Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Eylül 2018

Edebiyat

Bir Öykü, Bir Kitap, İki Yorum

Oggito

Paylaş

2

0


"Eriyen Gelin"i ister masal ister mitolojik sembollerle anlamaya çalışalım, kulaklarımıza fısıldadıkları, beynimizde yankılandıkları, kalbimizde hissettirdikleri ile yeterince ağır, kabullenilmesi zor gerçeklere işaret ettiğini söyleyebiliriz.  

Songül Öztürk - Ahmet Rıfat İlhan

Faruk Duman’ın 2013 yılının ilk aylarında okurlarıyla buluşan Baykuş Virane Sever adlı öykü kitabının en kısa ve anlamca en yoğun olan üçüncü öyküsü “Eriyen Gelin”in, hangi tesadüfler sonucu yeniden gündeme alındığını merak edenler olabilir... Öyküde yer verilen semboller ister masallar ister mitolojide kullanılan semboller üzerinden değerlendirilsin, öykü okurlarını, özellikle Faruk Duman okurlarını, öykü okuma ve anlam çoğaltmada farklı noktalara taşıyacağı muhakkaktır. Sözümüz bu incelemenin de ötesine geçen ideal okurdan ziyade iyi okura. Öncelikle “Eriyen Gelin”i içrek bir metin olarak değerlendirdiğimizi, masal ve mitolojik sembollerle kurulan öykünün bu çerçevede incelenmesinin zorlamadan çok gerçeğine yaklaştırmanın bir yolu olarak gördüğümüzü de not düşmeliyiz.

Yunus Emre’nin “Gitti bu kış zulmeti, geldi bahar yaz ile” şiirinin bir beytinden alınan öykü kitabının adı kitapta yer alan öykülerin geneline hâkim olan anlayışın da bir yansıması. Kemal Varol’a göre: Birbirine doğrudan veya dolaylı şekilde bağlanmış sekiz öyküden oluşan kitaptaki öyküler uğursuzluğun, talihsizliğin, daha çocuk yaşta yara almışlığın, rüyalara yapışmış özlemlerin, ukdelerin öyküleridir.1 Şenay Eroğlu Aksoy’un iki aylık edebiyat dergisi olan Notos’un Nisan- Mayıs 2013 sayısında kitapla ilgili yayımlanan yazısında ise: “Çocukların, daha çok erkek çocukların, gözünden aktarılan öykülerde abiler, teyzeler, diğer yetişkinlerden farklı, sıcacık yaklaşımıyla çocukların sevgisini kazanmış dayılar, masalsı söyleyişe yaslanan bir anlatımla giriyor dünyamıza... Bugünün apartmanlara sıkıştırılmış çocuklarından farklı, doğayla ve kitapların sunduğu düş kurma gücüyle örülmüş bir yaşamdır yazarın kahramanlarımıza çizdiği ve o yaşam okuru metnin kalbine çekerek hüznü tattırmayı başarır.”2 denmektedir. Kitabın tanıtım yazılarında "Kayıp İnci" adlı ilk öykünün üzerinde çokça durulmuştur. Sekiz öyküden ayrı tuttuğumuz ve çelişkilerle, uyumsuzluklarla, bilindik gibi duran ancak aklın sınırlarını zorlayan ilişkilerle dolu olan “Eriyen Gelin” adlı öyküde bir hayal disiplini olarak tariflenen masalın simgeleri kullanılarak yalnızlığın çaresizliğine mi vurgu yapılmıştır, yoksa kaynana gelinin konumu üzerine geleneksel bakışı, fantastik ögelerle açıklamak mı hedeflenmiştir. Bir diğer soru ise bilinçaltı simgelerini ve genetik hafızayı kullanarak iktidara hizmet eden ideolojik ileti düzenini kuran masalların tuzağına mı düşüldüğü olabilir. Barındırdığı çelişkilerle öykü, hem iktidara hizmet eden ideolojinin dilinden konuşması hem de iktidarın söylemine karşı gelmesiyle ve Faruk Duman’ın kurmacalarında vazgeçemediği unsurlardan olan orman, vahşi doğa ve çeşitli hayvanların/yaratıkların varlığıyla yukarıdaki savları destekler niteliktedir.

Okurunu gerçekliği dönüştürebilme ya da tasarlayabilme yetisine bağlı olarak dönüştüren imgesel metinlerde anlamlar her okuma da çoğalıp, sınırsız çağrışımlar yarattığından ilk okumada ormandan gelmesi beklenen ve tanımlanamayan bir ağabeyin kar zamanı getireceği gelin üzerine kurulan öykü yorumlanmaya direndi. Melek Özlem Sezer’in 2010 Oğuz Tansel Halkbilimi Ödülü alan “Masallar ve Toplumsal Cinsiyet” adlı kitabıyla tanışılınca, bu tanışıklık "Eriyen Gelin" öyküsüyle rastlantısal ve eş zamanlı olduğundan, metin kendisini gül goncası gibi açtıkça açtı.      

Ormanda yalnız yaşayan ağabey, karakışta aileyi ziyaret edecektir, nedeni güz aylarında eve bir gelinle döneceğine ilişkin verdiği haberdir. Öykünün büyük bölümünde erkek kardeş, kız kardeş, yaşlı baba ve ıstıraplı bir hastalıktan mustarip anneden oluşan aile, gelinin nasıl biri olacağına dair yorumlar yapmaktadır. Ağabey burnu kızılcık dalından, gözleri şeftali çekirdeklerinden, kalçasını koyu renk yapraklarla kapatmış kardan bir gelinle eve gelir. Gelin yüklüdür öykünün anlatıcısı olan erkek kardeşe göre. Önce babanın sobayı yakmasına engel olan ağabey, anneyi neden sonra hatırlayıp halini hatırını sorar. Annesinin erik ağaçları hakkında bir şey sormasıyla dağılır, kömürlüğe gider, kucağına doldurduğu iri odunlarla döner ve odunları sobaya bir bir atmaya başlar. Ev ısınmıştır, gelinden ise bir avuç su birikintisi kalmıştır. Yılanla simgeleştirilen ağabey evden tıslamalar eşliğinde süzülerek çıkar.

faruk duman

Orman, elma ağacı, kırmızı elma, evden uzaklaşma, ateş yakılması, kız kardeşin doğar doğmaz konuşması, güzel kadın, oduncu baba, ormandan odun toplanması, yılan, gelinin yaprakla örtünmesi, ergenlikten çıkışın simgesi evlenmek gibi birçok masal ve mitolojik simgeler ile ilkel kabilelerin ayinlerini ve dini motifleri kullanan öyküde yazarın anlatmak istediği gerçeklik bu simgelerin anlamlarıyla çoğalıyor, çoğaldıkça öykünün yalın olması gereken dünyası karışıyor, okur öylece ortada kalakalıyor. 

Sezer’in kitabında masalın gizemi şu şekilde açıklanmaktadır: “İnsanlığın temel ancak kabullenilmesi güç itkilerini, şık kurgular içinde, arzu gibi masumluktan da vazgeçmeyi gerektirmeyen kurnaz bir zarafetle doyuma ulaştırmasında yatmaktadır.” (s. 36)

“Her ne kadar örtülü bir anlatımı olsa da, bilinçaltı simgelerini olağanüstü bir ustalıkla kullanan masal, alıcısına mesajlarını iletmekte güçlük çekmez. Görünür yüzeyi kullanmaması ise etkisini kalıcı kılar ve eleştirel dikkatten uzak tutar.” (s. 21)

Cinsel birleşme, evlilik, yolculuk, tecrit, doğayla baş başa kalma, bedensel dayanıklılığın sınanması, yaşlı erkeğin iktidarını sarsma ya da yok etme temel erginlenme ölçütleridir. Öykünün başkarakteri olan ağabey, İsmail, tıpkı ilkel kabilelerin erginlenme ayinlerinde olduğu gibi ormanda ve tek başınadır. Oysa klasik masallarda: Ailenin büyük erkek çocuğu ergenlik yaşını aştığı için genellikle ormanda veya doğada tek başına kalacak olan ailenin küçük erkek çocuğudur. Öyküde orman köylülerince manyak olarak adlandırılan, baba tarafından üçkâğıtçı ve işe yarar bir kadınca beğenilecek hiçbir yönü olmayan bir erkek olarak tasvir edilen ve doğar doğmaz konuştuğu için pek zeki olarak kabul gören Sunay’a göre bilgisi kıt, ancak doğuştan getirdiği zekâyla ettiği laflar altında insanları ezik hissettiren İsmail, öyküde rüştünü ispatlamak, daha doğru bir ifadeyle erkekliğini göstermek, yaşlanan babanın iktidarını sarsmak için ormanda kendini tecrit etmiştir. Bu öyle bir tecrittir ki ormanda kasketi, çatalı, cigarası, çakısı orta yerde dururken kendisini görene aşkolsun. Her yerde tıslayan yılanlar vardır, ağabey yoktur, sanırsın bir yılan gibi sinsice dolanmaktadır. Campell’e göre ilkel mitolojide erkekliğin temsili olan yılanlar (s. 103) doldurmuştur ağabeyin kalesini. Erkek olma durumu, erkekçe davranış, yiğitlik, mertlik, bir de erkeğin fizyolojik görevini yerine getirme gücü olarak tariflenen erkekliğin ispatlanması mıdır asıl olan. Karnında bir bebek taşıyan gelinle eve gelen ağabey erginlenme ölçütlerinden olan cinsel birleşmeyi gerçekleştirmiş bir yetişkin olarak evine dönmüştür. Ancak gelinin erimesine neden rıza göstermiş ve yeniden yılan olarak evden çıkmıştır. Görünür yüzeyde oedipus kompleksini aşamayan ağabeyin gelini, yani karısını anneye feda etmesine ilişkin toplumsal kod yeniden işlenirken, öykü bize yetişkinliğe geçmenin sancılarını, koşullarını, yoksulluğun çıkmazlarını, kadının rolü ve toplum tarafından onaylanmasının gereklerini alt zemininde anlatır.

