Böcek
4 Kasım 2019 Öykü

Böcek


Twitter'da Paylaş
0

Uğur böceği gitmeyi kafaya koymuştu. Ne desem, ne kadar yalvarsam kâr etmedi. Tüm hevesini yitirmiş, buralarda kalması için hiçbir geçerli neden yokmuş artık. İnsanlardan, onların ölçülemez boyutlardaki aptallıklarından, sıkıcılıklarından ve kötülüklerinden bıkmış usanmış, sonsuza dek yaşayacak değilmiş, kalan sınırlı hayatını hemcinsleri arasında keyifle uçarak değerlendirmek çok daha mantıklı, isabetliymiş. Doğasına da daha uygunmuş hem. Böyle söyledi ukala, sonra da yol hazırlıklarına girişti hemen hamaratça.

Yıllardır aramızdaydı. Bana çok yakındı. Hep öyle olmuştu. Geldiği günden bu yana neredeyse hiç ayrılmamıştık. Hep etrafımda, yakınlarımda sevinçle, ahenkle, amaçsızca uçardı, yüzü daima gülerdi, hemen herkesle de arası iyiydi, kimseyi kırmazdı, adının aksine insanlara uğur getirmek gibi bir yeteneği olmasa da bunu yüzlerine vurmaz, kendisine iyi şans dilemesini isteyen kimseleri eli boş göndermezdi asla. En azından moral verir, güzel sözler söylerdi onlara. Zaten kendisi de doğuştan iyimser, meleksi bir yaratıktı. Benden asla ayrılmayacağını, son nefesini yanımda huzurla vereceğini söylerdi sıklıkla ama ne yazık ki bu sözünde duramadı işte gördüğünüz gibi.

Önceki yaşantılarından hiç söz etmezdi. Ben sorunca, ustaca konuyu değiştirirdi hemen. Çok sıkıştırırsam, zaten henüz hayli genç olduğunu, kayda değer bir önceki hayatı olmadığını söyler, buradaki hayatından başka bir hayatı düşünemediğini de aceleyle eklerdi. Ben de daha fazla kurcalayamazdım öyle olunca. Onu öfkelendirmek ya da üzmek istemezdim haliyle. Belki de o önceki yaşamı son derece sıkıcı ya da çileli bir dönemdi ve bu yüzden anımsamak ya da konuşmak istemiyordu haklı olarak.

Onu kaybetmekten ölesiye korkuyordum. En eğlenceli anlarımızın fotoğrafı üzerine bile koyu bir gölge gibi düşerdi bu büyük endişe. Onsuz ne yapardım, hiç bilmiyordum. Ondan önceki yaşantım sıradan, anlamsızdı. Onunla birlikte güzelleşmiş, neredeyse bir şenliğe dönüşmüştü. Sabahları umut ve sevinçle uyanıyordum sayesinde. Gece olup da uyku vakti gelince karamsarlığa, öfkeye kapılıyordum ister istemez. Uğur böceğimden yalnızca yedi sekiz saat ayrı kalacak olmak bile dehşete düşürürdü beni. Rüyalarımda da onu görmeyi, onunla hemhal olmayı dileyerek isteksizce dalardım diş bilediğim uykuya.

Beni kınayanlar, yadırgayanlar da vardı tabii. Olmaz olur mu! Böyle nereden çıktığı belirsiz minicik bir böceğin peşine takılıp gitmek, cazibesine kapılmak… Bu uğurda insanlardan, dünya işlerinden tamamen uzaklaşmak, elini ayağını çekmek. Bunu aptalca, çocukça buluyorlardı nedense. Delinin teki olduğumu düşünenler çoğunluktaydı muhtemelen. Böceğimin ne derece sıra dışı, sevecen, bilge bir yaratık olduğunu bilmeyen, hayal gücü son derece sınırlı, ruhları kısır, sığ kimselerdi bunların tümü de bana kalırsa. Zaten böceğim de adam yerine koymazdı onları hiç, görmezden gelirdi tamamen, Amaan… aldırma şu aptallara, derdi bana. Keyfimize bakalım biz, birbirimizi, hayatı, dünyayı sevmenin eşsiz tadını çıkaralım olabildiğince.

