Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mayıs 2024

Edebiyat

Deneme Türü Üzerine Bir Deneme

Gerald Warner

Paylaş

0

0


“Fark ettim ki, turplar benimle aynı fikirdeydi. Ama sonra vazgeçtiler. Şimdiyse yine aynı fikirdeler.”

Önümüzdeki yıl edebi bir tür olarak denemenin dört yüz ellinci doğum gününü kutlayacağız. Michel de Montaigne kendi eseri olan bu türdeki ilk metni yazmak üzere kuş tüyü kalemini kâğıda değdirdiğinde 1571 yılıydı. Peki o zamandan bu yana geçen dört buçuk asırlık süreçte deneme türünün başına neler geldi?  Gelişmeye devam ediyor mu? Ya da mucidi tarafından konmuş olan mükemmellik ölçütlerini hâlâ içinde barındırıyor mu? Yoksa tıpkı bazıları tarafından iddia edildiği gibi can çekişiyor, hatta ölüyor mu?

Açıkça belirtmek gerekirse henüz nesli tükenmiş değil. Aksine hâlâ pek çok kişi tarafından başlı başına bir biçim olarak farklı mecralarda tercih ediliyor ki, burası da onlardan biri. Fakat Batı kültüründeki pek çok şey gibi deneme de kimlik krizi geçiriyor. Tabiatı itibariyle eklektik olduğundan eleştirmenler tarafından öyle çok deneme çeşidi tanımlandı ki, türü belirten ismin (essay), herhangi bir ayrım gözetmeksizin geniş bir makale tez ve bildiri çeşitliliğine atfedilmesi türün kendine özgü kimliğini yok etti.

Özünde denemenin en özgün biçimi, soyut ya da somut olduğuna bakılmaksızın herhangi bir konuyu ele alan ve yazarın bir yandan yüksek sesle düşündüğü öte yandan kendisiyle aynı sonuca varmasını istediği okuru sanki ona sırrını açıyormuşçasına tatlı dille ikna ettiği gayri resmi, tanıdık söylemdir. Elbette tek bir konuya odaklanan, çok daha ciddi versiyonları vardır ama klasik deneme, ele aldığı konu ne olursa olsun genellikle yazarının düşünceleriyle karakterizedir.

Denemenin, daha ilk günden beri “deneme” ismini sonuna kadar zorlayan, abartılı çarpıtmalara maruz kaldığını biliyoruz. Mesela Alexander Pope manzum biçiminde yazdığı iki risaleyle (An Essay on Criticism ve An Essay on Man) türe değişik bir katkı sağlar. Ama bu eserler içerik bakımından deneme türüne öylesine uygundur ki, makul düşünen her eleştirmen bunların aslında birer deneme olduğunu kabul eder. Tabii aynısı – ilk kez John Locke tarafından yapılan bir suiistimal (İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme) neticesinde – deneme başlığı (essay) taşıyan kitap uzunluğundaki tezler, manifestolar ve akademik makaleler için geçerli değil.

Denemenin geçmişi bir hayli uzun. Montaigne, kendi yarattığı bu türde yüz yedi eser verirken Francis Bacon yazdığı altmış farklı metinle denemenin İngiltere’de kabul gören bir tür olmasının yolunu açtı. Addison ve Steele, Tatler ve Spectator vasıtasıyla türün geniş bir kitle tarafından tanınmasını sağlarken Dr. Samuel Johnson iyi bir düzyazının aracı olarak gördüğü bu biçimi teşvik eden on sekizinci yüzyıl deneme yazarlarından biriydi. Ama tür, İngiltere’deki altın çağını on dokuzuncu yüzyılda yaşadı: Samuel Taylor Coleridge, William Hazlitt, Charles Lamb (“Elia”), Thomas De Quincey, Robert Louis Stevenson ve daha birçok yazar. Yirminci yüzyıla gelindiğinde G.K. Chesterton ve Hilaire Belloc’u, Aldous Huxley ve George Orwell gibi yazarlar izledi. Türü zenginleştiren isimler arasında ilk akla gelenler Fransa’da Sainte-Beuve, Anatole France, Théophile Gautier ve Marcel Proust, İsveç’te August Strindberg, İspanya’da Miguel de Unamuno. Fakat denemenin kendine gerçekten gelişme imkânı bulduğu asıl yer Amerika’ydı. On dokuzuncu yüzyılda Ralph Waldo Emerson ve Mark Twain ile başlayan ve yirminci yüzyılda da Gore Vidal gibi isimlerle devam eden bu klasik biçim, Amerika’da, doğum yeri olan Avrupa’dan bile daha fazla benimsendi. Fakat denemenin edebi bir tür olarak savaş sonrası yıllarda giderek daha az tercih edilir olması niteliklerinin tanımlanmasını güçleştirdi ve ortaya çıkan bu belirsizlik, örneğin A.S. Byatt gibi deneme yazarı olarak tanımlanan isimlerin eserlerinin bile edebiyat çalışmaları altında kategorize edilmesine neden oldu.

Yine de yıllardır sorulan soru hâlâ baki: deneme nedir? Muhtemelen yapılmış en iyi tanım hâlâ Aldous Huxley’ninkidir: “Herhangi bir şey hakkında neredeyse her şeyi söylemenize yarayan edebi biçim.” Her ne kadar bu yaşamsal hamle (élan vital) günümüz zeitgeist’ına yabancı olsa da, çağdaş edebiyat deneme ruhunu yeniden yakalamalı. Nitekim edebi bir tür olarak deneme, olanca erişilebilirliğine rağmen soylu bir karaktere sahiptir çünkü her şeyden önce maddi kaygılardan arınmış zihinler tarafından ortaya konur. Üstelik kişisel, hatta önemsiz olması onu, bir yazarın üslubunu mükemmelleştirmesi için başvurabileceği en etkili yöntem haline getirir. Mesela Montaigne şöyle yazar: “Fark ettim ki, turplar benimle aynı fikirdeydi. Ama sonra vazgeçtiler. Şimdiyse yine aynı fikirdeler.” Charles Lamb ise kızarmış domuzlardan ya da baca süpürücülerinden söz eder. Bu tarz tuhaf konular seçip onlar üzerine yazmak yazarın hayal gücünü serbest bıraktığı gibi özgün bir üslup yaratmasına da olanak tanırken edebiyata da güçlü bir ifade ekonomisi ve soylu bir zarafetin icra ettiği keskin zekâ ürünü analizler kazandırır.

Deneme, kapsamı alabildiğine genişletilip göz alıcı bir afiş haline getirilmemesi gereken düşünceli ve zarif bir minyatürdür. Tolstoy ya da Proust gibi isimlerin yarattığı destansı metinler dünya edebiyatının kıtaları arasında büyük nehirler misali akadursun, gözlerde kristal gibi ışıldayıp kulağa müzikal tınılar bırakan denemeler, kimi zaman içinde gümüş balığı misali algısal kavrayışların saklı durduğu derin havuzlarla noktalanan şırıltılı bir akarsu, el üstünde tutulması gereken edebi bir mecradır.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2015'in En Etkileyici 100 FotoğrafıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

2 Mayıs 2025

Dostoyevski, Çağının Bir Yazarı

Dostoyevski’nin zihin dünyasındaki bu çelişkilerden romanlarına aksetmiş parçaları birleştire birleştire, Joseph Frank belki daha anlaşılır bir portre verir, ama hiçbir durumda yok yere yüceltilmiş birine dönüştürmez romancıyı.Yazar biyografileri yaşamsal detaylarla do..

Devamı..

Köy Enstitüleri

Zafer Yıldırım

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024