Edebiyat aracılığıyla hedef kitleye sunulan bir ideolojik söylem, sıkıcı olmadan, bahse konu temayı sınırlanmışlık gerçeğiyle budamadan ve içinde yer aldığı eserin edebi çekiciliğini zedelemeyen bir biçemle okura aktarılabilir mi?
Hasan Parlak
Düşünebilme yetisiyle yaratılan insanoğlunda hayatı anlayabilmek, duygularını anlamlandırabilmek, hayallerini en estetik tarzda biçimlendirip somutlaştırabilmek tutkusu hep yaşayagelmiştir. Tarihin ilk çağlarında mağara duvarlarına çizilmiş resimlerle başlayan bu serüven, zaman içinde sanat formlarındaki güçlenme ve zengin çeşitlenme olgusuyla medeniyet mecrasındaki akışında ciddi bir ivme kazanmıştır. Felsefi literatürde yer almış düşünce doktrinlerinin etkileri, sanat üzerinde olduğu kadar politik hayatın asli unsurları üzerinde de kendini göstermiştir. Bir yandan çevresine duyduğu bitimsiz merakıyla bilimsel araştırmalara yönelen insan, diğer yandan da içinde yaşadığı toplumu yönetim temelinde biçimlendirme çabasına girişmiştir. Bu manada kaydedilen gelişmeler, bir tarafta fikri görüşlerin baskın olduğu dünyevi gerçekliklere öncelik tanıyan
ideoloji, diğer tarafta iç dünyamızın zenginliğinden beslenen, hayal ile hakikatin ayırt edilmez beraberliklerinin yaşandığı
edebiyat kavramlarının doğuşuna zemin hazırlamıştır.
İnsanlar arasında doğal olarak hiç bitmeyecek olan düşünsel farklılıkları
edebiyat ve
ideoloji bağlamında değerlendirmek, anlatımımıza katkı sağlayacaktır. Konu, taşıdığı toplumsal mahiyet dolayısıyla sanat hakkında ileri sürülen savlar üzerinden ele alındığında, iki zıt görüşün karşı karşıya gelişi öne çıkar. Sanatın sanat için mi yoksa halk için mi yapılması gerektiği hususundaki tartışmalardır bunlar. İlk bakışta bir görüşün mensupları, sanat, vasat algı ve anlayış seviyelerine inebilecek bir esnekliğe sahip olmalıdır derken, karşı tarafa dahil olanlar ise sanattan taviz vermeyen duruşlarıyla, halkın, sanatı anlama yeterliliğinin geliştirilmesi gerekliliğini savunurlar. Tartışmanın bu safhasında, bir de meseleye başka boyut kazandırabilecek şu husus da akla geliyor. Sanat halk için yapılmalıdır anlayışını benimsemiş olanlar, sanatın sınırlarını daha genişletmek ama içeriğini de kendi düşünce oluşumlarını kapsamlı ifade edici bir yapıya kavuşturmak amacındadırlar. Bu durumda da çerçevesi çizilip kuralları belirlenmiş, uygulanma araçları tespit edilerek kadrosu oluşturulmuş bir alanın sanata (edebiyata) rahatlıkla adapte edileceği bir sanat arayışı gündeme gelmektedir. Daha açık anlatımla sanat halk içindir söyleminde, ideoloji taraftarlarınca, kendi görüş ve düşüncelerinin tanıtımına uygun bir ifade yöntemi olarak, sanatı olabildiğince mesaj yoğunluğu temelinde yapılandırma arzusu da vardır.
Edebiyatın, hayatımızdaki her alanı kuşatabilen etkinlikte bir sanat türü olduğu gerçeği, toplum tarafından genel kabul gören güçlü bir kanaate dayanmaktadır. Ve böylelikle sanat dalları içinde bu saygınlığı kazanabilmesi kendine özgü birçok haklı nedene dayanır. Bu sebeplerin değerlendirilmesi sonrasında, edebiyatın ideoloji kavramına da tümüyle yabancı duramayacağı meselesi elbette gözden ırak tutulamaz. Ama edebiyatın kendi dinamiği ve var oluş prensiplerinin asla bağdaşamayacağı bazı özelliklerine bakıldığında, ideolojiye mesafeli durmasının kaçınılmaz gerekliliği hemen ortaya çıkar. En yalın söyleyişle, edebiyat, gerek düşünce, gerek ifade araçları ve bir de bu uğurda kullandığı kaynaklar itibariyle hem zengin hem de son derece özgür olmayı zorunlu kılan bir sanat yapısını gerektirmektedir. Kendi içindeki roman, öykü, nesir, şiir, eleştiri, tiyatro eseri gibi formların her biri, okurların dimağlarında ayrı çıkış noktalarının ve farklı anlatımların yelpazesini oluşturur. Bu nedenle toplumdaki yöneten ve yönetilenlerin karşılıklı hak ve yükümlülüklerini, sosyal hayatın kural ve gereklerini doğrudan konu edinip propaganda tarzında okura benimsetmek gibi katı bir misyon, edebiyatın doğasına tam da bu yönleriyle nasıl uygunluk sağlayabilir? Yani edebiyat aracılığıyla hedef kitleye sunulan bir ideolojik söylem, sıkıcı olmadan, bahse konu temayı sınırlanmışlık gerçeğiyle budamadan ve içinde yer aldığı eserin edebi çekiciliğini zedelemeyen bir biçemle okura aktarılabilir mi? Elbette bu bütünlükteki bir sunum, hiç de kolay elde edilebilecek bir başarıyı vaat edemez.
İnsanlardaki duygu ve mizaçların çeşitlililik göstermesi, ruhların yaratılıştan kazanılmış olağanüstü gizem ve hayal zenginlikleri, yeryüzü üzerinde tanık olunan yalın ya da muğlak her olay, yazın mecrasında kurulması gereken büyük bir dünyanın varlığını kaçınılmaz bir hale getirmektedir. Bu engin sınırlar içinde edebiyatın söyleyeceği çok şey olduğu meselesi aşikârdır. Sözgelimi, hikâyelerinden yola çıkarak Sait Faik’in fakir, basit yaşantılı insanları, hatta bir s
inagrit balığını unutulmaz karakterlere dönüştürerek her zaman hatırlamamızı sağlayabilme başarısını, haksızlıklara karşı isyan fikrinin artık aforizması olan “
yazmasaydım deli olacaktım” cümlesini bu bahsin örnekleri olarak sunmak, bu konunun izleyenlerine elbette bir fikir verecektir.
Edebiyat sanatının bu işlevsel özelliklerine karşın, ideolojilerde disipline edilmiş kesin kuralların değişmezliği ve ideologların kendi doğrularına ödünsüz bir inanç ve sadakatle sahip çıkması gibi, bazen şiddete başvurma eylemine dahi yol açabilecek nitelikte otoriter bir yapı vardır. Ama madalyonun öteki yüzünde, doğal olarak ideolojilerin kendilerini, hedef kitleye yazı ve matbu eserler aracılığıyla tanıtım ve sonrasında da bu yolla hükmedebilme gereksinimi devreye girmektedir. Toplumsal hayatta ideolojinin bir başvuru kaynağı olarak kitaplaşma zorunluluğunun önemi elbette hiçbir zaman göz ardı edilemez. Bu nedenle de ideolojinin edebiyatın ışıltılı dünyasına, gizemli albenisine her zaman muhtaç olduğu, gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir.
Sonuç itibariyle ideoloji, bu şartlar altında talep edilebilirliğini sağlamak açısından edebiyatla her zaman yakınlaşma ihtiyacı duyarken, ideolojiyle çok net bir birliktelik ve yol arkadaşlığı içersinde bulunacak olan edebiyat cephesi için ise, sanattaki düşünce serbestisi ve ifade alanının sınırlanması olumsuzluğunu da beraberinde getirmektedir.