“Evlen,” diyor babam. “Hiçbir şeyciğin kalmaz.”
“Nasıl olacak? Birörnek mahalleli gibi mi olayım?”
Kızıyor. Çıkar yol yok. Kapıya çıkıyorum. Karanlığın yuttuğu evlerin minicik pencerelerinden dışarı vuran kırk mumluk ampullerin sarılığına burkuluyorum. Karı koca çay içip benim geleceğimi kararlaştırıyorlar. Annem tasdik memuru gibi.
Bir tekme indiriyorum Güçlü’nün kıçına. Önceleri havlardı. Sanki kaba etleri köseleleşti de acı duymuyor artık. Sokak lambası ışığını üzerimize düşürüyor, zayıf. Şöyle bir başını kaldırıp pis pis bakıyor. Kanıma dokunuyor, “Ulan sen de mi?” diyorum. Gözlerini kırpıştırıyor, biliyor gibi yazgımı. Bilmese! “Soyka,” diyorum, “ben senin küçüklüğünü bilirim.” Kime diyorsun! Dalmış. Uyuz it.
“Git,” dese, “buraları terk et git.” İtin sözü dinlenir mi? Dinlenir. Böyle itin sözü dinlenir. Sekiz yaşında. İnsan yaşına vurunca elli altısında. Benden tam otuz beş yaş büyük. Ne ilginç, oysa ben onun bebekliğini biliyorum. Ona bu adı ben verdim. Aklı kesince adından güç alır da buraları terk eder diye. Nafile. Gitmek yerine postu iyice serdi kapı önüne. Soğuk da. İçeri girip de ceketimi almak istiyorum ama yüzlerdeki o ifadeyi bir kere daha görmek işime gelmiyor. Bari sigarayla çakmağı alabilseydim.
Sigara uğruna çok geçmeden dalıyorum içeri. “Gel hele!” diyor annem beni yumuşatıp ikna etmek için. Babam omzuna ceketini alıyor. Şapkası hafif yana eğik. Çıkarken sinirle çektiği tespihinden gelen seslere uyuz oluyorum. Gölgesi önüne düşüyor, kapıya doğru yürürken.
“Aslan oğlum.”
“...”
Eliyle saçlarımı düzeltiyor annem, varmış gibi. Az kala inanacağım sevgisine. Dayan, diyorum kendi kendime. Bir çıkar yol olmalı.
“Ben ev-len-me-ye-ce-ğim.”
“Ne derdin var? Askerliğin de bitti,” derken bir yandan da başörtüsünü düzeltiyor. “De bakayım.”
Babam gitti gitmesine ama önümüzdeki sehpada yarım kalmış çayı duruyor. Bardakta koca parmaklarının bıraktığı izleri görüyorum. Demir kapının ardında Güçlü’nün yanına çökmüş de bizi dinliyor olabilir mi?
“Evlenirsen hiçbir şeyciğin kalmaz.” Kendinden emin annem. “Bak o vakit keşke daha evvel evlenseydim dersin, hem de pişman pişman.”
Bir gölge mi gördüm, dış kapının buzlu penceresine vuran? Babam kalkıp da bize mi baktı usulca?
“Yarın yatıra varalım. Bir ip de biz bağlayalım.”
“Ne ipi ana? Ben sıkıldım.”
Başörtüsünü daha demin düzeltmişti oysa, şimdi ne diye açıp tekrar örtüyor?
Bir ay evvelki nöbet öncesi tedirginliğimi duyuruyor annemin baskıcılığı. Sınır karakollarından birindeyim. Bir tek ağacın kilometrelerce görünmediği, hangi kovuğundan kusacağı belli olmayan hain bir pusunun beslendiği dağlık ve çorak arazinin verdiği huzursuzluğu duyar gibiyim yeniden. Sigaram içeride, odada. Annemden kurtulabilirim de ya babam kahveye gitmediyse? Ya dışarıda pusudaysa?
“Kaç odana. Saatlerce çıkma. Mahalleli ne der, umursama.”
“...”
“Deli oldu diyorlar. Evlensen bir şeyciğin kalmaz. Unutuverirsin.”
Kapıyı kapatıyorum, kilitliyorum sıkıca. Saçlarım hâlâ asker tıraşı. Yatağım bıraktığım gibi. Toplanmamış. Sanki alelacele operasyona kaldırılmışız da şimdi dönüyorum gibi. Koyveriyorum bedenimi dağınıklığın üzerine. Yatağa batıyorum. Yanı başımdaki sehpada sigaramla çakmağım duruyor. Bir tane yakıyorum. Oksijensiz kalmış gibi uzun nefesler çekiyorum. Oda duman doluyor.
Odamın camından bir gölge mi uzadı içeri? Babam yine beni mi yokluyor? Annemle, “İntihar ederse,” diye konuşup teleşlandıkları o öğleden sonrasını anımsıyorum birden. Tesadüfen duyduğum sözleri aklımda, perdeyi aralayıp bakıyorum. Kimseler görünmüyor. Yanıldım mı, yoksa. Güçlü orada. Siyah tüyleri, üzerine düşen sokak lambasının sarı ışığından kahverengiye çalıyor. Bütün evler aynı. İnce, tozlu bir sokağın kenarına ilişmişler. Camı açıyorum. Soğuk rüzgâr dağıtıveriyor dumanı. Oda kapısının anahtar deliğinden ya annem beni izliyorsa? İzleyemez anahtar takılı. Yo, yerinde değil. Yastığımın altından bulup çıkarıyorum. Odamın ışığını söndürüyorum. Anahtar deliğinden gelen salonun ışığı kesintiye uğrarsa anlarım annemin bakıp bakmadığını.
Sabah ezanına mı uyanıyorum, yoksa soğuğa mı? Garip bir duygusallık kaplıyor içimi, ezandan. Camı açık unutmuşum. Sağ yanım sol yanımdan daha fazla üşümüş. Boynum tutulmuş. Alelacele kapıyorum camı. Batıyorum yatağa. Bitmeyen bir nöbetin yorgunluğu sinmiş gibi her bir uzvum ağırıyor. Solumdaki sehpadaki sigaraya uzanıyor kolum, zor bela. El yordamıyla buluyorum. Çakmağı da. Ağzım zehir gibi.
Salondan sesler geliyor. Babam erkenden caminin yolunu tutmakta.
“Ne yapacağız?” diyor annem.
“Evlense,” diyor babam, “bir şeyciği kalmaz.”
İçemiyorum sigarayı. El yordamıyla küllüğü bulup söndüreyim derken yere düşürüyorum. Kalkıp toplamam lazım. Kalkamıyorum. Ama bir yerlerden ince ince duman tütüyor; kokuyu alabiliyorum ağaç yanığı gibi. Sönmedi mi? Kalkabilsem! Titriyor vücudum. İlk kez annemle babamın odama birden dalıvermesini, yere düşen küllüğü ve sigaramı toparlamasını istiyorum. Yoklar. Seslerini de duyamıyorum. Babam usulca kapıyı kapamış olmalı. Annemin de sesi çıkmıyor. Yatmaya gitmiş olmalı.
Oda duman. Sigarayı söndüremedim mi? Böyle ne kadar zaman geçirdim?
Telaşla fırlayıp kalkıyorum yatağımdan. Işığı açıyorum. Ellerimi gözüme kapıyorum bir süre. Ağırca alışıyorum sarı ışığa. Sehpanın üzerinde yanık izi bırakarak yarıya değin yanıp sönmüş sigaram duruyor. Ucundaki kül sağlamca, bütünlüğü koruyor. Küllük yerde, içindeki izmaritler halıya saçılmış.
Kahvaltıya oturuyorum. Annem yeni bir güne başlamanın keyfinde. Yüzü gülüyor. Başörtüsünü çenesinin altından bağlamış, çarşılıklarını giyinmiş. Yolculuk var anlaşılan kasabaya. Konuşmadan çayımı içiyorum.
“Yemeyecek misin?” diyor tatlılıkla.
“İştahım yok.”
“O zaman geç kalmadan yola çıkalım.”
“Ne yolu sabah sabah!”
“Yatıra varacağız. Ordan da Mahmut Hoca’ya. Bak hiçbir şeyciğin kalmaz.”
Kaçacak yer yok. Çaresiz uyuyorum ona. Sokaktan geçerken nispet edercesine koluma giriyor. Kapı komşuya oğlunun bir şeyciği yokmuş dercesine.
“Necdet.”
“...”
“Oğlum, yarın da izin ver odanı bir güzel temizleyeyim. Anahtarı ver a oğlum.”
“...”
Üstelemiyor. Şimdilik beni hocaya götürmekteki başarısıyla yetiniyor olmalı. Geçtiğimiz her evin önünde sanki evimizin önünden bir kere bir kere daha geçiyorum duygusuna kapılıyorum.
Sokağı bitirecekken huysuzluk ediyorum.
“Sen git.”
“Hasbinallah...” deyip başörtüsünü düzeltiyor. Etrafa bakıyor bakan gören var mı diye. Kimseler yok. Koluma girmiş beni evlerin önünden geçirirkenki çalımı neydi ya öyle? Kadın kadını biliyor olmalı... Perde aralığından bakan meraklı gözleri hesaba katıyor, muhakkak.
Hemen kolundaki çantasını açıp bakıyor gibi bir şeyler yapıyor. Sanki etrafa evde bir şey unuttum da geri dönüp onu alacağım diyor. Bir kat daha meraklandırıyordur durumumuz perde arkası gözleri.
Eve dönüyoruz. Cebimdeki anahtarı çıkarıp odamın kilitli kapısını açıyorum. Kapıyı arkadan kilitliyorum sonra. Küllük yerde. Çakmak. İzmaritler. Sigara paketini eğilip alıyorum. İçi boşalmış. Gece söndürmeyi unuttuğum sigaram sehpayı yaka yaka yarıya dayanmış duruyor yerli yerince. Eğilip alıyorum. Uzunca külü sehpada kalıyor. Yakıp iyice içime çekiyorum. Hızla odadan çıkıp kendimi kapı önüne atıyorum.
Babam kahvededir. Kesin. Emekli hayatı. Sabah namazının ardından biraz uyur. Sonra sırf beni unutmak için bir süre cami önünde akranlarıyla oturur. Sonra da hemen karşıdaki kahvehaneye gider. Oyuna dalar beni unutur. Ta ki biri, Oğlanı evermeyecen mi, diyene kadar.
O sinirle öğlen etmeden eve varır, “Bir ay oldu askerden geleli. Bak akranlarına askere gitmeden evlendiler. Karıları döl tuttu. Allah bana ikinci çocuk vermedi. Soyumu sen sürecen iyi bil,” deyip başımın etini yer.
O gelmeden kapının önüne atıyorum yine kendimi. Annem de karşı komşuda. Kızlarını bana varmaya razı etmeye çalışıyordur, bıkmadan.
Yarım sigara çabuk bitiyor. Elimi ensemde gezdiriyorum. Asker tıraşım gelmiş. Üç numara... Askerlik niye bitti?
“Güçlü,” diye sesleniyorum. Tınmıyor. Tınsa şaşarım. Sanki vurdumduymazlığıyla beni örnek al der gibi. Bırak her şey olacağına varsın!
Annem gelse, “Tamam,” diyeceğim. “Babama de, istesin komşunun kızını.”
Bu düşünceyle odama giriyorum. Az önce teslim olduğum evlilik düşüncesi yine imkânsız geliyor. Kızıyorum Güçlü’ye. Az kala, diyorum, sana uyup halkaya razı olacaktım. Kapıdaki anahtar sesini işitiyorum. Usulca açılıp kapanıyor. Tespihten gelen ses sertce. Biri yine babamın canını sıkmış olmalı.
Kalkıp oda kapımı yokluyorum. Anahtarım üzerinde, kilitli.