Dişi kabul edilen ve doğurganlığı sınır tanımayan masal gibi bu öyküde doğurdukça doğuruyor, çoğaldıkça çoğalıyor. Öykünün ilk paragrafında anlatıcı, ağabey nedir diye soruyor ve cevabı: Dev, dallı budaklı bir ağaç; hem de kırmızı, tatlı mı tatlı bir meyveden başı olan bir ağaç oluyor. Ağabey neden yasak meyve olarak bildiğimiz ve mitolojide, masallarda, türkülerde, kilimlerde, ezoterik öğretilerde bolca karşımıza çıkan elma ağacına benzetiliyor. Şimşek’e göre: Türk kültüründe birçok özelliğiyle adeta şifa kaynağı olarak değerlendirilen elma, beşikten mezara, hayatımızın her aşamasında verimliliğin, zürriyetin, ebediliğin, gençliğin, güzelliğin, kuvvetin, sağlığın ve sevginin ve hatta inancın sembolü olarak kullanılmıştır. (s. 193) Sezer ise cam ve kırmızı elmanın cinsellik simgesi olduğuna ve Pamuk Prensesin elmanın yeşil kısmını, yani çocukluğu değil; kırmızı, yani cinsel olanı tercih ettiğini belirtiyor. Ağabey zürriyeti devam ettirecek ve cinselliği yaşayarak yetişkin olacak olandır.

“Göz önünde bulunanın görünmezliği edebiyatta masal kadar hiçbir türde azabını bunca yaşatmamıştır... Klasik masalsa bilinçaltı simgelerini ve genetik hafızayı kullanarak, görünür hikâyenin altına bambaşka bir hikâye, iktidara hizmet eden ideolojik bir ileti düzeni kurar. İktidara ihtiyacı sorgulayan masallar yerine, yayılması teşvik edilenler de bu tür masallardır. Ama nedense masal güçlü etkisi bilinmesine rağmen o kadar küçük görülür ki, entelektüeller için bile eleştirel dikkatten yoksun kalır. Ne bir ölü olan Pamuk Prenses’ in iradesi dışında öpülmesi irkilmeyle karşılanır, ne de Hansel ve Gretel gibi çocuğu ölümcül koşullara terk etme, yamyamlık, hırsızlık, cinayetle ilerleyen bir masal romantizm maskesinden kurtulur. Biçimlendirdiği kimlikler, geleneksel olanın talep ettiğidir ve onunla ama az, ama çok uyumludur da.” (ss. 12-13)

“Bu nedenle de farklı ideolojilerdeki masalların popülerleşme oranlarını karşılaştırmak, ortalama kültürün neleri bünyesine alıp nerede direnç gösterdiğini izleme olanağı verir. İktidarı sorgulayan değil, ona destek olan, fon ne kadar fantastik olursa olsun aşk ve aile ilişkilerinde bir kalıbı sağlamlaştırmanın ötesine geçmeyen, cinsiyetçi masallar daha fazla yayılmış ve kemikleşmiştir.” (s. 15) 

