Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Kasım 2022

Öykü

Deli Babaş

Armağan Can

Paylaş

3

2


Gölge yerlerin halen kıymetli olduğu günlerdi. Güneş ışınları yoğun ve yakıcı olarak geliyor, esen her rüzgârda yüzler gülüyordu. Attığım her adımda güneşten değil kaygıdan terliyordum. Ulaşmak istediğim evle bizim evin arasındaki yolda ıslıkla bir şarkı çalsam, güzel bir kızla buluştuğumu hayal etsem, uçan kuşları seyretsem biterdi. Ama adımlarımı hızlı da atsam, ulaşamıyordum. Cebimden mendilimi çıkarıp alnımdaki, boynumdaki terleri sildim. Mendili katlayıp cebime yerleştirdim. “Beni niye çağırdı bu adam?” diye kahvecinin küçük oğlunun bana daveti haber verdiği sabah saatlerinden beri söylenip durdum. Çağıran Süleyman’dı. Ama herkes ona Deli Babaş derdi. Onu deli kılan hangi davranışı, hangi sözüydü, bilmiyorum. Dışardan bakınca bizim gibi bir adamdı. Karmakarışık saçlarını gri bir kasketin altına saklardı. Devamlı açık havada bulunduğunun kanıtı olan kalınlaşmış, kararmış bir teni vardı. Üstündekiler köy yerine göre kirli denilemeyecek temizlikteydi. İnsan içine çok karışmaz, çok konuşmazdı. Daha önce Deli Babaş’ın evine hiç gitmemiştim. Aramızda yaşım kadar yaş farkı vardı. Uzaktan bir selam vermek haricinde bugüne kadar konuştuğumuz kelimeler yüzü geçmezdi. Şimdi beni görmek istemişti.

Yüksek duvarlarla çevrili bahçeye demir bir kapıyı iterek girdim. Köydeki diğer evler gibi önünde büyük balkonu olan tek katlı, dışı kireç badanalı bir evdi. Bahçenin bir bölümüne sebze ekilmişti. Birkaç ağaç, köşede bir kümes vardı. Dikkatle deliliğine dair bir iz bulabilmek için sağa sola bakınırken “İçeri gel!” sesiyle birazda ürkerek ilerledim. Sıcaktan korunmak için duvarın dibindeki gölgede saklanan kertenkelenin birden önüme çıkmasıyla irkildim. Adımlarımı hızlandırdım. Aralık olan tahta kapıyı itip odaya girdim ama gözlerim hiçbir şey göremedi. Hareket etmeden karanlığa alışmayı bekledim. “Karanlık olunca, içerisi daha serin oluyor” dedi ev sahibi. Yıpranmış perdenin aralarından sızan kaçamak ışıklar oda da bir gösteri sahneliyorlardı. Gün ışığına sığınmak için kapıyı açık bırakıp, masanın yanında duran sandalyeye oturdum. Deli Babaş da karşıma geçti, oturdu.

Etrafa göz gezdirmeye korkuyordum. Sonuçta karşımda oturan bir deliydi. Her ne kadar herkes gibi görünse de onun içindeki çılgınlığı neyin tetiklediğini bilemezdim. Gözlerine baktım ama orada bir duygu göremedim. Sadece karşımda parlayan bir çift gözbebeği vardı. Sözler haricinde anlam yükleyebileceğim hiçbir şey bulamadım. Deli Babaş, “Çay yaptım,” deyip ayağa kalkınca ben de hızlıca odaya göz gezdirdim. Yeni boyanmış duvarlarda ne bir resim, ne bir süs eşyası asılıydı. Bir çivi olmadığı gibi bir zamanlar bir çivinin çakılmış olduğuna dair bir delik bile yoktu. Yerde eskimiş, hem tozdan hem de karanlıktan renkleri seçilmeyen bir kilim vardı. Odanın büyük bir bölümünü kaplayan yatağın üstü kahverengi bir battaniye ile örtülmüştü. Yatağın başında küçük bir komodin duruyordu. Üstünde onlarca kitap yığılıydı. Masaya alüminyum bir tepsinin içinde iki bardak çay getirdi. Çay tabaklarında kurumuş çay lekeleri vardı. Bardakların temiz olduğundan emin değildim. Çayı içip içmemekte kararsızdım ama bu durumu saygısızlık olarak algılamasından çekindim, çaydan bir yudum aldım. “Üniversiteyi kazanmışsın” dedi, sesi kısık ve mahzundu. Başımla ve mırıltı gibi çıkan bir sesle, “Evet” diye onayladım. O zaman ayağa kalktı, komodinin üzerinde duran kitaplardan birini aldı, içinden bir fotoğraf çıkardı, bana uzattı.

Siyah beyaz bir fotoğraftı. Sağ üst köşesi yırtılmış ve sonrasında bantla yapıştırılmıştı. Tam ortasından bir kat izi geçiyordu. Fotoğrafta koyu saçları omuzlarına kadar inen genç bir kız vardı. Kare yüzünde küçük gözleri kayboluyordu. Muntazam burnu ve içten gülümsemesiyle oldukça sevimliydi. Üstünde yazılar yazan bir duvarın üstünde oturmuş, sırtını başka birinin sırtına yaslamıştı. Deli Babaş birden fotoğrafı elimden çekti. Çok uzun süre baktığım için onu kızdırdığımı düşünürken bu sefer fotoğrafın arkasını çevirdi ve tekrar bana uzattı. “Biz Kazanacağız… Ş.” yazıyordu. Altta bir tarih ve kazandığım üniversitenin olduğu şehrin ismini gördüm.

