Deftersiz seyyahım, doğduğu kalbin maktulü olan türküyüm ben, yevmiyesi geçmişin vebaliyle mahsuplaşmış duygu işçisi... Ali’nin kuyuya haykırdığı doksan dokuz sırdan biriyim. Madenciyim ya da simyacı, taştan mücevher devşiren bir deli belki. Hakikat değmeli, çarpmalı yüzüme; yüreğimden başlayıp gözlerimi örten kalkanı, hatta delip geçmeli alnımı.
Dizlerinin dibinde buluyorum kendimi. Bir çift göz kurutur akciğerimin nasibini. Soluğuyla tutuşur buz kesen yanlarım. Kül olmak yetmez dizlerinin dergahında. Ya Rab, ben sevgilinin çöpüne hasret iken onu israf edenleri affetme!
Uyumak, Kibrin yurt, mahcubiyetin mülteci olduğu anlarda, gövdemi lime lime parçalayan sancılardan duygu falezlerine, ana rahmine, rüya dostluğuna bir kaçış… Her düş bir kaçış; her düş bir yenilginin ardılı olur. Göz kapaklarımda dünya yükü! Gecenin bakiyesini, tüm savaş ganimetlerini toplayan örtüyü üzerimden atıyorum. Günaydınım oluyor, yürek avcılarına baldıran bile sizin kadar acımasız değil, sözüm.
Yatağımdan sonrası dışarısı; dışarısı pörsümüş, mutsuz hayatlar. Dışarısı insan müsrifi, dışarısı bezgin. Çakılı olmayı yeğliyorum içeriye. Ya Rab, herkesin müşteki olduğu topraklar ya insandan arınsın ya da o toprakları şairler yönetsin!
Hangi kudretli ruh, bedenin sınırsız nefsine yetişebilir? Bu beden, ruhumun cezasıdır. Bu cehennem, cennetimin diyetidir. Ruhun sızısından daha güçlü bir tını yoktur. Ya Rab, ruhumu özgürleştir ve bedenime iyi bir emanetçi nasip et!
Beş duyudan fazlasıdır kalp. Gözün önündekinden fazlasını, dağın ardını görür. Kalp öyle bir şeydir, güçtür, azı yoktur. İyiyi kötüden, huzuru felaketten ayırandır kalp. En büyük felaket; boşa düşmüş kalbin yangınıdır. Dünyanın tüm suları bile boşa düşmüş kalbin ateşini söndüremez. Ya Rab, seven kullarının kalbini boşa düşürme!
Okumak düşüncenin ocağıdır. Ekmeği, suyu sevdiğimiz gibi kitapları sevmeli. Ya Rab kitapla geldik, kitapla gitmeyi esirgeme bizden!
Nerede bir enkaz açılsa ses tozunu almalı taşından, hangi coğrafyada bir keder olsa söz özünü almalı yaşından. Ya Rab! neresi acıyorsa dünyanın; orası olsun; sanatın; yurdu ve milleti…
Müstecir olmaktan daha beterdir; bastığın toprağa, içtiğin suya minnet duyulması. Ne acıdır mevta olamayan ihtiyarların, paydaş olurken ekmeğe ezilip büzülmesi, Ne acıdır, mecburiyetten mahcubiyetin doğması, Ya Rab ne acıdır, sana ait olanla insanlığın sınanması!
Yolları, nehirleri ve köprüleri vardır şehirlerin, bir de duvarları; Ayırır dünyaları, birbirinden nehirler ve duvarlar. Ulaştırır, kavuşturur cümle mahlukatı yollar ve köprüler. Oysa bilinir, çocukların iç içe karışmasıyla kurtulur dünya. Bu bir duadır: Sınırları çocuklarımıza reva görme Ya Rab!






