Tam karşımda bir haç. Hristiyanlık işgalciler eliyle Meksika yerlisinin zihnine sokulmadan önce de burada duruyormuş bu haç.
San Cristobal de las Casas’tan kalkan dolmuş yarım saat sonra köy meydanına bırakıyor beni. Günlerden pazar. El işi tekstil ürünlerinin renkli görüntüsü ve tezgâhlardaki tropik meyvelerin canlı kokusuyla kaplı bir meydandayım. Birkaç bin hanelik köyün meydanı, toprağına ayak basan yabancılara geçmişini anlatmak için bekliyor işte öyle. Bir yanda otonom köy Chamula’yı idare eden yönetim binası. Öbüründe köye ismini veren San Juan’ın bronz heykeli ve tam karşısında bir kilise.
İçeride arınan ruhlar dışına yansımış sanki. Kar beyazı duvarların arasından, yeşil üstüne çeşitli renklerde kelebek ve çiçek figürleriyle örtülü kapısından içeri çekiliyorum. Davetkâr bir loşluk var. Yerlerde rengârenk mumlar. Yüzlerce mum. Yürüdükçe mekânın genişlediğini hissediyorum. Sıradan bir kilise değil burası. Sıralar yok. Çam iğnelerinin kapladığı zeminde kadınların ağırlıkta olduğu üçlü dörtlü gruplar oturuyor. Reçine dumanı tüten buhurdanlıklar etrafta dolaştırılıyor. Bir ayin yeri. Nasıl desem size, dışı kilise, içi şaman minberi.
Belki bir kazazede kardeşinin eli elinde, belki karısının aldattığı bir adam yanında çocukları ya da başına felaketlerin çifter çifter geldiği bir kadın, omuzları omuzlarında annesi ve anneannesi; vücudu bir illetin pençesinde derbeder bir ihtiyar, torunları dizinin dibinde. Yumurtalardan, şifalı bitkilerden, pox, pozol ya da kola şişelerinden ibaret bir dizi tören eşyasının yanında oturuyorlar. Başları öne eğik. Yarı baygın bir tavuğu boyundan sırta, belden karna sürerken dudaklarından mırıldanmalar dökülen santerosun (şaman) inayetine bırakmışlar kendilerini. Tavuğun ruhu emecek şimdi sıkıntıyı. Söküp ruhlarından alacak karanlığı. Ve şaman döndürecek tavuğun boynunu. Kıracak bu yaşamın halka halka içine zincirlediği bedbahtlığı.
Şirketler suyumuzu çalıyor!!!
Birkaç mum veya bir süre köy hizmeti yeterli bu tedavinin bahşişini ödemeye. Şifacı şamanların pratikleri eski, uzmanlıkları çeşitli. Kanın damardaki akışını dinleyerek teşhis koyan I’lol, yeryüzünün yeni üyesini hayata bağlayacak göbek kordonunu kesen ebe Jve’t’ome, dağların hediyesi şifalı bitkileri renginden kokusundan bittiği yerden bilen Ac’vomol.
Tembih üstüne tembih, fotoğraf çekmek yasak. Telefonların sadece fotoğraflarını değil, ruhlarını da çektiğine inanıyor yerliler. Sormam gerek, fotoğraf çeken cihazlar kimin ruhunu emiyor içine aslında, fotoğrafı çekenin mi çekilenin mi? İyi ki de inanıyorlar neye inanıyorlarsa. Cep telefonuyla dikkat dağıtmanın haram sayılacağı bir yer burası. Kilisenin üç yanında aziz heykelleri. Yüzleri duvara dönük, dualara cevap vermeyenlerinki. Görmüyor, duymuyor demek bu işte. Ve aynalar her yerde. Azizleri çerçeveleyen tabuta benzer ahşap kutuların etrafına kayıp giden ruhları geri yansıtsın diye dizilmişler. Kopal tütsülerinden yayılan kokuyu içime çekip ikinci turumu yürümeye başlıyorum kilise içinde. Gazlı içeceklerini içerken dua okuyan hastaların mırıltıları çevremde. Kötü enerjiyi çıkarmanın en iyi yolu buymuş şeker kamışı geğirttiğinde.
