Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Haziran 2021

Öykü

Beş Parasız

Nurdan Şallı

Paylaş

8

2


“Cebimde kuruş bile yok. Çok mutluyum inan ki çok.

Karnım doyduktan sonra, şükürler olsun Tanrı’ya…”

 Selçuk Ural, Serseri

Kendime kenar mahalleden bir gecekondu tuttum. Kirası dört yüz elli lira. Tek odalı. Duvarları rutubetli, pencere demirleri paslı, yerler karasinek leşleriyle kaplı… Olacak o kadar. Bu zamanda bu fiyata müstakil ev bulunmaz.

İnternetten rastgele iş ilanlarına başvuruyorum. Arıyorlar, hem de ardı ardına. Gıcırdayan kanepede zıplıyorum. Her gelen aramaya cevap vermeye üşendiğimden hoşuma giden numaraları seçiyorum. Ritimli rakamlar kulağımda senfoni çalıyor. Üçüncü çalışta açıyorum ki meşgulüm izlenimi verebileyim.

– Efendim?

– ...... ile mi görüşüyorum?

– Evet, buyurun.

– İş başvurunuz hâlâ geçerliyse sizinle mülakat yapmak istiyoruz.

– Geçerliiii.

Uzayan i’leri durdurmak için dilimi ısırıyorum.

– Pekâlâ. Telefonunuza mülakatla ilgili bilgi mesajı göndereceğiz. İyi günler.

İş güç sahibi olmama ramak kaldı. Mülakatı da geçtim mi tadından yenmez. Bir sıçrama, iki sıçrama... Kademe kademe yükselirim. Bu çekirge bu gidişle parayı kıracak. Kaliteli yemeklerin, takım elbiselerin vakti geldi geçti bile. Sonra ver elini Amerika. Altıma son marka bir araba çekerim. Villalarda sabahlarım, diskolarda dolaşırım. Düşü bile uçurmaya yetiyor insanı.

Levent’te cam plazaya giriyorum. Aşırı kasıntı bir yer. Hiç alışkın değilim bunun gibi boğuk mekânlara. Herkes son derece tahammülsüz. Sürekli çalan telefonlar, topuklu ayakkabılarla tak tak koşuşturmacalar, evraklarla oradan oraya savrulmalar… Beyaz yakalılar ordusunun askerleri filtre kahveleriyle pattadak yanımdan geçiyor. Heyecandan elim ayağıma dolaşıyor. İsmimi çağırıyorlar içeriden. İnsan kendini önemli biriymiş gibi hissediyor.

Oturun, diyor asık suratlı adam.

– Biraz kendinizden bahsedin isterseniz.

– Eeee... Tam olarak ne diyeyim?

– Hobileriniz, hedefleriniz, kariyer planınız, gelecekte kendinizi nerede gördüğünüz... Aklınıza ne gelirse.

– Siz ne duymak istersiniz?

– Nasıl?

– Hangisini dersem işe alacaksınız?

– Size işe alınma garantisi veremeyiz. Görüşmenizin nasıl sonuçlanacağına bağlı. Doğal olun lütfen.

– Hobi fobi aklıma gelmiyor. Gezerim, yemek yerim, hayvanseverim, okuryazarım, sevimliyim… Uyurum. Doğayı korurum. Kırmızı ışıkta dururum. (…) Kariyer planım yok aslında. Ne iş olsa yaparım. Geleceğe gelince…

– Daha önce çağrı merkezi tecrübeniz oldu mu?

Hoppala, çağrı merkezine mi başvurmuşum? Uyuz olurum şu illet mesleğe. Adama da her işi yaparım dedim. Bozuntuya vermemeliyim. 

– Tabii. İki yıldır bu işi yapıyorum. İnsanlarla telefonda sohbet etmeyi çok severim. Konuşmak, yardımlaşmak, dayanışmak en büyük can yoldaşımdır.

İyice batırdım. Ne saçmalıyorum? Sosyal hizmet merkezi değil ki burası. Kendimi bir an önce toparlamalıyım. 

– Çok çabuk demoralize olur musunuz? Bildiğiniz gibi bu meslekte sabır aranan vasıflardan.