"Eriyen Gelin"de de iktidara hizmet eden ideolojiler ve kalıplara çok fazla yer verildiği görülmektedir. Ağabeyin getirmesini beklediği gelin baba, anne ve kız kardeş tarafından üç farklı şekilde tarif edilmiştir. Baba için gelin adayı kara kuru, çirkin ve fettandır. Anne ise oğlunun doğurganlığın ve çalışkanlığın, ayrıca güzelliğin şart koşulu olarak görülen tombul ve beyaz bir gelinle eve geleceğine inanmaktadır. Zeki olduğunu doğar doğmaz konuşarak gösteren küçük kız kardeşe göre ise akıllı ve eğitimlidir gelinleri. Baba böyle kızların sabahtan akşama yüzlerine krem sürdüklerini ve tekeye benzettiği ağabeysini ne yapacağını, esasen yoksul sınıfın hiç şansı olmadığını, ne kadar akıllı olurlarsa olsunlar, krem kokmadıkça bu kızlarla yoksul sınıfın bir araya gelemeyeceğine vurgu yapar. 

Türk mitolojisinde de sıklıkla karşılaştığımız ak hayvanların tanrıya kurban edilmesinin bir benzeri olarak ağabey gelini anneye saçı etmiştir.

Toplum kadının mağdur olanını yücelttiği için, masallardaki iyi kadınlar da genellikle zor durumdadır. (s. 17) Anne bu nedenle mi korkunç, ıstıraplı hastalıktan mustariptir? Masal ödüllerini bağımlı kadına sunar, bağımsız kadın tipi korkulandır, erkek için korkulan kadın içinse bağımsızlık korkusudur. Eriyen Gelin’de eve getirildiğinde güçlü görünmeye çalışsa da etrafına ürkek gözlerle bakıyor, ak eliyle ağabeyin bileğini sıkı sıkı tutuyor, şaşkın bakışlarla yürüyordur. İsmail babasına biraz oturalım hal hatır soralım, elini öpelim dedikten sonra gelinde elini öpelim diye tekrarlar kocasını. Gelin kocasının ekosudur. Kadının erkeğin kaburgasından yapıldığına ilişkin kadının yaratılış mitine uygun olarak ağabey gelini yaratmıştır, hem de ne yaratma: Burnu kızılcık dalı, gözleri şeftali çekirdeklerindendir ve kalçası koyu renk yapraklarla kapatılmıştır, tıpkı mahrem yerleri örtük tasvir edilen Havva gibi. Gelin erimiş su birikintisi olarak kalmıştır. Türk mitolojisinde de sıklıkla karşılaştığımız ak hayvanların tanrıya kurban edilmesinin bir benzeri olarak ağabey gelini anneye saçı etmiştir. Yeniden doğuşun simgesi olan suya dönüşen gelinle, ağabeyin yeniden doğduğunu ve yılan olarak evden ayrılışını ise erkekliğinin ispatını olarak görmenin uzak bir yorum olmayacağını düşünüyoruz.

Öyküde ayrıca doğar doğmaz konuşmak, ormanda babayla odun toplamak, arı kovanı ve kraliçenin kovandaki keyfi hükümranlığı, şahinin haber götürmesi ve konuşması gibi birçok sembol de açıklanmayı beklemektedir.

Bu yazıda ergenlikten yetişkinliğe geçiş sürecini masal ve mitolojik semboller üzerinden anlatan öykünün şifrelerini deşifre ederken aslında bilinçaltımıza yerleşen ve kollektif bilincimizde yer eden birçok ideolojinin de aşılmasının kolay olmadığına gönderme yapılmıştır.

Kemal Varol’un kitaba ve öyküye ilişkin aşağıdaki yorumu da değerlendirmelerimizi destekler niteliktedir.

“John Steinbeck’in İnci adlı romanının kahramanları çocuklukta kalmış bir karabasanın içine dâhil oluyorlar. Keza aynı şey 'Eriyen Gelin' öyküsü için de geçerli. Bu öyküdeki masal formu ile modern öykü formu öylesine ustaca iç içe geçiyor ki, masal ile öykünün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini kestirebilmek güç. Dahası, yazarın önceki kitaplarından farklı olarak başka kitaplar giriyor öykülere. Ama bu kitaplar, İnciVahşetin Çağrısı gibi çoğunlukla çocukluğun başucu kitapları. Böyle olunca, yazarın istikametinin neresi olduğunu bulmak güç değil. Bu kitapla çocukluğa geri dönüyor Faruk Duman. Gar binalarına, ıssız dağ başlarına, karlı gecelere, çocuk korkularına; hayırsız dayılara, kadersiz teyzelere, çok hayranı ve düşmanı olan amcaların hikâyelerine dönüyor. Zaman zaman gerçek ile büyü yer değiştiriyor Faruk Duman’ın öykülerinde. Sadece kendi kahramanları değil, başka kitapların kahramanları da söz alıyor. Sınırın neresi olduğu henüz kestirmeden yeniden gerçeğin içine çekiyor okurunu. Fakat, gerçek hiçbir zaman sabit kalmıyor bu öykülerde. Her an yer değiştirmeye hazır bir halde öykülerin içinde yer buluyor.”1

