Big Bang’den Günümüze: Kozmik Takvim
17 Haziran 2018 Bilim Teknoloji Doğa

Big Bang’den Günümüze: Kozmik Takvim


Twitter'da Paylaş
0

“İster inanın ister inanmayın, sekiz dakika önce üzerinde evrimleştiğimiz gezegeni sadece bir saniyede harcadık ve kısa bir süre sonra terk etmek zorunda kalacağız. Tabii gidecek başka bir yer bulabilirsek...”
Ergin Ozan Ekşioğlu
Aslına bakarsanız, evrenin bir Büyük Patlama ile oluştuğunu ileri süren ilk kişi George Le Maître adında Belçikalı bir rahipti. Bu fikri ilk alkışlayan da şüphesiz Vatikan olmuştu. Çalışmalarına mühendis olarak başlayan, sonra rahiplik öğrenimi görürken doktorluk yapan, matematiğe ve kozmolojiye daha sonra geçen Le Maître, Einstein’ın genel görelilik denklemlerini çözmüş, bu kuramın durağan olmayan bir evren öngördüğünü, yaşadığımız evrenin aslında genişlediğini ileri sürmüştü. Bu kavrayış o zaman o kadar aykırı görünüyordu ki Einstein’ın kendisi bile esprili bir itirazla bu fikre karşı koymuştu: Matematiğin doğru Le Maître, ama fiziğin berbat! Büyük Patlama kuramını Kaotik Şişme kuramı ile tam olarak birleştiremediysek de nihayetinde bugün hemfikir olduğumuz şey, 13,8 milyar yıl önce bir hiçlikten, bugünkü gözlemlenebilen evrenin var olduğu. Büyük Patlama’dan bu yana geçen süre, 2013’de Planck uydusunun verileriyle böyle bir kesinlikle ölçüldü. Bir hiçlikte başlayan kuantum dalgalanmalarıyla, sürekli ve artan bir hızla genişleyen bir evrende yaşıyoruz. Peki ne oldu bu 13,8 milyar yılda? Algımızın doğru çalışması ve Kozmos’u daha iyi anlayabilmek için büyük patlamadan bugüne kadar geçen süreyi ölçeklendireceğiz. Tıpkı geniş bir arazinin planının A4 kâğıdı boyutunda ölçeklendirdiğimiz gibi. Kozmik takvim ile Kozmos’un 13,8 Milyar yılını bizim yaşadığımız bir yıla indirgeyeceğiz. Bu hesaba göre bir ay 1,15 milyar yılı, bir gün ise yaklaşık 38 milyon yılı gösterecek. 1980’li yılların meraklı çocuklarının hamurundan, günümüz bilim insanlarını şekillendiren Carl Sagan’ın anısına saygıyla…* … Bir Ocak ve Büyük Patlama gerçekleşti bile. Sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktan etrafa saçılan ışınım, bugün var olan her şeyi hazırlamak için yola çıktı. Şimdiki zamana ulaşan 365 günlük yolculuk başladı. Evrenin şişmesi ve yayılması çok kısa bir an olsa da ilk aylar tam bir kaos içinde geçti. İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nin oluşması Mart ayının ortalarına denk geldi; ama bizim Güneş sistemimiz henüz ortalıkta yoktu. Güneşimizin doğum günü 31 Ağustos olmasına rağmen aydınlattığı komşu gezegenlerle paylaştığımız sistemin oluşması için Eylül ayının ilk çeyreğine kadar beklemek zorunda idik. 14 Eylül’e vardığımızda, dünyamız formunu oluşturmaya başlamıştı ama sıcaktı. Üst tabakanın soğuyup kayalaşması için ise Ekim ayını bekledik. Dünyamızda bulunan en eski bakteri fosilleri 9 Ekim’den kalma; mikro-organizmalar ise Kasım ayının başında üremeye başladılar. Yaşamın nasıl başladığını hiç kimse bilmiyor. O zamana ait kanıtların hepsi, büyük çarpışmalar ve aşınmalar nedeniyle çoktan yok oldu. Aralık ayına girdiğimizde dünyada atmosfer oluşumu başlamıştı. 16 Aralık’ta kurtçuklar ve solucanlar oluşmaya başladı. 19 Aralık’ta suda balıklar ve karada bitkiler meydana geldi. 21 Aralık itibariyle artık Dünya yaşanılası bir hal aldı. 22 Aralık’ta oluşan kanatlı böcekleri 23 Aralık’ta sürüngenler takip etti. Aynı zamanda ilk ağaç oluşumları da Aralık ayının 23’ünü işaret ediyor. 24 Aralık’ta dünyada dinozorlar hüküm sürmeye başladı. 26 Aralık’tan önce dünyada hiç memeli hayvan yoktu. 27 Aralık’ta kuşların cıvıldamasından sonra 28 Aralık’ta ilk çiçek açtı. Büyük olasılıkla bir yabani orkide… [caption id="attachment_62497" align="aligncenter" width="800"] Resim: Ali Alışır | Kozmos | Bozlu Art Project[/caption] 30 Aralık sabah saatlerinde yani 66 milyon yıl önce dinozorların saltanatı bir göktaşı ve peşi sıra gelen yanardağ patlamalarıyla son buldu. Yaşamımızın ne kadar tesadüfi olduğunun en güzel örneğidir bu. O göktaşı olmasaydı bugün bizler burada olmayacaktık. 31 Aralık günü kuyruksuz maymunların görülmesinin ardından Hominidea ailesinin bireyleri yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladılar. İlkel insansılar Kozmik takvime göre saat 22:20 sularında ortaya çıktılar. 22:25’e girerken taşları kullanarak araç gereç yapmaya, 22:45 civarında ise ateşi kullanmaya başladılar. Homo sapiens yılbaşından sekiz dakika önce 23:52’de ortaya çıktı. Halen içinde bulunduğumuz buzul çağının 23:55’de gezegeni etkisi altına almasından üç dakika sonra 23:58’de resim ve heykel yapmaya başladık. Tarım yapmaya başladığımızda ise yılbaşına sadece 28 saniye kalmıştı. Yazının kullanılmaya başlanması ve tarih öncesi dönemin kapanması ile kozmik takvimi bitirmeye 12 saniye kaldı. Evrenin oluşumundan bu yana geçen süreyi düşünecek olursak yazılı tarih bu bir senenin sadece son 12 saniyesini kapsıyor. Eğri ya da doğru, not alabildiğimiz her şey Kozmos’un sadece ve sadece son 12 saniyesi. Adını duyduğumuz ya da okuyabildiğimiz tüm imparatorluklar, hükümdarlar, bildiğimiz tüm savaşlar, katliamlar, göçler, buluşlar, dinler ve peygamberler, kozmik takvimin son saniyelerine denk geldi. Alfabenin kullanımı sadece dokuz saniye önce başladı, ve bir saniye sonra ilk yazılı kanunlar kaleme alındı. Hz. Musa yedi, Hz. İsa beş saniye önce doğdu. Hz. Muhammed’in doğumu ve İslamiyet’in yayılışı sadece üç saniye önce gerçekleşti. [caption id="attachment_62498" align="aligncenter" width="800"] Resim: Ali Alışır | Kozmos | Bozlu Art Project[/caption] Kozmik yılı bitirmeye iki saniye kala üzerinde yaşadığımız kürede yeni bir kıta keşfedildi ve adı Amerika konuldu. Sonsuz evren kavramını korkusuzca savunan rahip ve filozof Giordano Bruno, Engizisyon tarafından dinsizlikle suçlanarak yazdığı kitaplarla beraber yakıldı. Papa’nın buyruğu üzerine, yeryüzünün döndüğünü söyleyen bütün kitaplar yasak edildi. Kozmik takvimin sadece son saniyesi bilimin ve teknolojinin ilerlemeye başladığı zaman dilimidir. Uzayda karanlık bir nokta olan dünyamızı elektriği bularak aydınlattık. Tüm dünyayı yeraltından ve üstünden fiber optik kablolarla donattık. Geceyi gündüze çevirmekle kalmadık, uzağı da yakına getirdik. Dünyanın yörüngesinde dev teleskoplar ve uzay istasyonları inşa ettik. DNA’nın şifresi çözüldü ve kompleks canlı türleri kopyalanmaya başladı. Tüm ulaşım ve iletişim araçları inanılmaz bir hızla gelişti. Ama bizi bu kadar hızla geliştiren teknolojinin ta kendisini kendi neslimizi yok etmek için kullandık. Binlerce savaşta, kendi çizdiğimiz sınırlarla ayrıştırdığımız dünyayı ve insan ırkını, teknolojinin bize sunduğu imkanlarla hunharca öldürdük. Toplu katliamlar yaptık ya da yapanlara seyirci kaldık. Ve hâlâ uslanmadık, yaşamak için öldürdüğümüzü söylerken kendimizi öldürdüğümüzü fark etmedik. Kozmik yılı bitirirken son saniyede, gezegenimizin tüm tarihi boyunca ürettiğinden daha fazla çöp ürettik. Teknolojinin hızını takip etme çılgınlığı tüm dünyayı sardı. Eski kullandığımız teknolojik ürünü bir yenisiyle, onu da kısa bir süre sonra sadece biraz daha iyisi ile değiştirdik. Atmosfere saldığımız karbon miktarı katlanarak arttı. Doğal enerji kaynaklarının bize fazlasıyla yeteceğini bilmemize rağmen fosil yakıtları tüketmeye devam ettik. Nükleer atıklarımızı neslimizi beslediğimiz toprağımıza döktük. Sadece kendi türümüzün değil, doğada yaşayan tüm canlıların dengesini bozduk. İster inanın ister inanmayın, sekiz dakika önce üzerinde evrimleştiğimiz dünyayı sadece bir saniyede harcadık ve kısa bir süre sonra terk etmek zorunda kalacağız. Tabii gidecek başka bir yer bulabilirsek... [caption id="attachment_62499" align="aligncenter" width="800"] Resim: Ali Alışır | Kozmos | Bozlu Art Project[/caption] 4,5 milyar yaşındaki yuvamız her şeyi yoluna koysak bile bir gün ömrünü tamamlayacak, bu kaçınılmaz bir son. 2016 yılında Kolombiya üniversitesinde yapılan araştırmalar sonucunda astrofizikçiler dünyadaki tarımın en fazla 200 milyon yıl sürebileceğini işaret ettiler. Diğer bir taraftan orta yaş krizine girmiş olan güneşimiz sürekli büyüyor. Yaktığı hidrojen yakıtını helyuma çeviren Güneş, kendi içine çökmeden önce dev bir ateş topu olacak. Bir milyar yıl içinde şu anki büyüklüğünü yüzde 10 artırmış olacak ve birkaç milyar yıl sonra Dünya’yı yutmadan çok önce zaten gezegendeki hayat sona ermiş olacak. Ayrıca yerel gruptaki en büyük galaksimiz Andromeda, bir trilyon yıldızıyla beraber Samanyolu’na doğru sürükleniyor. Evren sürekli bir büyüme halinde olsa da yerel guruptaki galaksiler yolculukları esnasında birleşecekler. Dört milyar yıl sürecek bu yolculuğun sonunda iki galaksi ve merkezlerindeki kara delikler birleşecek ve bunun sonucunda yıldızlara bir şey olmayacağı kesin gözükse de Güneş sisteminin konumunun ne olacağı tam olarak kestirilemiyor. Kozmos’da hiçbir şey sonsuza kadar yaşayamaz, bu bir gerçek ama hiçbir şey de yok olmaz. Kozmos’da değişmeyen tek şey değişim ve dönüşümdür. Kozmos’u anlatan en güzel şiirin, en vurucu dörtlüğüdür bu… Milyarlarca yıl önce sönmüş yıldız tozlarından oluşan bizler, Evrenin belki başka bir yerinde… Belki de başka bir formda… Ama tekrar ortaya çıkacağız… *Kozmik takvim 1980’lerin başında ilk olarak ABD’li gökbilimci ve astrobiyolog Carl Edward Sagan tarafından tasvir edilmiştir. Bu makale günümüz bilimsel verileri kullanılarak derlenmiştir. Kaynak: Cosmos-A Personal Voyage 1980- Carl Sagan, Ann Druyan, Steven Soter

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR