Çalışkan
29 Ekim 2018 Öykü

Çalışkan


Twitter'da Paylaş
0

Balkon camında kül tablası ve boş kahve bardağı var. Yerlerde kahverengi lekeler. Bir gazete kenara fırlatılmış. İki tane boş terlik balkonun hemen girişinde duruyor. İkisinin de ayakları çıplak. Kadının üzerinde dizlerine kadar gelen bir etek var. Adam şortuyla oturuyor. Adamın birası kül tablasının hemen yanında. Kadınınsa bardağı elinde. Balkon demirlerine yaslanmış. Zaman zaman çenesini bardağına dayıyor, bir şey düşünüyormuş gibi duruyor. Suskun. Arada bir gözlerini adama çeviriyor, adam fark ettiğinde hemen başka bir yere bakıyor. Bacaklarıyla yavaş bir ritim tutturuyor, bir şarkı mırıldanıyor. Kızıl saçları omuzlarına yayılmış. Dudaklarında kırmızı ruj. Adam birasından bir yudum alıyor. Gülümseyerek kadına bardağını gösteriyor. Kadın kafasını sallıyor. Adam kadının bardağını alıp bira dolduruyor.

Caddeden bir düğün konvoyu geçiyor. Silah atarlar diye ürküyor adam. Kadını elinden tutuyor, “Biraz içeri doğru yanaş istersen,” diyor. Kadın elini teslim ediyor adama, boş sandalyeyi çekip oturuyor. Oturunca adam kadının elini bırakıyor. Kül tablasında adamın sigarası var, kadın sigarayı alıp bir nefes çekiyor, gülümsüyor. “Sen içiyor muydun,” diye soruyor adam, ağzı hafif aralık. “Bazen,” diyor kadın, “kızdınız mı?” Adam sigarasından bir nefes çekiyor, yanakları şişkin, “I-ıh” diyor. Sigarasını küllüğe bastırırken, “Niye kızayım ki,” diye soruyor. Kadın susuyor.

Güneş batmak üzereyken bulutların arasından sıyrılmış. Gün sanki yeni başlıyor. Kadın telefon etmişti, “Sizin oralardayım, soğuk bir şeyler aldım, gitmeden son kez oturalım isterseniz,” demişti. Şimdi telefonuna bir şeyler yazıyor. Adam Hürriyet’in Seyahat ekini eline alıyor. Yaz geldi diye düşünüyor, aklında tatil planları. Nereye gidecek, kimle çıkacak? Kadın telefonu bırakıp adamın yanına yanaşıyor. Gazetedeki gemi fotoğrafını gösterip gemi turlarına gitmeyi çok istediğini söylüyor. Sonra denizi seyrediyor uzun uzun. Adam dolaptan iki bira daha alıp getiriyor. Kaselere cips ve kuruyemiş dolduruyor. Karşı balkonda başörtülü yaşlı bir kadın. Gözlerini kısmış onlara doğru bakıyor. Sonra balkonundaki çiçekleri sulamaya başlıyor. Ama gözleri saksılarda değil, onlarda. Neden sonra içeri giriyor. Yoldan bir kamyon geçiyor. Üzerinde onlarca plastik top. Rengarenk. Kamyonun geçişini izliyorlar. Sonra birbirlerine bakıp gülümsüyorlar. Kadın telefonundan bir şarkı açıyor. Mehmet Güreli-Kimse Bilmez. Adam şarkıya eşlik ediyor. Kadın adamı izliyor. Gözleri doluyor.

Şarkı bitince adam, kadına doktorayı nerede yapmak istediğini soruyor. Ona bazı şehirler ve üniversiteler öneriyor, yurt dışına gitmesi gerektiğini anlatıyor. Kadın daha önce Erasmus’la İtalya’ya gittiğini, bu şehri çok sevdiğini, Roma’ya özellikle aşık olduğunu belirtiyor. Bir kez de bir konferans için beraber gittiklerini hatırlatıyor ve sonra susuyor, tekrar denize bakıyor.

Adam birasından bir yudum alıyor, “İtalyan erkekleri yakışıklıydı değil mi?” diye soruyor, gülüyor. Merakla kadına bakıyor. Kadın omuz silkiyor.  Hiç adama bakmadan Avrupa’nın başka ülkelerine de gidebileceğini, fakat ortalamasının çok yüksek olmadığını söylüyor. Adam sandalyesinde doğrulup bir kaşını kaldırıyor. “Ortalaman yüksek değil mi, fakat sen çalışkan bir öğrencisin,” diye soruyor. Kadın başını ellerinin arasına alıyor, bir an öyle duruyor, sonra kaldırıp, “Hayır hocam,” diyor, “ben sadece sizin derslerinize çalışıyordum.”  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR