Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Kasım 2021

Öykü

Can(sız)latan Manken

Defne Karadağ

Paylaş

0

0


Ara sokaktaki balıkçı meyhanesinde akşam için hazırlıklar devam ederken Narin mutfağı köşe bucak temizledi, özene bezene hazırladığı on çeşit mezeye gururla baktı, güneşin batmak için sabırsızlandığı dakikalarda, patronunun övgüsü eşliğinde maaşını alarak meyhaneden ayrıldı.

Annesine ne zamandır almak istediği o bluzu bugün alacak olmanın verdiği derin huzurun keyfiyle sabırsızca attı adımlarını. İçi pazar curcunasını andıran bir mağazanın indirim gününe denk gelmişti, bu manzara canını sıktı. Büyük beden anne bluzu satan başka mağaza bulması, zordu bu semtte. Mecbur girdi. Kasanın önü, ramazan pidesi kuyruğu gibi sabırsız insanlardan oluşmuş bir zinciri, reyonların önü ise pazar tezgâhlarına birbirini itekleyerek üşüşen kadınların, birbirine girmiş iplerin yumaklanmış halini andırıyordu.

Başını, iç kapının sağındaki vitrine doğru çevirdi, gözü düştü düşecek gibi duran cansız mankene takıldı. Üzerinde yeşil, sarı ve kırmızı renkli kumaştan dokunmuş bir oduncu gömleği, altında kiremit rengi, bileklere kadar inen pileli bir etek vardı. Mankenin arkaya doğru kıvrılmış kolunda oyuklar, parmaklarında ince aralıklı delikler vardı. Yıpranmış, rengi soluk plastikten vücudu üflesen yere yığılacak eğrilikteydi. Yandan ve arkadan görebildiği bu mankenin yardıma ihtiyacı olan insana benzeyen hali, yüzünü görme isteği ile içini tırmaladı. Öte yandan, annesine alacağı bluz düştü aklına yeniden. Bir hışımla bluz reyonunun önüne attı kendini. Kadınlar, özenle katlanmış bluzları çekiştiriyor, üzerlerine tutup birbirlerinden teyit alıyor, ardından olsa da olmasa da fırlatıp bir yenisini çekiştiriyordu. Narin bu saçma kalabalığa dahil olan herkesi bir anlık cinnetle, oracıkta öldürmeyi düşündü bir an. Ne kibarlıktan, ne müsaadeden anlıyorlardı. Bu hummalı kargaşanın arasında nefes almakta zorlandı, soğuk soğuk terler dökmeye başladı. Kendini köşeye sıkıştırılmış bir hamam böceği gibi hissetti, dışarı fırladı.

Mağaza kapısının önünde derin bir nefes aldı, çantasından çıkardığı sigarasını yaktı; semtin kepenk indiren esnaflarını izleyerek tüttürdü. Bluzu almaktan vazgeçmişti, eve gitmek için davrandığı sırada, vitrindeki mankeni hatırladı. Göz kapağının biri kapalı olan mankenin diğer gözünün üzerini kırmızı peruktan sarkan sarı bir bez parçası kapatmıştı. Dudağındaki ruj, bayatlamış oje sürülmüş gibi darmadağınıktı. Gözlerinin altı mor. Ağlamaktan rimeli akmış gibiydi...

“Yaş mı o? Gözünü mü kırptı? Yok canım, bana öyle geldi herhalde!”

Narin, şaşkınlığına katık olan heyecanla, bu hurdalık mankeni daha iyi görebilmek için vitrin camına iyice sokuldu. Gözlerinden yanaklarına doğru süzülen yaştı! Doğru görmüştü. Fakatlar, olamazlar beyninde düğün salonu şarkıcısı gibi yırtıkça söyleniyor, ramazan davulcusu gibi gümleyip duruyordu. İçine çöreklenen ürküntü ile koşar adımlarla uzaklaştı oradan.

O gece rüyasında oduncu gömleği ile kiremit rengi pileli eteğini giymiş cansız mankeni gördü: Aksak ayağını çekiştire çekiştire, içinde buruşturulmuş gazetelerin olduğu poşeti elinde sallaya sallaya, bir ara sokağa girdi; tek bacağı kısaydı, sonradan eklenen, aslında kendisine bile ait olmayan, emanet bir bacak. Terkedilmiş eski bir fabrika binası önünde durdu, sanki birini bekler gibi; arkasına uzunca baktı. O aksayan ayağına rağmen, ardındaki ona yetişsin diye ayak sürer gibi. Peruğunun yanından sarkan sarı bez parçası, yine tek gözünü kapatmıştı. Kimse gelmedi. Fabrikanın demir yığını kapısını ittirdi ve gözden kayboldu.

Narin uyandığında, rüyanın her detayını hatırlıyordu. O sokak, fabrika, hatta manken gerçek gibiydi. O sokağı bulsa, fabrikanın da orada olacağından emindi. Mağazaya doğru koştu, dükkânlarını açan tanıdık esnafların verdiği selamı, fark etmedi bile. Geldiğinde, vitrini kaplamış kepenkler moralini bozdu. Bir yarım saat bekledi, beklerken kendine kızdı, hak verdi, güldü, üzüldü. Duygudan duyguya, düşünceden düşünceye savrulurken mağazayı açan gencin sesi ile savuştu daldığı yerden.

,– Ne bakmıştın abla?

– Ne mi baktım? Manken, şey mankenin üstündeki gömlek. Yüzü alı al moru mor bir halde, kafasını kaldırmadan “Sonra, sonra uğrarım,” diyerek hızlı adımlarla uzaklaştı oradan.

Meyhanede her gün, saatler vızır vızır geçerken o gün geçmedi. Mezelerin tuzunu, acısını da kaçırmıştı. Tadı tuzu yoktu yaptıklarının, tıpkı kendi gibi...

Mesaisi bitince mağaza önünde buldu yine kendini. Vitrinde yeni olduğu belli, plastikleri gıcır gıcır üç manken vardı. İçine bir anda öfke vakumlanmış gibi, kendisinin bile farkında olmadığı bir sesle vitrini yumrukladı.

– Nerede! Nerede bu!

– Kim nerede abla? Hem niye yumrukluyorsun camı?

– Şeyy, manken, vitrinde duran şu eski manken, o nerede?

– Haa, o mu? Attık onu çöpe abla, ayağı koptu yine, tutmuyordu zaten. Sen ne yapacaksın ki onu?

Narin’in titrek ve hüzünlü sesi, “Nereye?” diyebilmişti sadece. Zorla yutkundu. Kuruyan boğazı acıdı.

İçeriden birine seslenip, mankenin nereye atıldığını öğrendi genç: “Bizim çocuklar şu ilerdeki çöpe atmışlar abla.”  alaycı bir tavırla vermişti cevabını, bıyık altından gülerek girdi mağazaya.

O çöp, bu çöp, sokak sokak dolaştı Narin. Manken yoktu. Yorulmuş ve artık umudunu kaybetmişti; bir kaldırım kenarına oturdu, başını iki avcunun içine alıp içli içli ağlamaya başladı. Çocukken üşümesin diye, sobanın altına iliştirdiği tek oyuncağı olan plastik bebeği, eriyince de böyle ağlamıştı. Bebeğinden olduğuna değil, onun canının çok yanmış olmasınaydı üzülüp ağlaması. Yanılmamıştı, vitrindeki mankenin de vardı bir sızısı. Ellerini, kollarını, hatta bacaklarını hatırladı. Hor kullanmışlardı onu. Delik deşik, oyulmuş vücudu, acı veriyordu ona da, emindi.

Yanaklarında kurumaya yüz tutmuş göz yaşlarını sildi, oturduğu kaldırımdan güç alarak kalktı. Sokak, geceye göz kırpan dolunay ışığı ile aydınlanmış, sürü halindeki köpeklerin sesleriyle inliyordu. Yeraltından sırtına geçirilmiş kancalarla çekilir gibi yürüyor, geç kalmışlığın hüznünü, omuzlarında bir tuz çuvalı taşır gibi taşıyordu.

Bir saat kadar bu şekilde yürüdü, mağazanın olduğu sokağa çıkan patikaya vardı. Patikanın sağındaki çalılığın girişine konmuş, plastik çöpten sarkan eli fark etti. “Buldum işte seni! Buldum, buradasın!” Eşelediği çöpün içinden; eline gelen sadece; işe yaramaz o delik, oyuk koldan başkası değildi. Elindeki kola, bezgin bir yıkılışla bakarak olduğu yere oturdu ve öylece kaldı. Donuk, boş vermiş, bir ifade vardı artık yüzünde. Son seferi olan bir otobüsü, vapuru ya da treni kaçıran insan çaresizliğindeki boşvermişlikti bu.

Kolu, çöpten çıkardığı bir gazete kâğıdına sardı ve çantasına özenle yerleştirdi.

En sevdiği yakınını yeni toprağa vermiş, son görevini yapmış insan çöküntüsü ile bir parçasını kurtardığı mankenin sızısını, derinden hissederek ayağa kalktı. Ağır adımlarla evine doğru yol aldı...

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eşsiz Manzaraları Avuç İçine Sığdıran ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

23 Ocak 2025

Ankara’nın Keşfedilmeyi Bekleyen Doğal..

Ankara, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle tanınsa da, doğal güzellikleriyle de dikkat çeken bir şehir. Eşsiz doğa harikalarını keşfetmek için plan yapmaya başlamadan önce bir Ankara uçak bileti alarak bu keyifli rotayı belirleyebilirsiniz. Ayrıca ..

Devamı..

Tetris Oynamak İstemiyorum

Aysun Korkmaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024