Düşünceler içinde öyle kaybolmuşum ki evi geçip köyün dışındaki okula geldiğimi bahçede oyun oynayan çocukların topu önüme düşünce fark ettim. Deli Babaş benden hiçbir şey istemedi. Ne kadının adını söyledi ne de onunla ilgili bir şeyler anlattı. Fotoğrafı elimden aldı, gidip yatağın üstüne oturdu. “Eğer, hak haksızlıktan yüce, Sevgi nefretten üstün, Aydınlık karanlıktan güçlüyse, Çaresi yok usta Biz Kazanacağız!” dedi sonra kafasını kaldırmadan “Masanın üstündeki paket senin.” diye ekledi. Gazete kâğıdına sarılmış olan paketi aldım ve sessizce evden çıktım.

Köy yerinde herkes başkalarıyla ilgili her şeyi bilir ve bu bilgi dağılımı köyün erkekleri tarafından yapılır. Çünkü haberin merkezi kahvehanelerdir. Erkeklerin burada duyup evde tekrarladıkları haberler, başkalarına her anlatılışta biraz daha süslenir. Deli Babaş’ın hikâyesi hiç bıkmadan anlatıldığı için tazeliğini hep korur. Nadir olarak kahvehaneye gelip bir çay içtiğinde gidişinden sonra tüm olanlar tekrar tekrar hikâye edilir. Anlatan kişinin olaya kattıklarıyla heyecanlı bir masala döner. Lakin neyin gerçek neyin hayal olduğunu kimse bilmez. Kesin bilinen ise Süleyman’ın babası, okumak için şehre giden oğlundan uzun bir süre haber alamamış. O dönem gençlerin çoğundan haber alınamaz, anne ve babaların yüreklerinin ateşi sönmezmiş. Gençler karşıt görüşlülerle çatışırken Süleyman bir emekçi çocuğu olarak tarafını çoktan seçmiş. Bir gece, var olan yönetime karşı olan herkes yakalanmış. Köyde elektrikler kesildiği için günler sonra duydukları darbe, tutuklamalar, yasaklar ile Süleyman’ın babası oğlunun olaylara karışacağını hiç tahmin etmeden beklemiş. Sonrasında dayanamayıp yollara düşmüş. Haftalarca oğlunu aramış. Sonunda kucağına bir deri bir kemik kalmış, görmeyen, duymayan bir çocuk vermişler. Bir gece vakti sessiz sedasız köye dönmüşler. Nice günler sonra köylüler döndüklerini fark etmiş. Süleyman evde hep aynı şarkıyı saatlerce bağıra bağıra söylemiş. Babası sağa sola sallana sallana dinlemiş. Bir akşam, oğlunun söylediği şarkının ikinci tekrarında kalbi durmuş. “Babasının ölümünden sonra geriye sadece lakabı kaldı” der tüm köylü.

Deli Babaş’tan sonra bana kadar kimse okumak için köyden ayrılmadı. Bir adamın kaderi tüm köyü etkiledi. Ne düşüneceğimi bilmeden oturduğum gölgede Deli Babaş’ın fotoğrafa baktığı o kısacık an gözümün önüne geldi. Bir kişinin hep yirmili yaşlarda olması ne acayiptir, hep öyle hatırlanması… Acaba Ş. Hanım saçları beyazlayınca, kırışıklıklar yüzüne yerleşince, gözleri daha iyi görebilmek için kısılınca nasıl görünürdü? Ş.’nin bu görünüşüne aynı hayranlıkla bakan Süleyman nelerden pişman olurdu? Ama ben bu delinin gözlerinde, sözlerinde bir pişmanlık görmedim, duymadım. Aksine “Yaşa” dedi gibi geldi bana. “Yaşayalım bakalım” diyerek verdiği paketi açtım. İçinden Nazım Hikmet’in bir kitabı çıktı. Sigara paketinin içindeki folyoyla işaretlenmiş olan sayfayı açtığımda ise fotoğrafa bakarak okuduğu şiir mısra mısra içime döküldü.

YORUMLAR

Özlem Doğan

Muhteşem bir öykü. Keleminize sağlık. Yürekten kutluyorum

11 Kasım 2022

Özlem Doğan

Muhteşem bir öykü. Keleminize sağlık. Yürekten kutluyorum.

11 Kasım 2022

Öne Çıkanlar

Sinemada ilk edebiyat uyarlamasıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

23 Ocak 2025

Ankara’nın Keşfedilmeyi Bekleyen Doğal..

Ankara, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle tanınsa da, doğal güzellikleriyle de dikkat çeken bir şehir. Eşsiz doğa harikalarını keşfetmek için plan yapmaya başlamadan önce bir Ankara uçak bileti alarak bu keyifli rotayı belirleyebilirsiniz. Ayrıca ..

Devamı..

Tetris Oynamak İstemiyorum

Aysun Korkmaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024