Diğer bir yorum olarak "Eriyen Gelin"de, fabllardaki yöntemin izlendiği, tabiatın insan bedeninde cismanileştirildiği ve insan karşısında mitolojik semboller kullanılarak yüceltildiğidir. Bu tespitimiz aşağıda sıralanan satırlarda öykünün düzenine sadık kalınarak ispatlanmaya çalışılmaktadır. Ağabey: Dev, dallı budaklı başı kırmızı meyveden oluşan bir ağaç ve yılan olarak tasvir edilmektedir ki bunların mitolojide karşılığı ölümsüzlük, yaşam ve bilgi ağacı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağabey bilgeliktir, bilgiyi taşıyandır; bilginin sahibi olarak ölümsüzdür. Öyküde anlatıcı karakışın değil yaz aylarının ağabeyidir bu diyerek neyi anlatmak istemektedir! Tabiatın döngüsü içerisinde kış mevsimi yaprakların döküldüğü, tabiatın cılızlaştığı, soğuyarak ve donarak öldüğü, ilkbahar ise tabiatın tomurcuklandığı, yaz ayları güneşli, umutlu günlerin sürdüğü güz mevsimi ise tabiatın ölüm öncesi sancılarının yaşandığı zamanlardır. Bilgelik umutsuzluğun, ölümün, yok olmanın değil varlığın en üst seviyesi, kâmili insan olmanın şartı olarak yaz ayında karşılığını bulur. Anlatıcı tarafından yüklü olduğu düşünülen ve hem bu kalçadan belli ki daha ne bebekler dolup dolup boşalacaktır diye doğurganlığına vurgu yapılan gelin ile doğurgan ve yaşamın kaynağı olan tabiat simgeleştirilmiştir. Ağabey bilgeliktir ve kışın eve getireceği gelin tabiattır, yaşamdır, üretmektir, kısır kalmak değil doğurmaktır. Babanın gelin hakkındaki yorumlarından materyalist, kötümser bir kişi olduğunu ve tabiattan koptuğunu çıkarsayabiliriz. Ayrıca sürekli ağabeyi aşağılayan, hor gören babanın bilgeliğe ulaşamadığını, bilgiyi anlamak ve kabul etme noktasında tüm duyularının kapalı olduğunu, bunun diğer aile fertlerinde de benzer şekilde farklı düzeylerde mevcut olduğunu anlayabiliyoruz. Ağabeyin köylülerce anlaşılamaması, manyak yine yok ortalarda, diyerek ağabeyi suçlamaları aslında bilgiye, bilgeliğe vakıf olamadıklarının bir itirafı olarak karşımıza çıkıyor. Bilgeliğin kutsandığı bu topraklarda artık bilginin sembolü olan ağabey hor görülmektedir. Ağabey yaz aylarını ormandaki arı kovanlarının başında geçirir, balı süzer, tenekelere doldurur ve şahiniyle haber verir. Diğer bir deyişle bilgiyle bilgeliğe erişilir; insanoğlunu, özellikle orman yakınında yaşayan tabiatla iç içe yaşayan orman köylüsünü, kayıtsızlık ve bilgisizlikten uyandırmak için şahiniyle haber verilir. Balın hazır olduğunu köye bildiren şahin, bir gök tanrısıdır, insanların vicdanlarına seslenmekte tabiata ve bilgiye kayıtsızlıklarından uyandırmaya çalışmaktadır. Bu büyük ödülü ise ancak derin cahillik uykularından uyananlar alabilmektedir. Atlılar kaleyi hep boş bulurlar, ağabeyi göremezler, sadece tıslayan yılanlar vardır etrafta başkaca hayvanda yoktur. Bilgi yılana, yani ölümsüzlük ve yaşama, dönüşmüştür (Franz Kafka’nın Dönüşüm novellasına da bir gönderme midir?). Geride babanın kullandığı cigara, kasket vb. eşyalar, içi boş şeyler bırakmıştır. Bilgi ağacını simgeleyen ağabeyi yani bilgiyi, gözlerinin önündeki yaşamı, tabiatı, canlılığı fark edemeyecek kadar duyarsızlaştıklarından, manyak diyerek aşağılamakta ve görememektedirler. Ağabey aslında oradadır, yoktur çünkü duyular körleştirilmiş, cahilliğin üstü örtülmüştür. Anne için gelin işlevsel olduğu kadar makbuldür, sadece işe yararlılığı, iyi huyluluğu ve geçimliliği açısından değerlendirilmekte ve istenmektedir. Sunay ile bilgi ve yaşam karşısında insanın cehaletinin büyüklüğüne, bir nevi kendini karınca gibi küçücük hissettiğine, aczine vurgu yapılmaktadır. Sunay’a göre mutlaka buralara araştırma yapmak için gelen kızı, ağabeyi karşısına alıp bilmek istediği ne varsa bir bir anlattı. Mesela, kuşların nerelere göç ettiğini, yaz aylarında burada yetişen çiçeklerin nasıl koktuğunu, toprağın altından çıkan şifalı suların yerlerini ve tabii bunların hangi hastalıklara iyi geldiğini. Kız ağabeyi ağzı açık dinlemiştir, evlilik teklifinde ise heyecandan bayılmıştır. Gelin de, yani tabiat, zaten bu niteliklere vurulmuştur. Anlatıcının aslında bu gerçekleri Sunay’ın yüksek hayal gücü olarak nitelemesi onun da diğer insanlardan pek de farklı olmadığını göstermektedir. Babanın bu sırada bahsettiği yoksulluk ise tamamen bilgi yoksunluğudur. Anlatıcı ile baba ormanda bilgi ağacından dallar ile kuru bir dal şeklinde yılan toplayıp evlerine getirerek aynı zamanda bunların simgelediği bilgiyi, ölümsüzlük ve yaşamı da evlerine taşımış çok hasta olan annelerine bir nebze de olsa şifa sunmuşlardır. Ağabey gelini köye getirdiğinde konu komşunun gördükleri karşısında dillerinin tutulmasına varacak kadar aşırı abartılı tepki vermeleri ilk defa bilgi, ölümsüzlük ve yaşam ile tabiatı birlikte görmelerinden kaynaklanmaktadır. Gelin tedirgindir, insanların kendisine zarar vereceğinden korkmaktadır. Karnındaki bebek adeta bu saldırganlığa karşı yeniden doğacak olan yaşamın habercisidir. Tabiat ancak ölüme yaklaşıldığında hatırlara düşmekte, kalpler vicdansızlıklar, duyarsızlıklar yüzünden üşümektedir. Bu kederli durum ve duyarsızlık karşısında ağabey dayanamayacak, dalları yani sahip olduğu tüm bilgiyi, yaşamı ve tabiatı evin kutsal ateşinde yakarak annesine şifa olmayı umacak ancak doğa yaşamın başladığı yere yani suya dönüşecektir. Anne kurtarılamayacak, ölecektir. Yılana dönüşerek evden çıkan ağabeyle yaşam ve ölümsüzlüğün evi terk ettiği anlaşılacaktır.

