Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Ocak 2017

Öykü

Ceren Tan • Ses

Ceren Tan

Paylaş

23

2


Kahvaltı masasından kalktım. Bir lokma daha yiyecek halim kalmamıştı. Koltuğuma geçip oturdum. Önümde uzun, miskin bir pazar günü vardı. Birden aklıma geldi, “Gülsüm Teyze’ye sordun mu Belma, görmüş mü mızıkamı,” dedim. “A, unuttum! Bu hafta söyleyeyim, aklında olsun temizlik yaparken.” “Gene beraber çalsak ne güzel olur.” “Alper çocuk gibisin, kaç gündür tutturdun mızıka diye… Ben o kadar yoğunum ki, yakında şirkette yatmaya bile başlayabilirim, ne gitarı? Zaten bebek olunca sen de vakit bulamayacaksın.” Mutfağa gitti. Kendimi duyurabilmek için biraz yüksek sesle cevap verdim. “Öyle olmak zorunda mı? Belki çocuğa da bir alet öğretip grup kurarız. Hem ben...” Kahvelerle döndü. “Alper, hayatım iyi misin? Yüzün bembeyaz!” Konsolun üzerindeki aynaya bakıyordum. Felçli gibiydim. “Alper dedim!” “Belma… Sesim kaydı.” “Efendim?” “Az önce sen mutfaktayken... Gördüm… Sesim... Ağzım hareket ediyordu ama sesim geriden geliyordu.” Elindekileri masaya bıraktı. Birkaç saniye sustu. Bir bardağa su koyup uzattı. “Alperciğim ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?” “Sesim... sanki seslendiriliyormuşum gibi... bir başkası konuşuyormuş gibi.” “Hayatım hava çok sıcak. Tansiyonun falan düştü herhalde. Hem bak aynaya, şu an her her şey yolunda.” Belma’nın sözleriyle biraz sakinleştim. Olacak şey değildi, farkındaydım. Aynada gördüğüm şeyden şüphem yoktu fakat... Mümkün değildi. İçimdeki panik havası yerini sıkıntılı bir huzursuzluğa bıraktı. Birkaç saat hiçbir şey yapmadan oturdum. Salonumuza baktım. Her eşyasını özenle seçtiğimiz evimizin, minimalist çizgilerle dekore edilmiş ışıklı salonuna uzun uzun baktım. Belma’nın beyaz takıntısnın arasına sıkıştırdığım bu yeşil berjeri aylarca aramıştım ama değmişti doğrusu. Ömrümde bu kadar rahat başka bir koltuk görmemiştim. Yıllardır huzurla oturduğum bu köşede şimdi alışık olmadığım bir duygu içimi kemiriyordu. Kımıldanıp duruyordum. Belma bilgisayarını açmış, kim bilir ne araştırıyordu. Bu sıcak, yapışkan, boğucu ağustos gününü serinletmek için bira içmeye karar verdim. Soğuk şişeyi elime alıp dolabın kapağını kapadığımda Belma’nın yumurtlama takvimini gördüm. Şirketinin satış hedefi tablosuyla yan yana duruyorlardı. “Hayatım duydun mu? Bugün sevişmemiz gerekiyor,” diye seslendi salondan. Cevap vermedim. O gece tabii ki seviştik. Günler geçiyordu. Geceleri bölük pörçük rüyalar görüyordum. Kan ter içinde uyanıp yataktan çıkıyordum. İçimde daha fazla tutamayacaktım. “Belma sana geçen sabah söylediğim şeyi hatırlıyor musun,” dedim. “Neyi hayatım?” “Hani şu sesimin geride gelmesi meselesi.” “O konu kapanmadı mı ya? Yok işte öyle bir şey! Unut gitsin! Hem öyle olsa ne olacak anlamıyorum ki? Nedir bu ısrar?” Belma’yı böyle sinirli görmeye alışık değildim. Şaşırdım. “Off Alper, ben nelerle uğraşıyorum, sen ne diyorsun.  