyorlar derslerde.”

“Ben anlamam hoca! Desteğe gerek varsa, sen verirsin destek.”

Ertesi sabah da Meral’in annesi ders zilinden önce kafasını uzattı sınıftan, beni dışarı çağırdı gözleriyle, ezilip büzülerek Meral’in okuma bayramına katılamayacağını söyleyince daha büyük bir oyun olduğunu anlamıştım artık.

“Ama neden? Biliyor musunuz Meral sınıfta ilk kırmızı kurdeleyi alan öğrencim. En çok okuma bayramını hak eden belki de. Neden katılamıyor?”

“Bakın hocaanım, fazla üstelemeyin. Bizim adamları kızdırıyor bu tip şeyler. Fazla zorlarsak, tümden çeker kızı eve. Okulu mokulu bıraktırır. Sigortası atarsa engel olamayız alimallah!”

Organize bir baba çetesi vardı kızların başında. Cesur anneler bulmalıydım belki de, her şeye rağmen kızların bu ilk basamakta yenilmelerini önleyecek. Geri çekilmelerini, kaybetmelerini istemiyordum. Belki bir orta yol bulur herkesin kabul edebileceği bir ortam yaratabilirdim. Vals kalkardı oyundan, kızlar kızlarla otururdu. O zaman işte kazanamayacaklarını öğrenirlerdi. Talep etmemeyi, yenilmeyi, diz çökmeyi.

Çantamı toparlamaya başladım. Sınıfın elbirliğiyle boyadığımız duvarlarına takıldı kaldı gözlerim. Mevsim çizelgemize, tarih cetvelimize, dergilerden kesip biçip kolaj yaptığımız alfabeye… Bütün bunları yaparken Zümrüt’ün parlayan gözlerine, Nihal’in coşkusuna, Selma’nın heyecanla tırnaklarını yiyişine hayran hayran dalıp gitmiştim. Az verilen çocukların kalplerindeki çokluğu bilemezsiniz. Evde görülmeyen çocuklar, görüldükleri an bahar tomurcukları misali patır patır açıverirler. İnsan öyle hayran kalır. Bir yol, bir yol bulmalıydım.

Elimde notlarım, kapıda yakaladı Müdür Bey.

“Hocam, bi iki kelam edelim. Buyrun bi çay içelim.”

“İçelim Müdür Bey, nedir sorun?”

“Sorun demeyelim de… Ufak bir maruzat diyelim.”

“Diyelim, buyrun.”

“Bu okuma bayramının içeriği bazı velileri rahatsız etmiş.”

“İçerikte bişey yok ki. Dans, müzik, drama…”

“Sen de biliyorsun, işte öyle el ele danslar falan.”

Sizden ‘sen’e geçişi, çorbamsı bi lekenin olduğu koyu yeşil kravatı midemi bulandırdı. Sustum. Dizimin üstündeki ellerime diktim gözlerimi, dudağımın içi kemirmekten eriyip bitmişti sanki.

Kalktım, yenilmemiştim, pes etmemiştim, sadece düşünmek için biraz vakte ihtiyacım vardı.

Uzundur yağmayan yağmur yüzünden toz içindeydi yol. Sapsarı bir toz. İnsanın ayakkabıları sabahtan akşama sarı tozla kaplanırdı. Her gün boyasa da geçmeyen bu sarı toz toprak içinde yürüdüm. Yürürken düşündüm, düşündüm.

Biraz ilerde mahallenin kahvesi gözüktü. Kapının önündeki masada oturanları tanıdım hemen. Reyhan’ın, Zehra’nın, Meral’in, Zümrüt’ün ve belki de diğer kızların tanımadığım babaları. Organize baba çetesi… Sarı tozun içinde, tavşan kanı çaylarını içiyor, tespihlerini sallıyor, gevrek gevrek gülüyorlardı. Beni fark edince boğazlarını temizleyip, sustular. Kaş gözle görenler görmeyenlere gösterdi. Başımla selam verip geçiyordum ki vazgeçtim birden.

Bi an, sadece kısa bir an düşündüm, karar verdim. Sokağın ortasında, masalarının önünde dikildim.

“Öyle güçlü, öyle özel kızlarınız var ki, göreceksiniz başaramayacakları hiçbir şey yok. Bir dağın zirvesini en iyi dağ bilir. Bırakın, dağınızın zirvesine kanat çırpsın çocuklarınız.  Destek olursanız gurur duyacaksınız onlarla, köstek olursanız en iyi ihtamalle sessizce dağınızın eteklerinden çekilip giderler bir gün.”

Gök gürledi o an. Bu sahneye dramatik bir hava vermek istercesine. Yağmur damlası düştü alnımdan, burnuma, çeneme… Susmuş, konuşmadan önlerinden geçip gideceğini düşündükleri bu kırkbeş kilo, bir altmış kıza bakıyorlardı.

Başımla selam verdim, sahneden çekilen bir başrol oyuncusu gibi arkamı dönüp, sokakta yürümeye devam ettim. Yağmur öyle güzel yağıyordu ki, sarı tozu yatıştırırcasına, tüm sokağı yıkarcasına. Kokuyu içime çektim, gülümsedim. Ilerledim.

YORUMLAR

Cabir Özyıldız

Sade, sıcak, umutlu bir öykü..

21 Mayıs 2021

Deniz Köker

Teşekkürler...

22 Mayıs 2021

EBUZER KALENDER

Haklısınız; bizim öyle güçlü, öyle güzel kızlarımız var :) Kaleminize, yüreğinize sağlık...

25 Mayıs 2021

E. Polat

Demek muhteşem kahramanınız, valsle medeniyet götürdü ama haddini bilmez eli nasırlılar, onun misyonunu anlayamadıkları gibi bir de kendisine itiraz etmeye kalkıştılar! Keşke tahkir edip durduğunuz şu halkın hassasiyetlerine biraz saygı duysanız ve imkânsız ama azıcık da özeleştiri yapabilseniz.

29 Mayıs 2021

Öne Çıkanlar

Walker Evans’ın Fotoğrafları ÜzerineErhan Sunar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Dağlı

24 Aralık 2025

Ele Geçirilemeyenin Peşinde

“Yola çıkarken şunu unutmamak gerekir: Hazırlanmış güzergâhlara, haritalara, önceden ayarlanmış konaklamalara, tesadüflere ve beklenmedik olaylara rağmen yolları önümüze açan Tanrı’dır. Issızlıkları o yaratır ki biz içlerinden yollar geçirebilelim. Dağlar arasında, sanki d..

Devamı..

Şaka

Erhan Sunar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024