– Bilmem mi, sabır taşıyım mübarek. Ana avrat söverler de çıtımı çıkarmam. Öyle beter ederler ki beni, şahsiyetim kalmaz. Yine susarım. 

– Anlıyorum. Şimdilik bu kadar yeterli. Görüşmeniz olumlu sonuçlandığı takdirde biz size geri dönüş yapacağız.

Ancak anlarsınız siz. Aramazsınız. Ücretsiz online “İşe Alım ve Mülakat Teknikleri” eğitimine mi kaydolsam? Zamanım yok, en az bir ay sürer. Hemen işe alınmam lazım. Koca puntolarla “ACİL İŞ ARANIYOR” diye ilan basıp duvarlara mı assam? O da kayıp ilanı gibi durur. İnternetten bir cacık çıkmadı. Açlıktan nefesim kokmaya başladı. Faturalar, kiralar, alınacaklar, eksikler giderler... Rakamlar soluk borumu tıkadı. Yeni çareler düşündüm. Esnemekten aklıma hiçbir şey gelmedi. Külüstür yatağımda tembellik uykusuna daldım. Telefonun bangır bangır sesiyle yerimden fırladım.

            Kolejden arıyorlarmış, eğitim danışmanı başvurum için. O da neyin nesiyse artık. Rehberlik psikolojik danışmanlık herhâlde. Basit iş. Bir iki motivasyon cümleleri sıralarım. Yaparsın sen koçum, derim. Öğrencilerin sırtını sıvazlarım. Bu da geçer, derim, aldırma. Veririm gazı. Sen kazanamayacaksın da kim kazanacak!

Buyurun, diyor sekreter, şurada bekleyebilirsiniz.

Atlılar geliyor atlılar... Siyah kravatlılar… Sus, dedim iç sesime. Sırası değil goygoyculuğun.

Karşımda kerli felli bir okul müdürü duruyor. Kaskatı kesiliyorum. Kafasını kaşıyarak belgelerime göz atıyor. Ne zaman bir yerde okul müdürü görsem, o gün oracıkta altıma kaçırırım. Gülümseyerek bana bakıyor. Bu küçümseyici bakış, bu alaylı ifade... Eski okul anılarım birden gözümde canlanıyor. Cetvelle vurulmaktan hissizleşen ellerim, yüzümde çıkan el izi, kulağımı sızlatan bağırışlar, havada uçuşan küfürler... Disiplin kurulunun aleyhime verdiğimi karar… Babamın herkesin önünde kulağımdan çekerek sürükleyişi… Kömürlükte geçen aç susuz günler…

– Öz geçmişinizi inceledim. Eğitim geçmişiniz fevkalade, tam istediğim gibi.

– …

Pis pis sırıtıyor. Kravatından tutup onu bir güzel boğmak, canı çıkana kadar yerlerde sürüklemek istiyorum.

– Daldınız galiba?

– Afedersiniz, en son ne demiştiniz?

– Aldığınız onca eğitim diyorum gözlerimi yaşarttı. Belki de siz eğitim danışmanı olmak için yaratılmışsınızdır.

– Çok teşekkürler. Bu işe alındım mı demek oluyor şimdi? 

– Doğru bildiniz. Yarın gerekli evrakları getirin, ardından resmi işlemleri başlatalım.

Şaka gibi! Nihayet işe alındım. Üstelik hiç içime sinmeyen inin cinin top oynadığı bir yere. Hâlâ ne iş yapacağımı da anlamadım. Neyse sigortası var sonuçta. Kurumsallar iyidir. Sırtını dayayacağın yer güven verir. Daha ne isterim. 

            Müdür toplantı odasında benim gibi dört danışman adayına kişisel gelişim videoları izletti. Sonra bize velilerin numaralarının olduğu listeyi verdi. Bu numaraları arayıp okulu pazarlayacakmışız. Süslü püslü cümlelerle olmayanları cilalayacakmışız. Bir de kendimizi okulda çalışan öğretmen diye tanıtacakmışız. Velileri iltifatlara boğacakmışız. Mehmet sizin çocuğunuz olduğu için ne kadar şanslı! Zeliha’daki zekâ pırıltıları genlerden geliyor herhâlde. Sesiniz bilinçli bir anne sesini andırıyor Hülya Hanım… Asla olumsuz bir dil kullanmayacakmışız. Köleleri olacakmışız. Tabii efendim... Haklısınız efendim... Emrinize amadeyiz efendim...

