Sophie Anderson, eserlerinde en çok halk masalları ve peri hikâyelerinden besleniyor.
Çoğu birey doğduğu aileye, hatta mekânsal anlamda büyüdüğü eve/yere ait hisseder kendini çocukluğu boyunca. Bu sebeple kimlik oluşumunda içinde yaşadığımız ortam ve aile büyük ölçüde etkilidir. Belki de aile ortamı en büyük onayı aldığımız ve kabul gördüğümüz yer olduğundandır. Fakat insan maalesef içine doğduğu aileyi de mekânı da seçemiyor elbette. Çok klasik bir bakışla "Coğrafya, kaderdir." gibi bir mottoyla da ifade edilebilir bu elbette ancak bakış açısını biraz değiştirmekte fayda var. Bu yüzden aile kavramı, bir yere ait olma ve kimlik/beden gelişimi üzerine düşünmeyi teşvik eden bir gençlik romanında bahsedeceğim: Ayıyla Konuşan Kız. Sophie Anderson'un bu eğlenceli orman macerasının çevirisi yazarın önceki romanında da olduğu gibi Ömer Anlatan'a ait.
Sophie Anderson'u dünya çapında ses getiren kitabı Tavuk Bacaklı Ev'den tanıyoruz. Geçtiğimiz aylarda tanıştığımız bu romanının ardından dilimizdeki ikinci romanı Ayıyla Konuşan Kız da yine Genç Timaş tarafından yayımlandı. Eserlerinde Slav masallarından aldığı ilhamın izlerine sıkça rastlanan yazarın bu romanında da yine benzer tat hissediliyor. Çok küçük yaşında bir ayı mağarasında bulunan ve Mamuşka dediği annesi tarafından evlat edinilen ve çevresindekilerle birlikte köyünde huzur içinde yaşayan bir çocuktur. Tâ ki o korkunç olay gerçekleşene kadar… Romanın ana noktasını oluşturan orman macerası o noktadan sonra başladığı için Yanka’nın bebekliği ve ebeveynlerine dair merak ettiklerine dair aradığı cevapları bulmak için bu maceraya atılmaktan başka çaresi yoktur. Kim olduğunu öğrenmekten başka yol göremez kendine ve merakının peşine düşer. Öğrendiği gerçeklerle baş edip edemeyeceği de kimliğinin gelişiminin bir parçası olur ormandaki bu yolculuğu esnasında. Çocukluktan gençliğe geçişte ailesinin ve kendisinin kim olduğunu bulmaya ihtiyaç duyan Yanka’nın bir de nasıl göründüğü ile ilgili problemleri baş gösterir. Yanka bir insan mıdır yoksa ayı mı? Bu onun kafasını karıştıran bir mesele hâline gelir zamanla: "Anatoly ise karşılık olarak benim her zaman nereden geldiğini merak edecek büyülü bir ayı-çocuk olduğumu söy- lemişti. Mamuşka, kalbimin ormanın hikâyelerinde kaybolmasındansa köyde kalmasının daha iyi olaca- ğını söylemişti."(s.31)
Ayı mağarasında doğmasına rağmen bir insan tarafından büyütülen ve insanlarla bir arada büyüyen Yanka, fiziksel görünüşüyle de her geçen gün dikkat çekmektedir ve beden algısının da toplumdan etkilendiğini fark eder küçük kız. Olduğu haliyle kişiyi kabullenecek kişilere ihtiyaç duyar etrafında her birey çocuklukta da yetişkinlikte de. Bunlar her zaman insanın ailesi olmak zorunda değildir. Kan bağı olmasa da insanı olduğu gibi kabul eden, öyle seven ve başka biri olmaya zorlamayan insanlar ailedir demek mümkün. Yazar da bu izlekler etrafında örüyor romanını baştan sona; genç okurlara fantastik bir anlatının içinde bu mesajları veriyor.
Sophie Anderson, eserlerinde en çok halk masalları ve peri hikâyelerinden besleniyor. Önceki romanı Tavuk Bacaklı Ev'de de en meşhur Slav masallarından biri olan Baba Yaga Masalı'ndan esinlendiğini görüyoruz. Yagalar ölen kişileri sonsuzluğa geçmelerine yardımcı olan kişiler; genelde bu yaşlı kadınlar ölülerin yaşamlarını değerli kılma ve son bir kez tekrar yaşatmayla yükümlüler. Bu masalların zaman içinde çeşitli türevleri oluşsa da anlatı temelde ortak bir zemin üzerinde oturuyor. Ayıyla Konuşan Kız da Kar Ormanı, Kızgın Volkan, Donmuş Gemi, Mavi Dağ gibi fantastik mekânlarda geçiyor. Yanka kendini ve ailesini keşfetmeye çalıştığı esnada Baba Yaga Masalı'ndan fırlamışçasına önünde kuru kafalardan bahçesi olan tavuk bacaklı bir ev ve içinde yaşayan yagalarla karşılaşır. Bu, önceki eserine tatlı bir gönderme olarak karşımıza çıkıyor. Eser, sadece genç okurlara değil tüm yaştan okurlara hitap ediyor. Aile, aidiyet ve kimlik meselelerini odağına alan, çocukların gelişimine katkı sağlayacak bu romanı tüm yaştan okurlara tavsiye ediyorum. İyi okumalar.