Bugün doktorla konuştum. Tüp bebekten önce başka seçenekler de varmış. Onları düşünebiliriz, dedi.” “Tamam, özür dilerim. Halledeceğiz bir şekilde.” Bu konuyu bir daha açamayacağımı anlamıştım. Fakat kendime engel olamıyordum. Düşünceler küçük kurtlar gibi beynimi kemiriyordu. Sonunda o sabah, kâbusum gerçeğe dönüştü. Sayın Alper Durmazata, Son bir hafta içinde yaptığınız internet aramalarına dayanarak, hakkınızda Seslendirme Servisi Arıza dosyası oluşturulmuştur. Üç iş günü içinde merkezimize yalnız olarak gelmeniz gerekmektedir. Arızalı: Alper Durmazata Arıza dosya no: 18297 Sabahtan akşama kadar, bir toplantıdan öbürüne koştum. Hayatımın en uzun gününü yaşadım. Saatler geçmiyordu. Akşam Belma’yla konuşmamak için çalışma odasına kapandım. Yatakta dönüp durduğum gecenin ardından, verilen adrese gittim. Terk edilmiş görünen bir binaya girdim. Duvarlar yarıya kadar gri, sonrasında beyaz boyalıydı. Loş ışıkta artık dönmekten yorulmuş, işini yavaş yavaş yapan pervaneler, ağır sıcağı dağıtmaya yetmiyordu. Üzerinde Danışma yazan küçük pencereye doğru ilerledim. “İyi günler, ben Alper Durmazata.” Ellerim titriyordu. “Dosya numaranız?” “18297.” Kadın hiçbir şey söylemeden bir dosya verdi. Binadan çıktım. Eve geldiğimde Belma hâlâ işteydi. Salondaki masaya oturup sarı, pütürlü dosyayı açtım. İçinden aynı renkte bir mektup zarfı, çok sayıda broşür, bir de form çıktı. Zarfı açtım. Sayın ilgili, Seslendirme sistemimiz, vatandaşın huzurunu sağlamaya yönelik bir servistir. Sizlerin rahatça yaşamanız en büyük arzumuzdur. Bu küçük aksaklığa takılıp kalmanın ne size ne de sevdiklerinize bir faydası olacaktır. Ekteki broşürlerde yaşadığınız sorunun benzerini tecrübe etmiş insanların yer aldığı terapi gruplarının tanıtımını bulabilirsiniz. Dosyadaki anketi üç iş günü içinde doldurup merkezimize getirmeniz gerekmektedir. Sözcükler havada uçuşuyordu. Okuduklarımı anlamıyordum. Gerçekti işte, hepsi gerçekti. Seslendiriliyordum! Peki sadece ben miydim? Yoksa herkes mi? Sonraki iki gece saatleri saydım. “Alper senin gözlerinin altı mı morarmış?” “Bugünlerde yoğunum biraz.” “Hayatım babam aradı. Amcam artık proje işlerini de şirket içinde halletmek istiyormuş. Damat gelsin, istediği gibi bir departman kursun kendine, demiş.” Aynı şeyleri defalarca konuşmaktan sıkılmıştım. Üstelik günlerdir uykusuzdum. Hiç olmadığım kadar tahammülsüz bir insana dönüşmüştüm. “Belmacığım neden hep aynı şeyleri konuşuyoruz? Ben kendi işimi yapmak istiyorum. Özgür olmak istiyorum.” “Anladım hayatım. Özgür olmak, az kazanmak, yorgun bir yüz, tabii ki en doğal hakkın. Ama çocuk olunca...” “Belma!” Sesim evde yankılandı. “Sen çocuk yapmaya benimle değil annenle karar verdin.” İşte, aylardır söyleyemediğimi