İkimiz de çalışmıyorduk. Zaten uçup durmak dışında bir uğur böceğinin yapabileceği türden bir iş yoktu bizim buralarda. Bana gelince, galiba tembelin, parazitin, aklı beş karış havadanın tekiydim. Çalışmadan da yuvarlanıp gidiyordum işte bir güzel. Mal mülk derdinde olan bir insan değildim. Bir biçimde karnım doyuyordu. Gezip tozmak, aldığım her soluğun tadını ayrı ayrı çıkarmak, böceğimle saatlerce sohbet etmek, şakalaşmak, sık sık girdiğimiz uzun süreli gülme krizleri tüm zamanımı mükemmelen dolduruyordu. Aptal, fani uğraşlara ayıracak ne vaktim oluyordu ne hevesim ne de gücüm. Nasılsa çalışan yeterince insan vardı dünyada, birkaç kişinin çalışmaması kurulu düzeni bozmaz, topluluğun varlığını tehdit edecek boyutta bir tehlike yaratmazdı. Zaten her toplumda aylaklar, boş gezenin boş kalfalığı kadrosunu keyifle işgal eden bencileyin aykırı kişiler yok muydu?

Aslında kabullenmekte zorlansam da yakın bir tarihte buralardan çekip gideceğinin sinyallerini uzun zamandır veriyordu canım böceğim. Eski tadı, keyfi yoktu. Örneğin, dans ederken çabucak yoruluyor ya da sıkılıyor, birlikte şarkı söylerken eskisine oranla daha alçak perdeden terennüm ediyor, geceleri her zamankinden erken yatmayı öneriyor, çok az yiyor, arada uzaklara, özellikle kırlara, koruluklara dalıp gidiyor, esprilerime, yaptığım şaklabanlıklara eskisi kadar gülmüyor, hatta zaman zaman bunların hiç de komik olmadığını söylüyordu bana acımasızca. Önceleri, türüne özgü ufak çaplı bir depresyon geçiriyor bu herhalde, nasılsa yakında düzelir, eski şen şakrak haline döner, diye düşündüm. İşlerin bu noktaya varacağını öngöremedim. Mutluluğumuzun sonsuza dek, ya da hiç olmazsa birimiz hakkın rahmetine kavuşana kadar süreceğine içtenlikle inandırmıştı beni; belki de ben kendi kendimi inandırmıştım bu saçma, olmayacak masala. İlk günkü heyecanımız hiç sönmez, hatta giderek yoğunlaşır, alevlenir, tüm dünyayı sarar sanmıştım. Ne yazık ki yanılmışım. Bayramlar uzun sürse de, er yada geç sonları gelirmiş. Hiç kimse o kadar şanslı, ayrıcalıklı olamazmış, gün gelir saadet de uzak, acı veren bir hatıraya dönüşürmüş meğer. Hem de nedeni böyle pek bilinmeksizin.

Böceğim giderken bana üzülmememi tembihledi. Yakında tekrar mutlu olurmuşum nasılsa. Mayamda sonsuz bir iyimserlik ve sâfiyet varmış benim. Belki hemen yarın başka bir böceğe kaptırırmışım uçarı gönlümü ya da güzel, akıllı bir kadına. Zaten bir böcekle bir âdemoğlunun dostluğu çok da doğaya uygun değilmiş doğrusunu istersen. Birini bulup, güzel-çirkin, yaşlı- genç demeden evlenirmiş benim yerimde olsa. Zaten kendisi de ülkesine varınca aynısını yapacakmış. Yetermiş artık bu kadar çocukluk, serserilik, havailik. Bizi kınayan kimseler çok da haksız sayılmazmış yani. Beni, bu sevgili insan dostunu asla unutmayacak, belki arada bir, kısa süreliğine de olsa ziyaretime gelecekmiş. Gözyaşı dökmeme hiç gerek yokmuş yani o böyle kendi aydınlık dünyasına doğru hevesle, heyecanla kanat çırparken.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR