Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Mayıs 2024

Öykü

Bir Çift Kırmızı Rugan İskarpin

Yeşim Günay

Paylaş

2

2


Dört saatlik bir yolculuğun ardından Ankara'ya ulaştı. Arabasını camii otoparkına park etti. Bir yarım saat içinde her şey sona erecekti. Camii avlusunu işaret eden okları koşar adımla takip etti. Bacaklarının arasından bir kedi geçti, bir tekir. Nihayet avludaydı. Merhumenin cenazesi musalla taşına konulmuştu. Tahmin ettiğinden farksızdı kalabalık. Güçlü ailesinin en yaşlı ferdine son görevini yerine getirmek için toplanmıştı eş dost ve akrabalar.

Cici Hanım, Zeynep’in büyükbabası Ziya Güçlü’nün ikinci eşi olarak biliniyordu. Esasında üçüncüydü. İkinci, Ziya Bey’in bir arkadaşına kaçmış. Bu yüzden adı geçmezmiş, çocukları da olmamış. Dile kolay değil, tamı tamına bir asır boyunca yaşamıştı, ikinci eş olarak. Asıl adı Nazmiye olan kadına "Cici" diye hitap etse de herkes ona gerçek adıyla seslenirdi. Zeynep’se, “Madem büyükbabamın kıymetlisi, o zaman ciciliğini tescillemeliyim,” demişti çocuk aklıyla.

Yaşlı kadın kırk sene önce vefat eden kocasının yanına defnedilecek, aile meclisi bunu uygun buldu. Eş dost herkes ona son görevini yerine getirmek için oradaydı. Zeynep de doğru olanı yaparak cenazeye katıldı. Halasının, "Haber verdim ama umudum yok," dediği İsmet Bey'in yaşlı oğlu da avludaydı. Musalla taşında yatansa helvası kavrulmadan unutuldu. Avludakiler adını bile geçirmeden muhabbet ediyordu. Sanki bir amaç uğruna toplanmıştılar. İzlenimlerinde birtakım yardım derneklerine bağış yapmak için oradaydılar. Ruhen cenazeye katılanlar da çoğunluktaydı. Siyah çelenklerin üzerine iliştirilen bantların sayısı, avludakilerden fazlaydı. Bazıları ad ve soyadlarıyla oradaydı.

Zeynep'se, ölmeyecekmiş gibi yaşayan Cici Hanım’ın nihayet ölmesine inanamıyordu. Yaşlılığında da ihtirasları olan bir kadındı. Herkesin ilgisi üzerinde olsun isteyen, kendisinden başkasını beğenmeyen biriydi Nazmiye Hanım. Süslenmeyi çok severdi ve her zaman değerli mücevherler takardı. Elmas broşu, inci kolyesi, zümrüt taşlı pırlanta yüzüğü daima üzerindeydi. Gelinleriyle anlaşamazdı; geçinemiyordu onlarla. Huysuz ve geçimsizdi. Oğullarını pek pohpohlardı. Kızını da severdi ama dili ona da sivriydi. Yine de annesine katlanırdı kızı.  Kızını öyle bir sahiplenmişti ki ondan bir an olsun ayrılmazdı. Kapılarını çalan damat adaylarını beğenmediğinden evlenemedi zavallı kız.

Zeynep, halasının bahtsızlığına üzüldüğünden sık sık arar, halini hatırını sorardı. Buna rağmen, yeğen hala ilişkileri pek iyi değildi. Yeğenini kıskanırdı. Abisinin mal varlığıyla yaşayan yeğeni hakkında olmadık şeyler söylerdi. Yine de halasına kötü bir şey demedi.

Annesinin vefatını bildirmek için aradığında, "Gel diye haber vermedim, keyfine bak. Sakın kendini mecbur hissetme," dedi halası. Telefonu kapatırken, “Fatin Amca’ya haber vermeyi unutma,” dedi Zeynep. Bu, sen ne dersen de hala, ben cenazeye geliyorum demekti Zeynep için.

İsmet Bey, Ziya Güçlü’nün Anadolu Kulüp’ten arkadaşıydı ve birlikte briç oynarlardı. Bir dönem Maliye Bakanı olarak görev yapmıştı. Zeynep, babasından sonra çocukluğunun ikinci kahramanı olan Fatin Amca’sının cenazeye katılacağından emindi. Avludaki kalabalığın içinde bir bastonlu adam vardı. Otoparktaki tekir kedi, o adamın ayaklarının dibindeydi. O adam Fatin Bey’di, kucaklaştılar.

Fatin, tekiri işaret ederek, "Yusuf da kedileri severdi," dedi.

Yusuf, Zeynep'in babasıydı ve Fatin'le aynı yaşta olmasına rağmen hayatta değildi. İkisi de camiinin bulunduğu mahallede doğmuş ve büyümüştü. Sonra mahalledeki çocukluk anılarından bahsetti. Nedense Nazmiye’nin adını anmamaya itina ediyordu.

Elindeki bastonla camii bahçesini işaret ederek, "Apartmanınız," dedi, "babanla o bahçede vakit geçirirdik.”

Bastonuyla gösterdiği yerdeki apartman, eski taş binalardan biriydi. Ön bahçe çiçeklerle doluydu. Kırmızı ve beyaz güller bahçeye renk katıyordu. Arka bahçe ise meyve ağaçlarıyla doluydu ve bahçıvan bu ağaçlarla ilgileniyordu. Zeynep arabasını o meyve ağaçlarının üzerine park etmişti.

"1997'ydi, değil mi?" diye sordu yaşlı adam.

