- Hem diğer sanat dallarıyla birlikte edebiyat, hem de sosyoloji kültürün ayrılmaz bir parçasıdır.
- Nitekim bu insani koşullar insanın dünyada, acıları ve hazlarıyla, potansiyellerini açığa çıkaran, görmezden gelen veya harcayan, beklentileri ve umutlarıyla, arzuları ve bıkkınlıklarıyla yaşama biçimidir. Gerek edebiyat gerekse sosyoloji, birbirini bütünlese dahi birbirinden farklı stratejilerden, araçlardan ve yöntemlerden yararlanırken, bunların tümünü yerine getirir (en azından yapmaya çalışır ve en fazla çabaladığı kesin bir şekilde söylenebilir).
- Ne sosyoloji ne de edebiyat, kendi başlarına karşılaştıkları risklerin üzerinden gelebilirler. Ancak güçlerini birleştirmeleri takdirde (ve sadece bu şartla) bu riskleri aşabilirler veya bertaraf edebilirler. Dahası onlara birleştikleri anda zafer elde etme şansı veren şey tam da farklılıklarının kendisidir. Milan Kundera’nın (kısa olduğu kadar ikna edici) biçimde belirttiği gibi, “modern çağın kurucusu sadece Descartes değil aynı zamanda Cervantes’tir.”
- Edebiyatın kendi doğası kararsız, metaforik ve metonimiktir.
- Dolayısıyla “kendi dünyada var olma biçimleriyle ilgili hakikati bulma ve keşfedilmemiş, gözden kaçırılmış, ihmal edilmiş veya saklanmış alternatifleri öğrenme dürtülerinde (bilinçli veya bilinçsiz) okurlarınıza yardımcı olmak istiyorsanız” sosyoloji ve edebiyatın bizi çevreleyen peçelerin kararttığı özgünlüğü yargılayıp açığa çıkarma ve ihtiyaçlarımızın peşinden koşma özgürlüğünü verme imkânını arttırmak için birlikte çalışması gerekmektedir.
- Bizi özgür bırakan söylemdir. Dahası özgürlüğümüze sınırlar koyan ancak bizi bugün önümüze konmuş yahut gelecekte önümüze konacak sınırları aşma ve ihlal etmeye iten şey de söylemdir. Söylem onu yaratırken bizi yaratan şeydir.
- Felsefi bir tavra bürünürsek “gerçeklik” dediğimiz veya doxa’nın istemlerini uysalca takip edip “meselenin aslı” dediğimiz şey kelimelerle örülüdür.
- Duvar sözcüklerle inşa edilir ama onun yıkılmasını sağlayacak tek koçbaşı da sözcüklerdir.
- Yorumlama daima yeniden yorumlama edimidir. Yeniden yorumlama da daima başka bir yeniden yorumlamaya köprü olur.
- İnsani deneyimlere ilişkin yorumlamalar nadiren tehlikelerden muaftır.
- Sorgulanmayan ve herkesin kabul ettiği bir otorite, ilkesel olarak ne edebiyatın ne de sosyolojinin erişebileceği bir şeydir. Bu insanın tüm insaniliğiyle dünyada var olma biçiminin keşfine dönük iki yaklaşım arasındaki bu “seçilmiş hısımlığın” veya yakınlığın başka bir suretidir.
- Pandora’nın kutusunda hiç dip noktası yoktur.
- Öte yandan twitterda paylaşım yapmanın ve mesaj atmanın ustaları, zorunlu olduğu kadar zorlu diyalog sanatında, gittikçe kabiliyetsizleşmektedirler.
- Herman Hesse hakkında şöyle demiştir: “ Eğer onun (Walser) yüz bin okuru olsaydı, dünya daha iyi bir yer olurdu” (ah ne yazık ki böyle olmadığında, dünya da daha iyi bir yer olmadı).
- Edebiyatta, aynı sosyolojide olduğu gibi, insanların aradığı, benimsediği veya karşısına çıkan hakikatin yolları, sonsuza dek sıra dışı bir konumda olan ve bir Mesih’in ifşa etmesini bekleyen hakikatle keşfedilir.
- Dünyayı paylaşma ve farklılıklarla etkileşime girme becerileri kazanılmalıdır. Bu beceriler olmadığında “tuhaf”, karanlık ve o güne dek anlaşılmaz olan şeylerin dehşetini, belirsizlik karşısında insanı hareketsizliğe iten ve felç etmesi mümkün o tedirginlik/hayret duygusunu aşmak imkânsızdır.
- Hayal gücü, analiz, analiz edilen hayal gücü. Sosyoloji ve edebiyatın ortak alınyazısı işte bu.
- Bize olan biteni göründüklerinden ayırma imkânı veren, bizi buna sevk eden ve zorlayan şey sözcüklerdir. Bir meselenin hakikatiyle suretleri arasında uçurum yaratan şey sözcüklerdir.
- Hepsi telaş içinde geçen yaşamımızı alametifarikaları, doğası itibariyle ve belki de onulmaz ölçüde miyoplaşmış tüketiciler toplumunda, anın tiranlığıyla yaşadığımız şeylerdir. Modern çağda insanın özerk olma, öz yaratıcılığa ve benliğini ortaya koymaya dönük düşleri, insanın yetkinlik sınırlarının ötesine atılmasın diye, tekrar insanların ilgi odağına yerleşme arzusundadırlar.
- Bu ve diğer varoluşsal meseleleri sorgulamak, bunları tekrar kamuoyunun gündemine taşımak, hem edebiyatın hem de sosyolojinin paylaştığı uğraşlardır. Bu soruların peşinden gitmek iki yaratıcı çabayı birleştiren unsurdur. Onları birbirlerini tamamlayan unsurlara dönüştürmekte, kalıcı bir etkileşim ile karşılıklı esinlenmelere yol açmaktadır.






