Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ocak 2023

Öykü

Can Özel ile Nasıl Karşılaşmalı?

Ayşe Nilay Özkan

Paylaş

0

0


Onun resmini televizyonda hiç görmedim, gazetede de. Twitter’ın kalabalık akışında önüme düşüverdi, ben de davete icabet edip okudum yazdığı eleştiriyi. Savunduğu fikirlerine ve yorumlarına katıldığımı söyleyemem ama yazısını sonuna kadar bana okutabildi. Bu, özellikle benim gibi dikkati dağınık biri için hiç de azımsanacak iş değil aslına bakarsanız.

Okumayı bitirdikten sonra yazarının adına baktım: Can Özel. Hiç duymamıştım. Eleştirinin az olduğu edebiyat dünyamıza yeni bir güneş mi doğuyor yoksa dedim. Sivri dilli ama nezaketten ayrılmayan akılcı bir metindi önümdeki. Bahsettiği eseri hasbelkader okumuştum. Aslında çok iyi bir okur sayılmazdım ama dost sohbetlerinde konuşacak kadar da olan biteni bilirdim. Cahilliğini iyi saklamayı bilenlerdenim. Beni çok yakından değil, uzaktan tanıyanlar bana entelektüel bile der. Neyse, eseri bildiğimden Can Özel’in neden bahsettiğini anlayabildim. İşaret ettiği eksikliklere de düşündükçe hak verdim. Ama bu ilk okuduğum zamanda olmadı. Bundan önce yazının solundaki küçük fotoğrafına baktım. Avucuma sığan telefonun ekranından yüzünü iyi seçemedim. Fotoğrafı başparmağım ve işaret parmağımla çekiştirdim. Oldukça büyüdü. Gözlerinin ela olduğunu görmeme yetecek kadar. Çok hoş bir erkek olduğunu anlayacak kadar.

Biraz okuyorsanız, aklınız biraz çalışıyorsa e az da olsa hayatı sorguluyorsanız kafanıza göre birilerini bulmanız, onlarla rastlaşmanız oldukça güç. Hele ki yeni anlamıyla flört denen bir durum varken. Biriyle tanışıyorsun, anlaşıyorsun, kıymetli özelini paylaşıyorsun da bir türlü adına sevgilim diyemiyorsun. Bu bağlamda birkaç başarısız flörtüm oldu ki birinin gerçek anlamda sevgilim olmasını çok istemiştim. Olmadı. Kısmet değilmiş.

Can’ın elime sığan fotoğrafına tekrar baktım. Gözlerini büyütebildiğim kadar büyüttüm. Arada sarı hareler mi vardı yoksa? Çok da emin olamadım. Dokunduğum parlak yüzeyin sert soğukluğunu o anda kavradım. Parmaklarımın ucunda keşke kara kirpikleri olsaydı diye hayal ettim.

Birine bir şeyler mi hissettiniz? İlk başvurulan yere adını yazdım. Pek çok sayfa çıktı. Hepsini ayaküstü okudum. Biliyorsunuz dikkat sorunum var, öyle detaylıca okumaya sabrım izin vermiyor. Zamanım da var ama üşeniyorum işte. Neyse ki üstünkörü okusam da konuyu hemen kavrarım. Lafı uzattım. Tüm yazdıklarına göz gezdirdim. Kafamda onunla ilgili verdiğim yargı daha da temellendi, hatta o temel onu gözümde biraz daha büyütmeme sebep oldu.

Cancığımın tüm sosyal mecralardaki hesaplarını takip etmeye başladım. Bana bir tarih söyleyin o zaman nerede kiminle nasıl bir fotoğraf çektirdiğini ezberden söyleyecek kadar iyi... Edinebildiğim tüm bilginin ışığında bana layık olabilir dedim.

Bir paylaşımının peşinden sabırsızlıkla yola çıktım, metroya bindim sekiz durak geçtim, merkezde indim. Onlarca basamağı koştur koştur çıktım, bira içtiği lokale ulaştım. Nefes nefese. Metroda internet çekmez. Ben yoldayken yeni bir paylaşım yapmasın mı? Şehrin öte ucundaki jazz bara geçmişler. Haydaa. Olacak iş mi şimdi? Ama durmadım, oraya da gittim, içeriye almadılar kapasite doluymuş. Şu hastalık meselesinden. Taa o yıl işte.

Doktorasını yaptığı üniversitenin tüm kantinlerini gezdim, sadece bölümün kantinine gitmiş olduğumu düşünmeniz beni gerçekten kırar. Ben o kadar sığ mıyım? Aşk olsun. Önce kendi bölümünden başladım. O kantini merkez noktası yaptım. Yarıçapını ise üniversitenin kapısına uzattım. O geniş daire içindeki tüm kantinlere baktım. Onlarca tost yedim, yüzlerce sigara içtim. En güzel çay mimarlıktaymış onu anladım. En temiz tuvalet de inşaat laboratuvarında.

Bir ipucu bulurum diye tekrar yazılarının başına oturdum. Kelime kelime şifresini çözmeye çalıştım. Beceremedim. Harfleriyle nerede olduğunu bir türlü fısıldamadı bana. Yazılarının olduğu internet siteleri oyun kâğıdı olsaydı o kâğıtlardan şato yapmıştım. İçine de ikimizi koymuştum.

Arkadaşlarıma çaktırmadan onu tanıyıp tanımadıklarını sordum. Laf arasında adını geçirdim. Kimse yüzüme bakmadı.  Şu muhtarından yaşlı heyetine herkesin herkesi tanıdığı soğuk, ayaz ve gri şehirde hiçbir ortak tanıdığımızın olmadığını kavradım. İnanılmaz bir şeydi.

LinkedIn den lisesini öğrendim. Facebook’tan lisenin sayfasını takip ettim. İki yıl üst üste mezunlar gününe gittim, orada ne dağıttılarsa yedim, şiştim. Yok. Karşılaşmadık.

Paylaşımlarında simit yediği yerde oturdum. Tam o noktada, konumundan koordinatları kontrol ettim. Etrafındaki tüm tezgâhların başında duran adamların ağızlarını aradım. Bana seksen simit, kırk altı çay, mevsimine göre erik, çekirdek ve kestane sattılar. Yürüdüm dediği yollarda yürüdüm. Önüme çıkan taş ayağına takılmış mıdır diye içlendim.

Gazetede kerli ferli yazarın onun eleştirisine kaba bir yanıt verdiğini okudum. Önce gazeteyi sonra o yazarın kütüphanemdeki tüm kitaplarını sayfa sayfa yırtıp hışımla çöpe attım. Davlumbaz iyi çalışsaydı yakardım da dumanı dert eden komşulardan korktum.

Bu kadar şey yapana kadar DM den yürüseydin ya diyorsunuz. Buna ancak gülerim. Dediğiniz benim zekâmla dalga geçmektir. Buna asla ve kat’a izin vermem. Siz sanırım benim ne kadar hassasiyetle planlama yaptığımı henüz anlayamadınız.

Sosyal medyadan mesaj atıp bir bahaneyle tanışacak bir sürü kadın olabilir. Onun yazısıyla ilgili akıllıca bir yorum yapılabilir. Dikkati çekilebilir. Yazılan yazılar karşılıklı değişilir. Laf lafı açar, kentten bahsedilir. Kışın nerede salep içilir yazın ise dondurmasını kendisini yapan pastanenin bahçesinin saat kaç ile kaç arasında serin olduğu söylenir. E serde kibarlık var elbet bir yere davet edilir. Oradan bir ışık çakar, umut olur. Babambam çarpan kalplerle buluşulacak pastaneye gidilir. İlk oturan diğerini gelirken seyreder. Bir temas kesin olur ama ikincisi olur mu belli olmaz. Ben o mesajı atacak kadın değilim. Can’ın beni görmesi, göz göze gelmemiz, benim bakışlarımı ondan kaçırarak yanından süzülmem, bir şekilde dikkatini çekmem, yanından geçerken parfümümü koklaması, boynumdaki ince kaşmir atkıyı atarken benden uçuşan sıcaklığı hissetmesi, arkamı dönüp vestiyerdeki adama teşekkür ederken çıkan nazik ve çatallı sesimi duyması lazım. Yanaklarımın nasıl kızardığını arkam dönük olduğundan görmese bile hayal etmesi lazım. Tüm bunların benim adımı bile bilmezken olması lazım.

Düşün, düşün sonunda onunla tanışmak için bence müthiş bir yol buldum: Bu satırları yazmak. Ve siz sevgili okura, evet size ulaşmak. Ne demiş Arzu Tramvayı’nın baş karakteri Blanche DuBois: “Yabancıların nezaketine her zaman güvenmişimdir.” Sizin kibarlığınıza ve yardımseverliğinize güveniyorum. Bu metni okuduktan sonra eğer tanıyorsanız bizi buluşturacağınıza inanıyorum. Tanımıyor musunuz?  Baktınız benim için yapabileceğiniz hiçbir şey yok, bir akıl verebilirsiniz en azından: Can Özel ile nasıl karşılaşmalı?

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Delilik de bizim akıllı seçimimiz ols..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mercan Barışkan

20 Eylül 2025

Alt Kat

Sigara uğruna…Açık bahçe kapısının tam önüne denk gelen, her seferinde lanet okuduğum o eski püskü sandalyede bir bacağımı kıvırıp altıma almış oturuyordum. Sevgi Hanım dün akşam yemek saatinde gizlice üst kata çıkıp gördüğü ilk odaya, yani benim odama girmiş, tüm sigaralarımı çalmıştı. Nasıl..

Devamı..

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024