Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Aralık 2016

Öykü

Clarice Lispector • Bir Tavuk

Clarice Lispector

Paylaş

34

0


Pazar günü için ayrılmış bir tavuktu. Hâlâ hayattaydı çünkü saat henüz sabahın dokuzu bile değildi.

Sakin görünüyordu. Cumartesiden beri mutfağın bir köşesine sinmişti. Ne o kimseye bakıyordu ne de kimse ona. Seçildiği sırada hassas kısımları hissizce yoklanırken de tombul veya cılız olarak öne çıkmamıştı. İçin için bir şeylere can attığı kimsenin aklının ucundan geçmezdi.

Tavuğun kısacık kanatlarını açıp göğsünü şişirerek birkaç sıçrayışta avlunun duvarına çıkmasını haliyle kimse beklemiyordu. Hayvan bir an duraksadıktan sonra –aynı anda aşçı kadın da çığlığı basmıştı– komşunun avlusuna geçti ve yeniden hantalca havalanarak bir evin çatısına ulaştı. Orada bir süre ayak değiştirerek dikildi, belli ki ne tarafa gideceğine karar veremiyordu. Hemen yardıma çağrılan aile üyeleri öğle yemeklerini komşunun bacasının dibinde görünce kalakaldı. Evin erkeği, hem durduk yerde spor yapma fırsatı çıktığı hem de karnı acıktığı için, hevesle şortunu giyinip tavuğun peşinden gitti: Tedbirli birkaç sıçrayışın ardından kararsız ve titrek hayvanın bulunduğu çatıya ulaştı, hayvansa onu görür görmez yine kaçmaya başladı. Esaslı bir kovalamaca olacağı aşikârdı. Çatıdan çatıya atlayarak sokağı boydan boya geçtiler. Canını dişine takmaya hiç mi hiç alışkın olmayan tavuk, kaçarken hangi yolları seçeceğine tek başına, herhangi bir soydaşından yardım almaksızın karar vermek zorundaydı. Adamınsa içinde uyuyan avcı uyanmıştı âdeta. Avı ne kadar aşağı seviyeden olsa da onu alt etme arzusu her şeyin önüne geçmişti.

Dünyada yapayalnız, anasız babasız koşmaktaydı tavuk, nefes nefese, ses çıkarmadan, bütün dikkati kaçmaya odaklanmış. Kaçarken bazen oflaya puflaya bir çatı oluğuna konuyor, başka çatıları zar zor aşan adam kendisine yetişene kadar biraz nefesleniyordu. Bu anlarda nasıl da özgür görünüyordu.

Aptal, çekingen ve özgür. Kaçkın bir horoz gibi kudretli değil. Peki bu tavuk özünde ne taşıyordu da varlıktan sayılıyordu? Tavuk da bir varlıktır. Ama elbette tavuğa bel bağlanmaz. Zaten o bile kendine güvenmiyordu, horoz değildi ki ibiğinden güç alsın. Tek avantajı, dünyada bir sürü tavuğun bulunmasıydı, biri ölse de yerine hemen bir başkası gelecekti, diğerinden farksız, hatta diğeriyle aynı bir başka tavuk.

Sonunda kaçışının tadını çıkarmak için mola verdiği anlardan birinde adam ona yetişti. Bir yaygara koptu, havada tüyler uçuştu ve tavuk yakalandı. Ardından ganimet gibi kanadından kavranarak çatıdan çatıya taşındı ve sertçe mutfağın zeminine bırakıldı. Serseme dönmüştü, silkelenip boğuk boğuk gıdakladı.

Tam o anda olan oldu. Tavuk telaşından yumurtlayıverdi. Şaşırmış, yorulmuştu. Belki de erken doğum yapmıştı. Ama hemen ardından, zaten analık etmek için doğduğundan, gedikli bir anne gibi gevşedi. Yumurtasının üstüne kuruldu ve öylece kaldı, sakince nefes alıp veriyor, düğmemsi gözlerini kâh açıp kâh kapıyordu. Tabakta olsa minicik görünecek yüreği göğsünde attıkça tüyleri inip kalkıyor, yumurta evresini asla geçemeyecek yavrusunu ısıtıyordu. O sırada yanında sadece evin küçük kızı vardı ve kız bütün bu olanları hayretle izlemişti. Daha gördüklerini doğru düzgün hazmedemeden ayağa fırlayıp çığlığı bastı:

“Anne, anne, tavuğu öldürme, yumurtladı! O bizim iyiliğimizi istiyor!”

Herkes yeniden mutfağa koştu ve konuşmadan genç annenin etrafını sardı. Yavrusunu ısıtan tavuk ne zarifti ne de hoyrat, ne mutluydu ne de mutsuz, hiçbir şey değildi o, sadece bir tavuktu. Kimsenin içinde dikkate değer bir duygu uyandırmıyordu. Baba, anne ve kız bir süre hayvanı izledi, ne düşüneceklerini bilemiyorlardı. Hiçbiri hayatında bir tavuğun başını okşamamıştı. Baba sonunda kararını haşince bildirdi:

“Eğer bu tavuğu öldürtürsen hayatımda bir daha ağzıma tavuk sürmem!”

“Ben de!” diye hararetle yemin etti kız da.

Anne bıkkınlıkla omuz silkti.

Tavuk hayatının bağışlandığının bilincine varamasa da ailenin yanında yaşamaya başladı. Kız okuldan dönünce çantasını bir kenara fırlatıp koşa koşa mutfağa giderdi. Baba hâlâ arada sırada eski günleri hatırlardı: “Yazık, seni o halde nasıl koşturdum!” Tavuk evin kraliçesine dönüşmüştü. Herkes farkındaydı bunun, kendisi hariç. Mutfakla arka avlu arasındaki yaşamını türünün iki temel hissini kullanarak sürdürüyordu: kayıtsızlık ve korku.

Ama herkesin evde sessiz sakin oturduğu ve kendisini görmezden geldiği anlarda hâlâ küçük bir cesaret dalgası kabarırdı içinde –büyük kaçışından kalma bir histi bu– ve karoların üstünde gezinirdi, başı önde, gövdesi arkada, derken bir tarlanın ortasındaymış gibi duruverirdi, oysa küçük kafası ona ihanet etmekteydi: Hareketlerinde hep bir acele, bir telaş vardı, türüne has kadim ürkeklik iliklerine işlemişti.

Arada sırada, giderek seyrelen aralıklarla, havayı yararak çatı oluklarına konan karnı burnunda genç tavuğu hatırlardı. Böyle anlarda ciğerlerini mutfağın katışık havasıyla doldurur, ötmese dahi, zira dişiler ötmezdi, ötmekten de büyük bir sevinç kaplardı içini. Ama bu anlarda bile değişmezdi suratındaki boş ifade. Kaçarken de, dinlenirken de, doğururken de, mısır tanelerini gagalarken de hep aynıydı – bir tavuğun kafasıydı bu, en eski çağlardan beri aynı şekilde resmedilen.

Derken bir gün onu öldürdüler, yediler ve seneler geçip gitti.

Portekizceden çeviren Emrah İmre

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Bêder” Hangimizin Kapısızlığı?Mehmet Hanifi
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jhumpa Lahiri

18 Şubat 2025

Ovidius’un Dönüşümler’ini Çevirmek

Çoğu metnin büyük bir kısmı zihnime kazınmış olsa da, önümdeki İngilizce metni düzenlerken orijinalini neredeyse hiç hatırlamadığımı fark ediyorum.Ovidius Dönüşümler’in ilk kitabında dünyanın nasıl kaostan yaratıldığını anlatır. Fakat yüz elli satırdan kısa bir sür..

Devamı..

Psikanaliz Hakkında On Kitap

P. V. H. &. H. Westerink

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024