Sanat Tarihini Şekillendiren Rekabetler

Sanat Tarihini Şekillendiren Rekabetler


Twitter'da Paylaş
0

Matisse’in ikonik eseri Mavi Çıplak (1907) “Picasso’yu ne yaptığına dair tekrar düşünmeye itti” ve Avignonlu Kızlar (1907) eserini yaratmak için ihtiyaç duyduğu ilhamı ona verdi. Matisse Picasso’nun yaptığı resmi gördüğünde onu “öğrenilmeye değer bir ressam” ilan etti.

Tarih boyunca sanat dünyasındaki hatırlanmaya ve meşhur olmaya dair beklentiler, kuvvetli rekabetlere neden oldu. Bunlardan bazıları yaratıcı durumlara yol açarken diğerleri oldukça yıkıcıydı. Sonuç ne olursa olsun sanatçı rakipler, eserler ortaya koymanın sınırlarını çizdiler. Aşağıdaki listede bu rekabetlerin beş örneğini bulabilirsiniz.

Michelangelo ve Raphael

1504 yılında genç sanatçı Raphael Rönesans İtalyası’nın Fra Bartolommeo, Leonardo ve Michelangelo gibi isimlerinden etkilenen tarzıyla üne kavuştu. Yirmi altı yaşındayken Papa II. Julius tarafından Vatikan Sarayı’nın kütüphanesinde fresk yapması için davet edildi. Bu iş için seçilmesi Leonardo ve Michelangelo gibi ünlü isimleri alt etti ve ortaya çıkardığı eser birçok olumlu tepki topladı. 

Michelangelo bu durumdan hoşnut değildi. Robert S. Liebert’in belirttiği üzere Raphael Michelangelo’nun öfkesine maruz kaldı. Cevap olarak Raphael The School of Athens (Atina Okulu) adlı eserinde Heraclitus figürüne Michelangelo’nun yüzünü verdi. Amacı tabii ki onu ölümsüzleştirmek değildi. Heraclitus’un kişiliğini, yani sinirli davranışları ve rakiplerine karşı takındığı kibirli tavrını Michelangelo’nunkine benzetiyordu

Ingres ve Delacroix

Fransız resim sanatının iki devi arasındaki rekabet 19. yüzyılda ortaya çıkan, Jean-Auguste-Dominique Ingres’in desteklediği geleneksel neoklasik stil ve Eugene Delacroix’nın tarzı avangard romantizminin arasındaki çatışmadan kaynaklandı. Ancak aralarındaki tartışma yalnızca bunun etrafında şekillenmedi, çizgiye ve renge verilen ahlaki değerlerle ilgiliydi. Ingres’e göre çizgi ve soyutlama bir çeşit ahlaki ve evrensel durumu yansıtıyordu, mantık dışı çizimler yok edilmeliydi. Renklerin kullanımında usta olan Delacroix bu açıdan ondan çok farklıydı. Ingres bir keresinde sanatçının eserlerini kastederek, “Delacroix’ya bakamıyorum. Kükürt kokuyor,” dedi. 

Greenberg ve Rosenberg

Bu iki ünlü sanat eleştirmeni ve savundukları sanatçılar, Amerikan soyut ekspresyonizm akımının doğmasına yol açtılar ve ABD’nin sanat alanında ön plana çıkmasını sağladılar. Clement Greenberg, Jackson Pollock’un işlerini beğenirken rakibi Harold Rosenberg, Willem de Kooning’in resimleriyle ilgileniyordu. Greenberg soyut resmin, sanatın gelişmesinde önemli bir yeri olduğu fikrini destekledi, ancak Rosenberg bu görüşü reddetti ve resmin bir şeyi yansıtmaktan ziyade bir olayı kaydetme özelliği olduğunu savundu. İkili yazdıkları eleştirilerde birbirlerinin görüşlerini yerden yere vurdular.

Matisse ve Picasso

Henri Matisse ve Pablo Picasso arasındaki rekabet saygılı bir tutum sergilese de birbirlerini, ortaya koydukları eserlerle kışkırtıyorlardı. The Art of Rivalry (Rekabetin Sanatı) adlı kitabında eleştirmen Sebastian Smee Matisse ve Picasso’nun ilişkisini “modern sanatın benzerine tanık olmadığı bir drama” şeklinde tanımladı. Picasso yirmili yaşlarındayken kendinden on iki yaş büyük olan Matisse’e meydan okudu ve bu, ikilinin sanatta ilerlemelerini başlatan olay oldu. Smee’ye göre Matisse’in ikonik eseri Mavi Çıplak (1907) “Picasso’yu ne yaptığına dair tekrar düşünmeye itti” ve Avignonlu Kızlar (1907) eserini yaratmak için ihtiyaç duyduğu ilhamı ona verdi. Matisse, Picasso’nun yaptığı resmi gördüğünde onu “öğrenilmeye değer bir ressam” ilan etti. İkisi arasındaki rekabet algısının avangart sanatı destekleyen şair Apollinaire tarafından yaratıldığı söyleniyor. Paul Guillaume’nin galerisindeki 1918 tarihli Matisse / Picasso sergisi için yazdığı basın bülteninde sanatçıları “çağdaş sanatın karşıt görüşlerinin en ünlü iki sanatçısı” olarak lanse etti. 

Van Gogh ve Gauguin

Vincent van Gogh ve Paul Gauguin başlangıçta arkadaşlardı. Van Gogh Güney Fransa’daki sanatçı komünü kurmak istediği Arles kasabasına Gauguin’i davet etti. Kısa süreliğine de olsa Sarı Ev adı verilen binada birlikte çalıştılar ve yaşadılar. Aralarında ikisinin de faydasını gördüğü dostça bir rekabet doğdu. Ancak bir süre sonra olaylar ters gitmeye başladı. İkisi de zor karakterlere sahipti. Van Gogh’un akli dengesi bozuktu. Gauguin arkadaşını Ayçiçeklerinin Ressamı eserinde resmederken Van Gogh ona “Bu benim, ama deliren ben,” demişti. Daha sonraları bir kafede Van Gogh Gauguin’in kafasına apsent bardağı fırlattı.

Bazı söylentilere göre Van Gogh, Gauguin ile kavga ettikten sonra kulağını kesti ve kanlı kulağı yakınlarda bulunan bir genelevdeki hayat kadınına verdi. Ancak ilişkileri öyle kontrolden çıkmıştı ki bunla ilgili başka teoriler öne sürülmeye başlandı. Tarihçi Hans Kaufmann’a göre kavga ederken kendini savunmak isteyen Gauguin, Van Gogh’un sol kulağını kesti. Van Gogh uzmanları kendine zarar verdiği konusunda hemfikir olmalarına rağmen Kaufmann ikilinin o günü anlatma biçimlerindeki tutarsızlıklara ve Van Gogh’un Theo’ya yazdığı mektuplardan birinde “Ne var ki Gauguin tehlikeli silahlarla donanmamış” yazmasına dikkat çekti.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Artnet)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR