Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Mayıs 2022

Öykü

Boş Çuval

Öznur Turan

Paylaş

4

0


Gözlerini açıp tavana baktı. Yabancı tavanı fark edince hastanenin kasveti üzerine çöktü. Kulaklığı hala kulağındaydı. Hastaların sesini duymamak için son ses klasik müzik açıp gözlerini dinlendirmek istediğini hatırladı. Sağ elini eşofmanının cebine atıp telefonunu çıkarıp saate baktı. Telefonun ekranında saatin 10.10 olduğunu görünce yüzünde güller açtı. Hastalık kokan çarşaftan sıyrılarak doğruldu. Şişmiş ayaklarına terliklerini geçirdi. Yandaki ve karşı yatakta yatan hastalar onun ayaklandığını görünce gülümsediler. İki gündür birbirleriyle hiç konuşmadan aynı odada bekliyorlardı.

Sevgi ayıp olmasın diye yüzüne yapay bir gülümseme takındı. Sol kulağından kulaklığı çıkartarak oda arkadaşlarına, ‘’Günaydınlar.’’ dedi. Sağ yatakta yatan meraklı hasta doğruldu, yüzüne kan geldi. ‘’Günaydın.’’ dedi. Karşı yataktaki hasta kırgın, ağlamaklı sesiyle, ‘’Günaydın’’ dedi. Sevgi zorunlu görevini yerine getirmenin sevinciyle kulaklığını tekrar kulağına taktı. Pencere kenarına doğru yürüdü. Sağ yataktaki meraklı hasta konuşulmayacağını anlayınca ezildi, büzüldü. Çarşafındaki hastane amblemiyle oyalanmaya başladı. Hastanenin isminin harflerinin üzerinden birinci sınıf öğrencisi gibi parmaklarıyla geçiyordu. Karşı yataktaki hasta yüzünü duvara döndü gözlerini sımsıkı yumdu ve düşüncelerini uyutmaya çalıştı.

Sevgi tutukluluk yapan pencerenin kolunu zorla çevirdi. Pencere gıcırdayarak açıldı. Odaya serin sonbahar kokusu dolmaya başladı. Boğucu hastane kokusu tek gözü açılan pencereden sokulan sonbahar kokusuna yeniliyordu. Sevgi pencerenin önünde gözlerini kapattı. Ciğerlerini doldururcasına temiz havayı içine çekti. Dirsekleri üzerinde pencerenin mermerine yaslandı. Mahallenin meraklı komşuları gibi beline kadar pencereden aşağıya sarktı.

Hastane kapısı kalabalıktı. Kapıdan girip çıkanların haddi hesabı yoktu. Kimi hastaneden çıkmanın, kimi hastalığından kurtulmanın, kimi kucağındaki bebeğin sevincini yaşıyordu. Bir de baştan ayağı hüzün, korku, telaş kokan insanlar vardı. Bir hastane kapısı, ne çok şey anlatır insana, diye geçirdi içinden. Karşısında Morg yazan tabeladan hızla uzaklaştırdı gözlerini. Bahçedeki ağaçlara döndü yüzünü. Hafif bir ürperti hissetti. Ağrıyan belini tutup, dişlerini sıkarak pencere kenarından doğruldu. Serin havayı ve odayı camı kapatarak ayırdı.

Yüzüne dökülen perçemlerini eliyle geriye itti. Birkaç inatçı saçları kulağının arkasına sıkıştırdı. Ellerini göğsünün altında karın hizasında birleştirerek destek arayan omzunu duvara yasladı. Dışarıda akan hayatı seyretmeye devam etti. Ağaçların dallarının sallanmalarını sararan yaprakların rüzgârın etkisiyle dallarından koparak savrulmalarını izledi. Gökyüzünü aniden karabasanlar sardı. Kara bulutlar binaların çatılarına düşmüş. Binaların balkonlarındaki çamaşırlar uçuşuyordu. Yerden poşet, kâğıt, tüketilen gıda ambalajları yükseliyordu. Karşı binanın giriş katında açılışı yapılan cafenin balonları, çelenkleri savruluyordu. Dağılan çelenklerdeki yapay çiçekler asfalt yolları renklendiriyordu. Fırtına kendisine teslim olan her şeyin yerini değiştiriyordu. Ağır ağır yürüyen insanlar koşturmaya başladılar. Çocukların yüzünde bir gülümseme fırtınayla uçuşan balonları işaret edip annelerinin çekiştiren ellerinden kurtulmaya çalışıyorlardı. 

Sevgi çocukları seyrederken istemsizce karnına dokundu. Parmak uçları kaydı, kasıklarına indi. Kasıklarındaki sancı göğsünü sıkıştırdı. Çocuğu olmadığı için eşinden ayrılmıştı. Şimdi de kalınlaşan rahim duvarı yüzünden rahminden ayrılacaktı. Dişlerini sıktı. Gözlerini ağaçlara çevirdi. Kendisini yaprakları dökülmüş bir ağaç gövdesi gibi hissediyordu. “Hiç çiçek açamayacağım, meyve veremeyeceğim.” diye geçirdi içinden. Yeni dikilmiş çam ağaçlarının yeşiline kaydı toprak rengi gözleri. Fırtına şiddetlenmişti. Çam ağaçları fırtınaya boyun eğiyor. Fırtınanın yönüne doğru başını toprağa eğiyordu. Sevgi “çam ağaçları fırtına sayesinde toprağı öpüyor.” diye düşündü. Gülümsedi. Mimikleri tutuldu. Boğazına bir yumru oturdu. Ellerini kasıklarından çekip yüzüne götürdü. Parmak uçlarıyla yanaklarını okşadı. Usulca boynunun kulağının arkasında gezdindi. Kulağında bir fısıltı duyar gibi oldu. Turgay’ın ılık nefesini boynunda hissetti. Kısık sesiyle, “Seni seviyorum.” diye söyleyen Turgay’ın fısıltısını duyumsadı. Seviyordu Turgay’ı ama ona bir çocuk veremezdi. Eski eşinin çocuk veremediği için ondan ayrılması gibi bir gün Turgay’ın da ondan ayrılacağını düşünüyordu.

