Hayatı seviyorum, ama hayatımdan nefret ediyorum. Çünkü, ben ne kadar çabalarsam çabalayayım iyi bir insan olmama izin vermiyor. İnanın çok uğraşıyorum, fakat her seferinde hayat beni çamurlu yollara fırlatmayı seviyor. Yine de direniyorum, iyi bir insan olmaya çalışıyorum.
Haftalardır iş arıyordum. Nedense işverenler eski bir sabıkalıyı istihdam etme konusunda pek de açık fikirli değil. Oysa, fazla bir şey istemiyordum ki. Asgari ücret, başımı sokacak bir oda, bir tabak çorba ve bir parça ekmek. Tüm istediğim sadece buydu. Ama hayat bana bunu bile layık görmüyordu.
Son çare olarak eski arkadaşlarımı aramaya karar vermiştim. Onlar işverenler gibi değildi. Tatile çıkanların evlerini soyma, araba çalıp parçalama konusunda bana sınırsız istihdam sağlayabilirlerdi. Zaten, başka çarem de yoktu. Cebimde kuruş yoktu ve kelimenin tam anlamıyla aç ve açıktaydım.
Hava kavurucu derecede sıcaktı. Yakınlardaki bir caminin şadırvanından su içip hemen yanındaki parkta, ağaç altı, gölgelik bir bank buldum. Biraz dinlenip eski dostlarımın yanına doğru yola çıkacaktım. Vicdanım sızlıyordu elbet ama midemin gurultusu vicdanımın sesini rahatça bastırıyordu.
Tam kalkıp gidecekken yanıma bir kadın oturdu. İyi giyimli, kısa saçlı ve pahalı bir güneş gözlüğü takıyordu. Güneş gözlüğünden anladığım için söylemiyorum. Gerçekten baktığınız an bir kör bile o gözlüğün en az birkaç bin lira olduğunu anlayabilirdi. Ben ona gözlerimi dikmiş bakarken o sadece dimdik karşıya bakıyordu. Yüzünü bile çevirmeden konuşmaya başladı:
“Seni çok övdüler.”
“Anlamadım?”
“Buraya konuşmaya gelmedim. İşini çok kanlı hallediyormuşsın, ama bu sefer öyle yapma. Temiz ve hızlı olsun. Acı çekmesini istemiyorum.”
“Hanımefendi bir yanlışlık var sanırım.”
“Profesyonelsin demek. Bu hoşuma gitti. Al bunu. İçinde beş yüz bin var. Diğer yarısı da iş bitince. Yarın, yine burada.”
Bana elindeki siyah deri çantayı verdi ve uzaklaşıp gitti. Arkasından seslenmek istedim, ancak şaşkınlıktan ne yapacağımı bilmiyordum. Az önce ne olmuştu? Beş yüz bin? Çantanın içinde gerçekten para mı vardı? Bu para ne için, kime verilecekti?
Çantayı hafifçe açtım. Açmamla kapamam bir oldu. Gerçekten de içi tomar tomar para doluydu. İnsanın üzerinde bu kadar para olunca ister istemez temkinli oluyor. Yolda yürürken sanki herkes çantanın peşindeymiş ve az sonra bana saldıracakmış gibi hissediyordum. En eli yüzü düzgün insanlar bile gözüme adi gaspçılar gibi görünüyordu. Kaldığım ucuz otel odasına nasıl geldiğimi ben de bilmiyorum.
Paraları çıkartıp saydım. Gerçekten beş yüz bin lira vardı. Kadının söylediklerini düşündüm. Büyük ihtimalle birini öldürtecekti ve beni katille karıştırmıştı. Hayat boyu çalışıp kazanamayacağım para karşımda duruyordu. Nihayet hayat sonunda benim yüzüme de gülmüştü.
Gerçekten gülmüş müydü?
İyice düşünüp taşındım ve ihtimalleri sıraladım. Bu parayı sanki cep harçlığıymış gibi verebilen bir kadın oldukça güçlü ve tehlikeli biri olmalıydı. Peki paranın gerçek alıcısı? Benim varlığımı öğrendiğinde ve parasına konduğumu anladığında başıma büyük bir bela açabilirdi. Kadının söylediğine bakılırsa, acayip derecede kirli ve kanlı çalışan bir ruh hastasıydı.
Çantadaki paranın olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla alakalı bir liste hazırladım. Olumsuz taraftakilerin tek maddesi bile beni ürpertmeye yetiyordu. Parçalanarak öldürülmek… Hem artık iyi bir insan olmaya çalışmıyor muydum? Bana ait olmayan bir paranın elimde ne işi vardı? Adam kiralık bir katil de olsa başkasının emeğinin üzerine konuyordum.
Bir ihtimal de polise gitmekti elbet. Ancak bana inanırlar mıydı? Sanmıyorum. Üstüne bir de kadın parasını çaldığımı söyleyip beni tekrar hapse yollatabilirdi. Bu yüzden, polise gitme seçeneğini hemen eledim.
Sabaha kadar düşünüp taşındım. Fakat, çıkar bir yol bulamadım. En iyisi parayı teslim etmekti. Nasılsa kadının bugün nerede olacağını biliyordum. Paraları deri çantadan alıp sırt çantama koydum ve yola çıktım. Aynı parkta aynı bankın altında oturup beklemeye koyuldum.
Hanımefendi çok dakikti. Yine yüzüme bile bakmadan yanıma oturdu. Sırt çantamı uzatıp ona verecektim ki, bana bir deri çanta daha uzattı:
“Aferin. Temiz iş yapmışsın. Fakat, senin gibi birinin kurbanlarına intihar süsü vereceğini hiç düşünmezdim. Ah bir de o not yok mu? Nereden geldi aklına? Yok karım beni artık sevmiyormuş, yok onun sevgisi olmadan bir hiçimmiş. Yahu, gerçekten beni sevse niye kocamı öldürmek isteyeyim?”
Konuşurken sürekli gülüyordu. Lafı bitince yanımdan kalktı ve, “Görüşmemek üzere,” diyerek yanımdan ayrıldı. Artık elimde bir milyon lira vardı.
Akşam haberlerinde tüm kanallar ülkenin en zengin iş insanlarından birinin beklenmedik intiharını ve ardında bıraktığı acıklı intihar mektubunu konuşuyordu.