Efsane bu ya, yedi mağarasında Meksika’nın her biri farklı dil konuşan yedi tanrının yarattığı yedi topluluktan biri Tzotzil yerlileri. Korumuş inancını yeni bir düzenden, evanjelistlerin dikte ettiği. Ama öyle bir korumak ki bu, iç içe geçmiş Hıristiyanlıkla kadim bilgi, Coca Cola’yla, şeker kamışından damıtılmış alkollü içki, zorbalıkla özgürlük mücadelesi.
Kolay olmamış bu. İnsanların yüzlerinden belli. Guatemala’da da gördüm benzerini. Yas ve acının nesilden nesle aktarılan birikimi. Bir öfke ki, bir direniş ki bu, ağaç kavuğunda yaşayan bir keşiş Meryem’in Chiapas’ta yeniden doğduğunu müjdelediğinde başlamış. Kurtulmak boyunduruktan ve canlandırmak toprakları, artık ne haraç ne kral ne psikopos ne de vali, Santa Maria’nın gelişi bunun habercisiymiş. Silahlanmış 32 köy, Maya yerlisi her biri, Tzeltal, Mama ya da Tojolabal, Chamulas yani, İspanyol işgalcilere karşı.
Direnmenin bin bir yolu var işgalcinin tüfeğine, devletin çürümüşlüğüne, polisin şiddetine, kapitalizmin elçilerine.
Tam karşımda bir haç. Hristiyanlık işgalciler eliyle Meksika yerlisinin zihnine sokulmadan önce de burada duruyormuş bu haç. Gökyüzünü, yeryüzünü, ayı ve insanları işaret eden kolları, yaşam ağacı ceiva’yı temsilen açılıyormuş dört bir yöne. Kurumuş bir çam dalı bağlamak yeterliymiş, yer üstündekilerle öte dünyaya göçüp gidenleri birleştirmeye. Pek bir şey değişmemiş yerlilerin ritüellerinde, haçın üzerine İsa’nın bir fotoğrafını yapıştırıp bu artık Hıristiyan haçıdır siz de artık birer Hıristiyansınız dendiğinde. Kutsal sayılan her bir ruh, dönmüş aziz suretine, kendinden etmeyi bilmiş yerli, mesele dinse bile.
Her yeri birbirine benzeten sistem buraya sömürgecilerin gemileriyle geldiğinde, Mayalar Meksika’nın bugünkü Guatemala sınırında yaşadıkları köylerinde Hırıstiyanlığı reddetmedi ama bu yeni dine olduğu gibi de biat etmedi. Pagan ritüellerini kilise içine taşıyarak kendilerinden kılmanın bir yolunu buldular. Coca Cola, şişeleme fabrikalarını kurmak için Chiapas’ı keşfettiğinde, kilisede alkol içilmesinden rahatsız olan tutucular poxları kola şişeleriyle değiştirdi. Coca Cola içme suyunu kirletti, musluktan akan suya dil değmez oldu, ama bir şişesi ucuzdu işte kolanın bir şişe sudan. Yoksulluk insanı en çok cips poşetlerinin içine ve parlak kırmızı etiketli şişelere çekiyordu. Ev yapımı poxları, Meksikalı market zinciri Oxxo kovalanıp yerine Osso adında bir marka yaratınca Chamulalar, markette satar oldular. Uyuşturucu ve insan kaçakçılığını kartellere yedirmediler, kendi kartellerini kurdular. Polis ve asker kabul etmediler, üstlerine geçirip beyaz koyun postunu, silahlara sarıldılar. Suçu bastırdılar ama suçun kendisi oldular.
Yine meydana bakıyorum şimdi. Arkamda gül, defne, papatya. Kutsal bitkilere ev sahipliği yapan botanik bahçesi. Direnmenin bin bir yolu var işgalcinin tüfeğine, devletin çürümüşlüğüne, polisin şiddetine, kapitalizmin elçilerine. Fakat böyle bir dönüşmeyi tercih etmek direniş mi, soruyorum San Juan Bautista heykeline, geri dönüş yoluna geçerken dolmuşa birlikte bindiğimiz, elinde sepetleri siyah koyun postundan etekleriyle, boyunlarına bağladıkları bezlerde yatan bebekleriyle, Chamula kartelinin bugünlerde pornografiye sürüklediği reşit bile olmayan kadınların aklımdaki yorgun yüzleriyle. Her günahı arındırmaya yeter mi bir kilise.


.jpg)