avazım çıktığı kadar bağırmıştım. “Nasıl ya, nasıl bir laf.” Ne diyeceğini şaşırmıştı. “Alper onlar da yaşamış, görmüş insanlar. Bir bildikleri vardır herhalde. Hem yaşım daha fazla ilerlemeden...” Böyle bir tartışmaya girmek için zamanlamam çok yanlıştı. Gözlerimi açık tutmakta, odaklanmakta güçlük çekiyordum. Etrafta beyaz noktalar görüyordum, bir an sendeledim. “Alper sen iyi misin?” “İyiyim.” Uzatmadık. Erkenden yattım. Ertesi gün Belma işe gittikten sonra formu doldurdum. Seslendirme sisteminden hizmet almaya devam etmek istiyor musunuz? Hayır. Ölesiye merak ediyordum. Bu benim değilse, kendi sesim nasıldı acaba? “Formunuzu verin.” “Buyrun.” “’Hayır’ı işaretlemişsiniz.” “Evet.” Elime bir numara verdi. Yan taraftaki kapı açıldı. “İkinci kat,” dedi. Kapı tek bir asansörün olduğu küçük bir hole çıkıyordu. Kabinde ayna yoktu. İkinci katta indim. Vıcık vıcık bir sıcağın içine girdim. Sonu görünmeyen gri bir koridorda yan yana kapılar. Her kapının önünde lisedeki müdürün odasından hatırladığım, renksiz, cansız bitkiler. Yalnız arka arkaya dönen pervanelerin sesi. Ve sonunda 25 numaralı kapı. “İyi günler. Dosya numaram 18297.” Dosyamı aldıktan sonra hızlı bir bakış atıp, “Merhaba, hoş geldiniz Alper Bey,” dedi. Aşağıdaki kadından farklıydı. Benden biraz küçük gibiydi. Otuz belki. Siyah, kısa saçları vardı. Makyajsızdı. Sağ kulağının hemen altında bir nota dövmesi vardı. Niçin böyle bir yerde çalışıyordu? İsmimle hitap edip gülümsemişti. Bunu beklemiyordum. “Merhaba.” “Dosyanızla ben ilgileneceğim.” Neredeyse fısıldıyordu. Konuşmasında ürpertici bir tuhaflık vardı. Ayarı bozulmuş bir robot gibiydi. Bazı heceleri uzatıyor, bazı kelimeleriyse birleşikmiş gibi söylüyordu. “Terapi gruplarını reddetmişsiniz.” “Evet.” “Kendi sesinize sahip olmayı seçmişsiniz. İlk görevim size bu durumda neler yaşayacağınızı anlatmak.” “Kararımı değiştirmeyeceğim.” “Alper Bey lütfen, izin verin.” “Kendi sesini kullanmanın kulağa heyecan verici geldiğini biliyorum. Sistemimizin sunduğu servisten vazgeçtiğiniz takdirde konuşamayan bir bebekten farkınız kalmayacak. Ve bunca yıllık emekleriniz, mimarlık kariyeriniz, eşiniz Belma Hanım’la ilişkiniz, hatta çocuk yapma planlarınız bile tehlikeye girecek. Bütün bunların sonunda toplumsal itibarınız zedelenecek, belki de onarılması imkânsız yaralar alacak.” Hayatımı araştırmış olmaları artık beni şaşırtmıyordu ancak göz göre göre tehdit edilmeye ne tepki vereceğimi bilemiyordum. Kızın bir türlü alışamadığım konuşması yüzünden cümleler olduklarından daha da korkutucu hale geliyordu. Bana baktı, “Söylediklerimi anladınız mı Alper Bey?” “Evet.” “Düşünmek için size bir hafta süre vereceğim.” “Gerek yok.” “Düşünmenizi tavsiye ederim.” Sıkılmıştım. Ne olacaksa olsundu. ‘Sistem’ kelimesi en başından beri beni rahatsız ediyordu. Bu işleri daha