Fatin, sorunun cevabını biliyordu.

"Evet," dedi Zeynep.

"Umarım, duvar prizlerine sakladığı yabancı parayı çıkarmıştır," dedi İsmet Bey'in oğlu.

Babasının o senelerde yasak olan yabancı parayı duvar prizlerinin içlerine sakladığı doğruydu.

"Umarım," dedi Zeynep.

Bunu söylemek yerine “Nereden aklına geldi Fatin Amca!” demek isterdi.

Ardından ekledi yaşlı adam, "Büyükannen, o yıkımı Allahtan görmedi."

Ziya Bey, apartmanı ilk eşinin ailesinin parasıyla inşa etmişti. Zeynep’in büyükannesi çok varlıklıydı. Bu gerçeği herkes bilirdi ancak dile getirmezdi. Üstelik apartmanın çatı katındaki iki odalı dairede yalnız yaşardı ilk eş. Dört katlı apartmanın çatı katında. Daire içindeki odunluk, döneminin nadir örneklerinden biriydi. O devirde çatı arasına odunluk yapmak pek akla gelmezdi.

Öğle namazı için vakit tamamdı. Hoca yerini aldı. Birkaç dakika içinde cenazenin namazı kılınacak, sorgu sual ve helallik istenecek, ardından da Cici Hanım defnedilecekti. Erkekler kadınlardan ayrıldılar ve İsmet Bey'in oğlu en önde yer aldı. Zeynep, cemaate arkasını döndü. Kedi de onunla birlikte hareketlendi; avluyu kesen duvara sıçradı ve Zeynep'i takip etmeye başladı.

Eski Maliye Bakanı'nın yaşlı oğlu haklıydı; camiinin yeşillikler içindeki bahçesi tam da aile apartmanlarının üzerindeydi. Zeynep parmak uçlarında ileriye doğru bakarken Anıtkabir'i görebileceği bir mesafede bulunuyordu. Güneşin batarken Anıtkabir'in üstünde olurdu. Altın bir tabak gibi. Akşam oldu mu güneş oraya döner ve sönerdi. Eşsiz manzarayı en iyi bilenlerden biri de büyükannesi idi. Muhteşem şölen Zeynep’in hatıralarındaydı. Zaman akıp gitti, mahalle değişti. Ancak bu eşsiz manzaranın döngüsü aynı kaldı. Artık camiinin minareleri bu manzaranın seyircisiydi. Kocatepe'ye yapılan camii, kentin tek büyük camii olacaktı. Mahalleyi istimlak ederken öyle söylemişlerdi.

Birden hocanın sesi yükseldi; “Merhumeyi nasıl bilirdiniz?”

“İyi bilirdik,” sözü bir ağızdan yükseldi.

Cemaatin ardından, Zeynep’in “Yalancılar,” diye bağırması duyuldu.

Yola çıkarken şehrin içinde birçok caminin inşa edildiğini gördüğünden bu ifadeyi kullandı. Aklınca aile geçmişini yok edenlerle hesaplaşıyordu. Ancak sesinin duyulduğunun farkında değildi. O, öylece kalakaldı. Başlar ona doğru döndü. Tekir, duvardan atladı ve otoparka inen merdivenlere doğru kaçtı. Cenaze arabası sessiz sedasız uzaklaştı.

Zeynep Vakit kaybetmeden İstanbul'a dönmek de Zeynep için bir seçenekti.

Kedinin kaçtığı basamaklardan otoparka indi Zeynep. Tekir, arabanın üstünde yatıyordu. Arabanın kapısını açtı. Kedi, ön camdan kayarak kaportaya, sıçrayarak otoparkın kapısına kaçtı. Ve gözden kayboldu.

  Otopark kapısının olduğu yerde, otuz sene öncesine kadar aile apartmanlarının kapısı bulunuyordu. Güçlü Apartmanı. Numara 46. Defalarca o kapıdan içeri girmişti.

Arabadan indi. Otoparkın dışına çıktı. Tekiri arandı ama bulamadı.

Caddede yürüdü. Mahalleyi boydan boya dolaştı. Ona ait hiçbir şey kalmamıştı. Her şey anılarındaydı, zihnindeki odacıklarda.

Eskiden burası sokaktı. İstimlakle yıkılan apartmanlar, ilkokul, eczane, kasap, manav, bakkal, kahvehane, çocuk yuvası içindekilerle oradaydı. Bir anne ve kız çocuğu belirdi önünde. Kızın minik eli kadının avucunda kaybolmuştu. Kırmızı rugan iskarpin ve eteği pileli elbise giyinmişti. Onları takip etti Zeynep. Çocukluk albümündeki kız ile annesiydi peşlerinden gittiği. Sokağın sonundaki ilkokulun önünde durdular. O da onlarla durdu. Tekir, okulun bahçesindeydi. Önce omuzlarını, ardından yanaklarını tuttu kızının. İki eliyle sıvazlarken alnından öptü. Küçük Zeynep, kadının boynuna sarıldı. Koşarak okulun kapısından içeriye girdi. Kedi de peşinden…

YORUMLAR

Neslihan Günay

Ah anılar...Yine lezzetli bir yemek çıkmış. Güzel duygularla okudum

13 Mayıs 2024

MİNE ÖLCE

Duygusu olan farklı bir öykü olabilecekken, anlatım bozukluğu nedeniyle harcanmış. Yok olan mekanlar, hafıza ve anılar üçgeninde gelişen şahane bir öykü olabilirdi. Bence yeniden yazmalısınız, daha iyisini yapabilirsiniz. Sevgiler.

20 Mayıs 2024

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024