Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Mart 2023

Öykü

Dünyam Altüst Oldu

Zehra Demirtaş

Paylaş

4

0


Her şey boş. Hepsi hikâye.

Orhanım gideli bak kaç yıl olmuş. Hastayken bana derdi ki, “Ülkerim, iyi hoş, ben giderim bu dünyadan da sen bensiz ne yaparsın? Burada nasıl bırakırım seni.” Ölmemek için çok direndi, ama… Gitti işte… Geliş kolay da gidişin hayırlısı olsun.

Allah’tan annemden kalan bu ev, Orhanımdan maaşım var. Çok şükür. Yoksa bu sakat, yaşlı halimle ne yapardım. İkinci kat ama olsun. Çıkması kolay da inmek zor oluyor. Bu bacağımda kemik yok ya, öne eğik durduğum için yuvarlanırım diye korkuyorum. Niye mi aldılar bu kemiği? O belasını bulsun inşallah, Fikret denen adam. Bana çarptı. Ona hiçbir şey olmadı, sapasağlam. İnşallah çok çekerek ölür. Geliş iyi de gidiş. Allah hayırlı gidiş versin. Öldü, diye götürmüşler beni. Doktorlar ne bacağımı düşünmüş ne omurgamı. Yaşatalım da gerisi mühim değil, demişler. O yüzden kafamla uğraşmışlar. Her şey boş kızım. Hepsi hikâye! Seni üzmüyorum değil mi? Nasıl güzelsin, yok yok çirkinsin! Güldüğüme bakma sen, nazar değer diye... Bu iyi halim. Alıştım böyle yere bakarak yaşamaya. Zorlukları da var tabii! Kimsenin görmediğini görmek zorunda kalıyorum. Gözümü de kaçıramıyorum. Düşünsene bir an; pis pis tükürükleri, köpek pisliklerini… Bir şansım var, en azından onlara basmıyorum ama basanları görüyorum. Farkında değiller. Çöpleri de çok görüyorum. Birkaç kez de para buldum. Birinde on liraydı, otobüs durağının hemen önünde. Elime aldım bekledim biraz düşüren gelir diye, kimse gelmedi. Bir keresinde de evin sokağında ikiye katlanmış yüz lira buldum. Bakındım, sokak boştu. Annem böyle paralar için Allah gönderdi, sahibi yoksa senindir, derdi. Yüz on lira duruyor evde. En çok üzüldüğüm ne biliyor musun kızım? Bazen bunun için çok gözyaşı dökerim… Ayı göremiyorum… O gökyüzünde ama Ülker ayı göremiyor! Kaç yıl oldu… İncecik yeni ay halinden dolunay oluşuna, ay tutulmalarına kadar aya bakar, dua ederdim... Gülümseyen ay en sevdiğim haliydi. Yok denedim, sokaklarda sırt üstü yatıp bakmayı… Ama göremedim! Zor oldu… Bayıldım diye beni kaldırmaya gelenler oldu! Şimdi ay dolunaya mı yaklaştı? Azıcık köşesi mi kaldı? Ne güzel…

Kıymetini bil. Ben yapamıyorum bak! Bütün insanlar yapıyor.  İşte çok acı çekiyorum, üzülüyorum. Öyle zor ki! Böyle eğik kalayım hiç şikâyet etmem ama onu yapamamak... Çok uğraştım yıllarca, olmadı. Hepsi hikâye!

Orhanım öldüğünde tansiyon hastası oldum. Normalde düşüktür benim tansiyonum. Orhan öldü, dediler. Ne kolay söylediler! Burnum kanadı. Bir buçuk su bardağı kan aktı burnumdan. Evet, doğru söylüyorsun, iyi olmuş kanaması. Yoksa iyice yamuk olurdum felç geçirip. Nasıl olurdum acaba? Bak kafamdaki plakaya, gördün mü? Korkma korkma! Saçımı da hep böyle kısa kestiririm, görünürse görünsün. Belimde, sırtımda da var bunlardan. Televizyonda bir film izlemiştim.  Siyah beyaz. Notrdame’ın Kamburu. Aynı ben. Nasıl benziyorduk. Ama o filmdeki yapıyordur benim yapamadığımı, daha şanslı. Bu üzüntüyü kimse bilemez. Şu dünyada herkes yapıyor, bir ben yapamıyorum. Üzdüm mü seni? Çirkinsin sen!

Nasıl yalnızım değil mi? Niye çiçek getirdin yazık onlara, dalından kopardın boş yere, ha satın mı aldın?  E parana yazık. İhtiyacı olan biri para kazandı demek. Yalnız bu mevsimde iki ay mı oluyor? Demek en sevdiğin çiçek nergis. Nasıl da nazlı, narin duruyor boynu bükük, senin gibi. Çirkinsin sen! Ne güzel kokuyor.

