Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Aralık 2016

Öykü

Dilek Yılmaz • Rubella Kardeşim

Dilek Yılmaz

Paylaş

27

0


Kat aralarının ışığı yanmıyor. Telefonun fenerini kapıya tutuyorum.

“Çok eski,” diyor çantasından aletleri çıkarırken, “neredeyse çürümüş.”

Teli kilidin deliğine soktuğu anda daha tam çevirmeden kendiliğinden aralanıyor kapı.

“Kimse var mı?”

Holü adımlarken salon perdesinin ince aralığından uzanan kararsız ışık gözüme vurup kaçıyor. İçeriye yaklaştıkça yükselen keskin koku midemi bulandırıyor. Kendini dışarı atıyor çilingir, ben atamıyorum. İçimden yükselen safrayı tutamayıp yere bırakıyorum. Kusmukla doluyor ayaklarım. Başımı doğrultmadan, düğümünü hızlıca çözüp burnumu kapayacak şekilde yüzüme doluyorum boynumdaki fuları. Yatak odasının eşiğinden adımımı attığımda görüyorum onu. Sekiz ay on bir gün sonra. Yaklaşıyorum. Başı yataktan sarkmış, kıpırtısız öylece duruyor. Açık kalan gözlerini kapıyorum. Dize kadar pijamadan sıyrılmış bacaklarının damarları seçilmiyor. Beyaz ve soğuk.

Neden iyi anıları çağırmaz ölüm. Evi adımladığım her an kulağımda çınlayan sadece o son konuşma.

“Devrim’i kaybettik...”

“Çekmedi,” diyor, soğukkanlı. Yaşlı düşkün birinin ölümünü haber almış gibi.

“Nereden biliyorsun çekip çekmediğini, yanında mıydın! Ölen, çocuğun senin, kızın! Farkında mısın?”

Susuyor.

Çocukluğum boyunca, “Senin baban yok mu” sorusunun omzuma bıraktığı ağırlık, soluğuyla aramızda, dağılmaya hazır duruyor. Hızlı hızlı yükselip alçalan nefesi yavaşça uzaklaşıyor. Ağlıyor mu? Nasıl ağladığını bilmiyorum.

“Orda mısın?”

“Baba?”

Dıııt-dıııt-dıııt...

On dört yıl sonra yeniden baba diyorum ona. Duymuyor.

Anneme dönüyorum.

“Sustu.”

“Konuşmaya yüzü mü var.”

Cenazede vakur duruyor. Eksik babalığını cami avlusunda nezaketiyle yamalarken çocuğu ölmemiş de sanki bir davete icabet etmek durumunda kalmış biri gibi. Gelenleri selamlıyor.

“Baban ne hoş adam,” diyor Gaye.

“Öyledir.”

Fark ederek mi bilmiyorum, yanımıza geliyor. Normal bir baba gibi duruyor. Normal bir baba gibi konuşuyor.

En son Sürmene’de öyleydi.

Yeni taşınmışız. Daha tam yerleşmeden annemin Devrim’e hamile olduğunu öğreniyoruz. Kardeşim olacak. Kolisinden çıkardığım gibi bütün bez bebeklerimi mahallede adını bilmediğim çocuklara dağıtıyorum. Babam hiç sevinmiyor. Karnı büyümeye başladığında annemin yüzünde döküntüler. Hastane günleri. Tahliller. O beyaz koridorlarda bankların üzerinde bölük pörçük uykularım. Bir seferinde gözümü açtığımda duyduğum, Rubella.

Kardeşim sanıyorum onu.

“Bu riske girilmez, aldıralım,” diyor babam.

“Hissediyorum, olacak, korurum,” diyor annem.

Doğuyor bebek. Büyümüyor. Yürümeyen, konuşmayan, duymayan bir bebek.

Dağıttığım bebekler bana kardeşimden daha yakın.

Son kavga... Babam giderken...

“Bizi bu hayata mahkûm ettin!”

“Olma, git,” diyor annem. “Ben ikisine de bakarım.”

Başka türlü olsaydı da gidecekti, biliyorum.

Arkasından fırlatılıp atılan bir ev dolusu irili ufaklı heykel. O donuk insancıklar, babamın seçilmiş yalnızlığının kırık ödülleri.

Senelerce baba dediğim, annemin öfkesinden kurtarabildiğim bir parça burun!

“Allah sabır versin,” diyorlar cenaze dağılırken.

“Teşekkür ederiz.”

Ne deneceğini bile bilmiyor.

Sonrasında görmedim. Bir daha göreceğimi de düşünmedim. Korhan Amca’nın telefonuna kadar.

“Metin’e ulaşamıyoruz.”

“Bana mı soruyorsun Korhan,” diyor annem. “En son Devrim’in cenazesinde gördük.”

“Cenazeden beri evden çıkmıyordu. Dört gündür telefonlara da bakmıyor.”

“Kapanır öyle o, kille çamurla oynuyordur.”

“Yapmaz böyle yenge, bir terslik var.”

“Yenge deme bana rica ederim.”

“İzmir’deyiz biz. Bir gidip baksan... Ne olur...”

Telefonu kapayıp volta atmaya başlıyor annem salonda, elinde külü uzamış sigarası.

Yemek masasının çevresini turlarken yanıma yaklaşıp kararsız bir adımda duruyor. Sigaranın külü dizime düştüğünde içinde kalan ateşten anlıyorum, gerçek.

İzmariti bir eliyle küllüğe bastırırken öbür eliyle yeni bir sigarayı ağzına götürüyor.

Çakmak sesi, gölgeler, öfke, anılar, her şey olduğundan büyük.

“Git bak şuna.”

Cevap vermiyorum.

“Baban o senin!”

“Ben seçmedim, sen git bak!”

Yanıma oturuyor. Koluma değip çekilirken elleri kararsız. Sarılsam iyi gelir biliyorum. Umudunu kaybetmiş herkese iyi gelir. Yapmak istemiyorum.

Giyinip çıkıyorum evden. Çıkarken kararsızım.

Yıllarca kapısından dönüp basmaya cesaret edemediğim o zilin üzerinde buluyorum elimi. Biliyorum duymayacak. Açmıyor. Alt kata iniyorum. Apartmanın girişinde gördüğüm numarayı arıyorum.

Çilingir geliyor. Sonrası yok.

Odaları dolaşıyorum şimdi. Her yer leş. Eviyede yemek artıklarıyla musluğun altına tutulup bırakılmış bir dolu tabak çanak. Dolabın kapağını açmamla böcek istilasına uğruyorum. Salona atıyorum kendimi. Tütün kokusu sinmiş perdeler kirden ağırlaşmış. Perdeyi sıyırıp camı aralıyorum. Işık gözüme düşmanca saldırıyor.

Yatak odasına dönüyorum. Sarkmış çenesini tutup çarşaftan yırttığım bir paçavrayla sanki canı acırmış gibi yumuşak hareketlerle bağlıyorum. Komidinin üzerinde duran yarım kalan heykeli kucağına koyuyorum. En son kendini yapmaya çalışmış. Bakamıyorum.

Dışarı atıyorum kendimi.

Evden çıktığımda çilingir hâlâ kapıda.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Dis..Melike Uzun
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Serkan Parlak

12 Mart 2025

Başak Arslan: "Elbette edebiyat içinde..

Az sözcükle güçlü bir dünya kurmak, karakterleri ve olayları en sade haliyle derinleştirmek öykünün büyüsü. Serkan Parlak: Başak Hanım atölyeler, dergiler, dijital mecralar ve yoğun çalışmalar derken sonunda ilk öykü kitab..

Devamı..

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Cihan Çakan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024