başka yollardan ve daha hızlı çözen birileri olmalıydı. İnternette bulunmayacak şey yoktu. Gecelerce araştırdıktan sonra bir isme ulaştım. Adamın verdiği adrese gittim; boş arsaların arasında tek tük evlerin olduğu varoş bir mahalle. Sıcak havada yağan yağmur, arkasında berbat bir lağım kokusu bırakmıştı. Sokak lambasının hemen altında bekliyordum. Geldiler. “Merhaba. Alper Durmazata ben. İnternetten yazışmıştık.” Tokalaşmak için uzattığım elim havada kaldı. Adam hiç konuşmadan karnıma bir yumruk attı. İki büklüm oldum. Öbürü bir tekmeyle yere düşürdü. Hızla üzerimi yoklayıp arka cebimdeki paketi aldılar. Onları takip edemeyeceğimden emin olmak için de rastgele birkaç tekme daha salladılar. Ağzımdaki kan tadı, lağım ve ıslak asfalt kokusu birbirine karıştı. Her şeyden iğreniyordum. Yerden kalkamadım. Halimi görünce kaçmak için acele etmediler. Adam bir sigara yaktı. “Ulan topu mal bunların. Kendi sesini bulacakmış pezevenk. Hayır, neyin yok da aranıyorsun? Sesini bulunca kuş mu konduracaksın lüks hayatına? Markalı pantolon, cüzdan hakiki deri. Yirmi beş bin lirayı anında getirebiliyorsun. Belanı mı arıyorsun, anlamıyorum ki!” Gücümü toplayıp caddeye kadar yürüdüm. Bir taksiye bindim. Adam arada sırada dikiz aynasından beni kontrol ediyordu. Sormadı, konuşmadım. Artık morun en koyu rengini almış gözaltlarım, çökmüş yanaklarım, uykusuzluktan bitkin düşmüş bedenim ve dağılmış bir yüzle kapıdan girip yere yığıldım. “Alper bu ne hal!” “Tamam Belma, sakin ol.” “Nasıl sakin olayım ya! Kim yaptı bunu?” “Bu ses sorununu kolayca çözdüğünü söyleyen bir grup buldum internette.” “Yok artık! Ya sen delirdin mi. Ne istiyorsun Alper? Hayatımızda ne eksik? Herkes imrenerek bakıyor bize.” Ne eksikti hayatımda? Ben de bilmiyordum. Cevabı bulmanın başka yolu yoktu. İkinci görüşmeye gidecektim. “Öyleyse sizi nelerin beklediğini konuşalım Alper Bey. Burada seslendirme servisinden feragat ettiğinizi beyan eden bir dilekçe var. İmzalamadan önce dikkatlice okuyun lütfen. Servisin iptalini talep ettiğinizde sesinizin çıkmayacağını özellikle belirtmek istiyorum.” Karnım ağrıyordu. Önüme bir kâğıt koydu. “Bu şemada süreci tam olarak görebilirsiniz. Önce işaret dili, ardından ses çalışmaları var. Yaklaşık on ayda tamamlanır. Umarım işiniz bu şekilde çalışmaya uygundur ya da hayatınızı devam ettirecek kadar birikiminiz vardır. Alper Bey? Anlamadığınız bir şey mi var?” “Yoo, yoo...” “Ses çalışmalarından sonra akıcı şekilde konuşabilmeniz uzun yıllar alabilir. İki yıl boyunca konuşmanızda aksaklıklar, yanlışlıklar olacak. Bu sürede yaşayabileceğiniz sosyal zorlukları iyice düşünmenizi tavsiye ederim. Seçiminiz yüzünden iş kaybı yaşamanız halinde devlet size engelli kontenjanından iş olanağı sunar.” Bir an göz göze geldik. Ne diyeceğimi şaşırdım. Konuşması bu yüzden böyleydi. Yaşadıklarımın hepsini o çoktan yaşamıştı. Aklımdan yüzlerce soru geçti. En basitini seçtim. “İsmin n,” dedim. “Ben memur 25.” Gözlerimin içine baktı. “Alper Bey, buraya gelen dosyaların büyük çoğunluğu kapanır.  