 İyi ki arada uğruyorsun, eksik olma. Burada kendi kendime ölürsem diyorum, beni bulur. Ya sırt üstü düşüp de kalkamazsam? Çocuğum olsaydı şimdi yanımda dururdu. Sen şimdi benim çocuğum olmuyor diye düşündün değil mi? Bu sırtı kambur, yana kaymış, öne eğik vücuduyla,  gökyüzünü ancak yatınca görebilen Ülker’in, çocuğu olmaz mı sandın? Orhanım sakatım diye yapmak istemedi, diye mi düşündün? Düşünmedin mi? İyi. Herkes soruyordu da ondan dedim. Yok! Onun olmuyordu. Nasıl mı bildim? Denedim ben. Korunuyordu, bir şey takıyordu kendine. Annem, sakat kaldım diye Orhan’ın beni bırakacağından korkuyordu. Bak Orhanım gitti ben kaldım. Allah bilir işte. Hepsi hikâye. Annem dedi ki bir gün, kızım yatıyor musunuz? Evet, dedim utanarak. E neden olmuyor çocuk? Bak kaç yıl oldu! Ona Orhanımın bir kılıf taktığını anlattım.  A benim akılsız kızım, dedi annem, hiç mi aklın çalışmıyor? Haberi yokken iğneyle del kılıfları, nerden bilecek. Işığı da kapat, o heyecandan anlamaz. Yok! Kalamadım hamile! Çok uğraştım, olmadı. Aylarca deldim kılıfları… Anladım ki onun olmuyor. Allah bilir tabii! O beni bırakacak sanıyorlardı, o gitti işte.  Hamile kalınca bebeği bu vücutla nasıl mı taşırdım? Sorduğun şeye bak. Hiç kalkmazdım ki, yatardım dokuz ay, Orhanım bakardı bana. Keşke yaşasaydı! Çocuğunun olamayacağını bilmeden gitti. Her şey boş! Geliş kolay da gidişin hayırlı olmalı!

 Ne bileyim ben, yalnızlık zor. Herkes gitti. Annem, babam, Orhan! Yalnız kaldım. Anne olmayı çok istedim. Bu halimle de bakardım bebeğime. Annem biz küçükken bir masal anlatırdı. Güzel Böcek ile Şirin Farenin aşkı. Biz de Orhan’la öyleydik sanki.  Fare normalde böcekleri yer, evet, doğru söylüyorsun ama masal bu ya! Biz de Orhan’la imkânsız bir aşktık. Kendi halinde yaşayan bu Güzel Böcek bok böceğiymiş. Eski devirlerde sevgi ve aşk böceği denirmiş. Başkalarının pisliğini en güzel şekilde yuvarlar güneşe doğru götürürlermiş. Güneşin yönünü onlar sayesinde bildikleri için güneş böceği de denirmiş. En güzel yuvarlayanı eş olarak seçerlermiş. Tabii arada çirkin yuvarlayanlar, güzel olanlardan çalarmış! İşte Şirin Fare de bu Güzel Böceğe âşık olmuş, almış yuvasına götürmüş onu. Bir gün Fare, “Kralın oğlunun düğünü var, şimdi sarayda ne güzel yemekler vardır, hemen yemek çalıp geleceğim,” demiş. Böcek “Ne olur gitme, beni burada böyle bırakma,” diye yalvarmış. Fare dinlememiş tabii, aklı yemekte, “Hemen gelirim,” demiş ve gitmiş. Böcek de bir atın ayağının açtığı çukurda biriken yağmur suyunda, çamaşır yıkıyormuş onu beklerken. Suya düşmüş. Ters dönmüş. Benim gibi sırtı yuvarlak olduğu için kalkamamış sudan. Atlılara seslenmiş. “Ho, ho atlılar, atlılar! Saraya gidince kocam fareye deyin, böceğin suya düştü, ölecek, koş kurtar onu.” Atlılar bu duydukları sesi anlatmışlar saraya gidince. Fare de duymuş ama yetişememiş Güzel Böceğe. Böcek o minik su birikintisinde ölmüş. Niye mi anlattım bu masalı?  Herkes dengi dengine olmalı da ondan.

Orhan çocuk istemiyor diye ağladığımda annem derdi ki, “Kızım vücudunla ilgisi yok, yeter ki anne olmayı iste. O masaldaki bok böceği var ya, çiftleştikten sonra yumurtadan çıkan bebeklerini beslemek için, sırt üstü yatar, karnını yedirir bebeklerine. Annelik böyle bir şey işte.”  Hep onu hayal ederdim, çocuğum olsaydı… Yatardım sırt üstü, emzirirdim bebeğimi... Bak, o öldü! Her şey boş, hepsi hikâye.

Bir de yapabilseydim dünyanın en güzel nimetini. Onun kıymetini bil. Çirkinsin sen. Üzmedim seni değil mi? Yok yapamıyorum, ah ne zor yapamamak. Söylemiştim ya. Esneyemiyorum. Yok, yok vücudun esnemesi değil. Esnemek var ya, ağız dolusu esnemek, o işte.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhsan Oktay Anar romanının özellikleriSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Livia Gershon

13 Ekim 2025

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Şu an demokratmış gibi görünse de otokratik rejimle yönetilen ülkelerde, çoğunluğun yanı sıra bir de yüksek eğitimli ve bilgi bir alt grup var. Yirmi birinci yüzyılın diktatörleri önceki yüzyıllardaki seleflerinin aksine muhalif sesleri doğrudan şiddet kullanarak değil, d..

Devamı..

Kahvaltı Takımı Seçiminde Nelere Dikka..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024