Tekrar çam fidanlarına takıldı buğulu gözleri. Çam fidanları köklerinden ayrılmamacasına eğilip sımsıkı toprağa sarılıyordu. Fırtına çam fidanı ile toprağı ayıramıyordu. “Fidan toprakla büyüyecek yavru kozalakları olacak. Toprakla daha sıkı bağlarla bağlanacak. Ben Turgay’a yavru veremeyeceğim.” diye düşündü. Birden gülmeye başladı ağız dolusu gülüyor. Kahkahalarına gözyaşları eşlik ediyordu. Yataklarında yatan hastalar ayaklandılar. Onlar da pencere kenarına geldiler.

“Hayırdır canım neye gülüyorsun?” diye sordu meraklı olanı. Uyuklayan hasta dikkatle dışarıya baktı. Gülünecek bir şey göremedi. Sevgi, “Yok bir şey aklıma komik bir olay geldi. Ona güldüm. Siz rahatınıza bakın.” dedi. İki kadın birbirlerine imalı bakışlar atarak yataklarına gittiler.

Sevgi Turgay dan ayrılışını düşünüyordu. Hiçbir açıklama yapmadan ayrılmıştı. Turgay’ın dünyası başına yıkılmıştı.  “Bir çam ağacı kadar olamadım. Sarılıp toprağıma, beni bırakma. Sımsıkı sarıl bana diyemedim.” diye hayıflandı.

O sırada odayı bir ağlama sesi kapladı. Sevgi’nin karşı yatağındaki uyuklayan kadın gözleri kapalı ağlama krizine girmişti. Sevgi düşüncelerini pencere kenarına bırakıp kadının yanına gitti.

“Neyin var? Neden ağlıyorsun?”

Kadın gözlerini hiç açmadı, elindeki telefonu uzattı. Sevgi telefondaki mesajı okudu. “Canım sevgilim. Odanın kapısında bekliyorum. Çık dışarıya.’’ Sevgi gülümsedi. ‘’Eee ağlamanın sırası mı? Hadi kocan dışarıda seni bekliyor kalk git.’’ derken ağlayan kadının saçlarını okşadı. Kadın hem burnunu çekiyor hem iç çekerek; “Eksiğim ben. Eksik. Rahmim alındı. Görmek istemiyorum kocamı. Bir erkekten farkım yok artık’’ diyerek çarşafın altına saklandı. Sevgi kalktı. Yatağının yanındaki dolabı açarak çantasını çıkardı. Siyah deri çantasının fermuarını açarak içinden makyaj çantasını aldı. Ağlayan kadının yanına gitti. “Hadi bırak ağlamayı. Gel sana bir makyaj yapayım. Yüzüne renk gelsin.” Ağlayan kadın yatağında doğruldu. Gözyaşlarını elindeki peçeteyle sildi. Sevgi peçeteyi alıp kadının yuvarlak yüzünü iyice kuruladı. Kremle solgun yüzü nemlendirdi. Kadının ela gözlerine hayranlıkla bakarken konuştu: ‘’Rahim çocuk doğurmak için var olan bir organ. Amacı sadece dünyaya getireceğimiz bebeğe geçici yuva olmaktır.’’ Karşı yatakta yatan meraklı hasta kalkıp yanlarına giderken konuştu. “Nasıl rahim sadece çocuk doğurmak için bir organ dersin. Kadını kadın eden rahimdir. Rahim olmasa kadın boş bir çuvaldır.” Sevgi kadına sus işareti yaparak ters ters baktı. “Evet, asıl rahim boş bir çuvaldır. Sadece çocuğu taşır. Kadınlığı rahime bağlamak yanlıştır. Rahim olmadan da kadınlar haz duyarlar. İlişkide haz almak duygusal bağ ve zihinle gerçekleşir. Kocanla aranda her şey eskisi gibi olacak tek fark hamile kalma riskin olmayacak.” Sevgi konuşurken bir yandan da ağlayan kadına makyaj yapıyordu. Ela gözlerine sürme çekip, allık sürdükten sonra. Kadının kalın dudaklarına kırmızı ruj sürdü. Ve çantasındaki aynayı çıkartarak kadına tuttu. Ağlayan kadın o değilmiş gibi hayranlıkla aynadan kendisini izledi. Bakışlarından dişilik akıyordu. Aynadaki yansımasından memnun kaldığı her halinden belliydi. Sevgi’nin boynuna sarılarak “teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.” dedi ve koşar adımlarla kocasına koştu. Sevgi ağlayan kadının kapının önündeki cıvıldayan sesini duyunca, makyaj malzemelerini toparlamaya başladı.  İçinden, Benim de tek ihtiyacım saçlarımın okşanarak bu sözleri duymaktı, diye geçirdi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Charles Dickens’ın Dekoratif KitaplarıPınarnaz Eren
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

31 Mart 2026

Hayal Gücü, Yalnızlık ve Arkadaşlık

Çocuklar bazen bir teleskobun başında, bazen bir bakım evinin koridorunda, bazen de görünmez bir arkadaşın yanında kendilerine küçük dünyalar kurar.Çocuk edebiyatının en ilginç taraflarından biri, çocuklara yazılmış gibi görünen metinlerin çoğu zaman yetişkinlere d..

Devamı..

Acısız

Sevil Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024