Bütün bunları unutmak iserseniz eğer, sizi düzenli olarak kontrol etmek şartıyla dosyanızı kapatabiliriz... vazgeçerseniz... kimse sizi yargılamaz. Sistem zaten seslendirmenin devamını arzu eder. Anlıyorsunuz değil mi? Karar vermek için üç gününüz var.” Kafam allak bullak olmuştu. Eve döndüm. Elektrik kesilmişti. İçeride insanı nefessiz bırakan bir sıcakla sinir bozucu bir sessizlik vardı. Yapacak hiçbir şey yoktu. Biraz müzik olsaydı. Mızıkam! Nerede olabilirdi? Önce salon, kitaplık. Sonra akla hayale gelmeyecek yerler; yorgan araları, yatak bazaları.  En sonunda Belma’nın çamaşır çekmecesi. Diplerde bir yerde, parmaklarımın ucunda, pütürlü bir zarf. “Sayın Belma Durmazata, İsteğiniz üzerine seslendirme sistemi hizmetiniz devam edecektir. 16432 numaralı dosyanız kapanmıştır. İyi günler dileriz.” Olduğum yere çöktüm. Her şey anlamını yitirdi, boşluktaydım. Orada öylece otururken şifonyerle duvar arasına düşmüş mızıkamı gördüm. Salona gidip koltuğuma oturdum. Saatin tiktaklarıyla geçen uzun bir zamandan sonra anahtarın sesini duydum, Belma gelmişti. Bir şeyler söyleyerek içeri girdi. Sehpanın üzerinde duran dosyayı görünce donup kaldı. Uzun süre konuşmadık. “Nasıl yapabildin,” dedim. Cevap vermedi. “Ben bütün bunları yaşarken, hiçbir şey yokmuş gibi nasıl sustun?” “Bu konuda konuşmam yasak,” dedi. Birden ağlamaya başladı. “Biz mutluyuz Alper. Nasıl olduğunun ne önemi var!” Ayağa kalktım. Ne olacağını bilmiyordum. Sadece, böyle olmamalıydı, bundan emindim. Mesainin bitimine beş dakika kala oradaydım. “Memur 25. İmzalamaya geldim.” Soluk soluğaydım. Dizlerim tutmuyordu. “Oturun Alper Bey. Kâğıtlarınız hazır.” Binadan çıkıp sokağın başına kadar yürüdük. Köşede durduk. Yüzüne güneş vuruyordu. “Alper Bey, yarın mesai başlangıcıyla servis sizi sistem dışı bırakır. Küçük bir şoka hazır olun. Bu zorlu bir süreç, bir müzik aletiyle ilgilenmenizi tavsiye ederim. Herhangi bir ses çıkarmak size iyi gelecektir.” Mızıkamı cebimden çıkarıp gülümsedim. Hazırdım.
YORUMLAR

Pınar Aydoğdu

Çok etkilendim! Harika!

17 Mayıs 2020

Pınar Aydoğdu

Çok etkilendim! Harika!

17 Mayıs 2020

Öne Çıkanlar

Stieg Larsson'un yayıncısı Quercus alı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Faruk Bal

18 Mart 2025

Ferit Sürmeli: "Minimal öykü bana göre..

Bence elli kuşağının çizdiği yol haritası günümüzde de önemini koruyor. Faruk Bal: Sevgili Ferit, kitabın adından başlayalım. La Minim Rumence en azından anlamına geliyor. Bu adı verirken kastettiğin başka bir ..

Devamı..

Özge Lokmanhekim ile Hayat Apartmanı Ü..

Melih Günaydın

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024