Bir günde elli kişiyi aradım. Dile kolay. Tam tamına elli kişi. Canıma okudu o efendimler. Şöyle lanet okulmuş, şöyle leş müdürü varmış. İnsanları soyuyorlarmış. Öğretmenleri desen kibir yumağıymış. Saymakla bitiremem. Yok arkadaş, ben bu kanı bozuk işe alet olamam! Meteliksizim ama onursuz değilim.

Çaldım müdürün kapısını. Çektim resti.

– Ben bu işi yapamayacağım. 

– Ne demek yapamayacağım?

– Yalan söyleyemem. Yalanda üstüme tanımam. Veliler durmadan okuldan şikâyet ediyor.

– Velilerin dediklerinden sana ne? İşini yapsana sen! Onlarda boş laf çok. Senin görevin onları ikna etmek, prim kazanmak... 

– Yok, yapamam… Bana yakışmaz.

– CV’nde yalanları sıralarken iyiydi, işine gelince…

– Hangi yalanları?

– Bir sürü eğitim almışsın güya...

– Aldım, yalan değildi onlar. Bazıları yalandı. Diplomalarımla kanıtlayabilirim.

– Diploman batsın! O kadar okul okumuşsun, hâlâ bir baltaya sap olamamışsın. Ulan İzmir’den İstanbul’a ne halt yemeye geldin sen? Soytarılık etmeye mi? Ailenin bile neci olduğu belli değil. Otuz küsür yaşına gelmişsin. Mesleğin yok, yaşam gayen yok. Başını sokacak bir yuvan dahi yok. Hiç utanman bile olmaz mı oğlum senin? Burada yapamam, diyorsan başka hiçbir kurumda tutunamazsın. Beş parasızsın ulan, beş parasız! Karnını neyle doyuracaksın eşek herif?! Yesinler senin diplomalarını!

Bıraksam sabaha kadar nutuk çekecekti. İyice ifrit oldum. Tek bir kelime çık(a)madı ağzımdan. Bön bön bakakaldım adamın suratına. Duyduğuma göre benden sonra diğer dört aday da işi bırakmış. Onlar ayrılırken de damardan mı girdi, orasını bilemiyorum. Artık sonu danışmanlıkla biten işlere tövbe ettim. Buzdan plazalar karşıma çıkınca yönümü değiştirdim. Bulaşıkçılık, garsonluk, kasiyerlik, kuryecilik derken önüme hangi iş gelirse denedim. Denedim, diyorum çünkü en fazla üç ay sürdü bir işte kalmam. Haklıydı kabak kafa. Tutunamadım. Bu arada tırlattım. Egzama belasına yakalandım. Aç karna bolca George Orwell’ı andım.“Takmayacaksın, tak açacaksın,” diyen Grup Vitamin’le kendimi avutmaya çalıştım. Cebimdeki son on üç lirayla gazoz ve leblebi aldım. Kaldırıma çöktüm. Önce ben gerisi hikâye, dedim. Tak açtım. Dertleri, kederi sokağa fırlattım. İki ayaklı sömürücülerden bir süreliğine uzaklaştım.

YORUMLAR

Umay Demir

Çok güzel bir öykü ve gerçeklere ne kadar da güzel değinmiş... Tam olarak böyle takmayacaksın, tak açacaksın ve İki ayaklı sömürücülerden uzaklaşacaksın.

13 Haziran 2021

Levent ÖZDEMİR

Keşke şu devirde herkes böyle onurlu bir şekilde düşünüp işini seçme fırsatı olsa ama öyle bir duruma geldik ki 3 kuruş veren için her şeyi yapar olduk. İnsanlar ben bu işi Red edersem başkası yapar diye düşünüp bir asgari ücrete tabi olup robot gibi yaşamaya başladı bu öykü cidden insanlığımızı çok güzel hatırlattı hala böyle onurlu insanların olduğu bir yaşamın devam etmesi dileğiyle...

13 Haziran 2021

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024