"Eriyen Gelin"i ister masal ister mitolojik sembollerle anlamaya çalışalım, kulaklarımıza fısıldadıkları, beynimizde yankılandıkları, kalbimizde hissettirdikleri ile yeterince ağır, kabullenilmesi zor gerçeklere işaret ettiğini söyleyebiliriz.  

Kaynakça:

  1. http://kemalvarol.blogspot.com.tr/2013/08/yer-degistiren-buyu.html
  2. http://saksoyerolu.blogspot.com.tr/2013_07_01_archive.html
  3. http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1608571506_13%20Esma%20%C5%9Eim%C5%9Fek.pdf
  4. Faruk Duman (Şubat, 2013), Baykuş Virane Sever, Can Sanat Yayınları, İstanbul.
  5. Melek Özlem Sezer (Aralık, 2015, 5. Basım), Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Evrensel Basım Yayın, İstanbul. 
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ling Ling Huang, Klasik Müzik ve Kurma..Ling Ling Huang
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Elizabeth Harris

10 Şubat 2025

Haber Yazıları ve Editörlük Uğraşları:..

Gazeteciliğin bana öğrettiği derslerden biri de az kelimeyle çok şey anlatmaktı. Kullandığınız bir kelime ya da sahne gereksizse kurtulun gitsin.Muhabirliğe ilk kez The New York Times’ta başladım. Yaklaşık dört yılım..

Devamı..

ârâfî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024